Yazarlar Erdoğan/Biden zirvesinin sonuçları ve Türk/Amerikan ilişkilerinin seyrine dair yeni senaryolar

Erdoğan/Biden zirvesinin sonuçları ve Türk/Amerikan ilişkilerinin seyrine dair yeni senaryolar

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

NATO Zirvesinin yapıldığı Brüksel’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında gerçekleşen görüşme, Türk/Amerikan ilişkilerinin bundan sonraki seyrine, daha doğrusu yeni yönetim döneminde nasıl ilerleyeceğine dair yeni ipuçları verdi.

Zirvenin önemli bir sonucu şu:

ABD tarafının (yeni yönetimin) Türkiye ve Erdoğan’a yönelik ideolojik ve cezalandırıcı tonu ağır basan bir dil yerine, geleneksel pragmatik çizgide hareket etme eğilimini benimsediği görülüyor.

Bu yeni tona, Erdoğan’ın da benzer şekilde cevap verdiği söylenebilir.

(Türk/Amerikan ilişkilerinin atmosferini yansıtacak şekilde ‘ihtiyatlı iyimserlik’ yerine, Ak Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın keşfettiği tabirle, ‘ihtiyatlı kötümserlik’ ifadesini kullanmak daha yerinde olacaktır.

İyimser senaryolara karşı temkin payı bırakmak yerine, kötümser senaryolara karşı daha ihtiyatlı olmak anlamında.)

S-400 krizinin bu görüşmede bir çözüme bağlanmadığı ama aynı zamanda bu konudaki açmazı derinleştirecek bir sonucun da çıkmadığı yapılan açıklamalarla daha iyi anlaşılmış durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’da kendisine eşlik eden gazetecilere yaptığı açıklamada, “Biden’a ‘Gerek F-35, gerekse, S-400 konusunda farklı bir adım atmamızı beklemeyin’ dedim” şeklinde bir ifade kullandı.

Amerikan tarafının bu konudaki görüşünü yansıtan açıklama ise, Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan’dan geldi.

Sullian, “S-400 konusunda ilerleme kaydedemedik fakat liderler, diyaloğun devam etmesi konusunda hemfikir” dedi.

Tarafların bir diğerini teyit eden bu beyanatları, S-400 meselesinde ‘mevcut durumun korunduğuna’ işaret ediyor.

Türk ve Amerikan makamlarından bir süredir gelen açıklamaların satır aralarına baktığınızda, her iki tarafta da kriz konularını paranteze alarak işbirliği yapılabilecek başlıklar üzerinde yoğunlaşma yönünde karşılık iki iradenin ortaya çıktığı fark edilebiliyor.

Brüksel zirvesinin buna uygun bir çerçeve içinde geçtiği anlaşılıyor.

Bununla birlikte, S-400 konusunda iki tarafın da teyit ettiği gibi siyasi diyalog kanallarının açık tutulacağı, ortak bir noktada buluşmak için çözüm arayışlarının devam edeceği ve zor da olsa bu mümkün olursa, eylül ayında BM Genel Kurulu toplantısı sırasında yapılacak yeni bir üst düzey görüşmeye kadar mesafe alınabileceği yönünde de, bu işler için mesai harcayan çevrelerden dinlediğim bir senaryo mevcut.

Açmazdakiler yerine mesafe kat edilebilecek konular derken, bu zirve sonrası karşımıza çıkan bazı başlıklardan söz edebiliriz.

Örneğin genel çerçevesi üzerinde anlaşılan Afganistan meselesi.

ABD ve NATO ülkeleri çekilirken, Türkiye’nin Kâbil havaalanını koruması konusunda genel bir yaklaşım birliğinin sağlandığı görülüyor.

Rusya ve Taliban’ın itirazlarına rağmen.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan son açıklamasında, Biden’ın Kabil Havaalanı’nın Türkiye tarafından kontrol edilmesi konusunda yürütülen çalışmayı kabul ettiğini, Türkiye’nin bir takım destek taleplerine olumlu yönde cevap verileceğini söyledi.

Aynı açıklamasında, “Taliban’ın Türkiye’nin Afganistan’daki rolü hakkında yaptığı açıklamalar, bu çabalara gölge düşürmemeli” şeklinde bir ifade de kullandı Sullivan.

Beyaz Saray’dan gelen bu açıklamalara rağmen, Rusya ve Taliban’ın Türkiye’nin Afganistan’daki varlığının devam etmesine dönük itirazlarının farkında olmak ve ciddiye almak gerekiyor.

Ruslar, Afganistan’da Türk varlığının devam etmesinin Doha’da varılan anlaşmaya aykırı olduğu yönünde görüş bildirdiler.

Afganistan’da ipleri elinde bulunduran Taliban ise, sözcüsü üzerinden benzer yönde görüş bildirdi:

“Doha Anlaşması’nda açık ve anlaşılır ifadelerle, ABD’nin tüm müttefikleriyle, NATO ile birlikte Afganistan’dan tamamen çekilmesi gerektiği, geride diplomatik misyonlar haricinde hiçbir varlık kalmayacağı belirtiliyor. Bu ilke temelinde tavrımızı Erdoğan ile paylaşacağız.”

Son açıklamaları, Rusların, Afganistan dışında, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin derinleşmesini de kaygıyla izlediğine işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin hemen ardından Kremlin adına yapılan açıklamada, “Azerbaycan’da olası bir Türk askeri üssü kurulması hakkındaki gelişmeleri yakından gözlemliyoruz. Bu, Rusya’nın kendi güvenliğini ve çıkarlarını sağlamak için adımlar atmasını gerektirebilecek bir hamle” şeklinde ifadelere yer verildi.

Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise, bu açıklamanın tonunu bir tık daha yukarı çekerek “Saçma. Aliyev bu konuyu Putin ile görüşmeli” dedi.

ABD ile yaşadığımız krizlere odaklandığımız bir haftada, Afganistan ve Azerbaycan konusunda Rusya’dan gelen bu son açıklamalar, Ankara ve Moskova’nın bölgesel konularda tarihe dayalı rekabet ve ayrışmasının iki yeni örneği olarak karşımıza çıkmış olmuyor mu?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.