İkiz kuleler ve Pentagon'a yapılan saldırının üzerinden geçen bir haftada ortaya atılan yüzlerce komplo teorisinin, söylenen onca lafın ve yazılan onca yazının özeti şu: Ortada, Amerika'yı her geçen gün daha da şaşkınlığa sürükleyen, faili hala belli olmayan ve sürülen izin de doğru olduğu şüpheli bir saldırı vardır. Bu şaşkınlık, ABD Başkanı'nın "terörizme karşı haçlı seferine başlıyoruz" diye saçmalayıp, ardından da kırdığı potu telafi etmek için ayakkabılarını çıkararak camiye koşmasıyla zirveye çıkmıştır. Önce düşmanını ilan eden, ardından da bu düşmana uygun deliller üreterek saldırıyı çözmeye çalışan Amerika yönetimi, İslam dünyası ile arasına teröristlerin bile hayal edemeyeceği bir mesafe koymayı başardı!
Saldırı karşısındaki acizliği yetmezmiş gibi FBI'ın isimlerini dünya basınına açıkladığı, istisnasız hepsi "Ortadoğu kökenli" sanıkların, olayla ilgilerinin olmadığının ortaya çıkması Washington'un soruşturmayı objektif sürdürdüğü konusunda kuşkuları da artırdı. Biraz da bu yanlış iz sürme nedeniyle, bir hafta öncesine kadar tarihin çöp sepetinde bulunan "Medeniyetler Çatışması" tezi tekrar konuşulmaya başlandı. Şaşkın ABD yönetimi ve öncülüğünü Henry Kissinger'ın yaptığı bir grup, böyle bir çatışmanın kolayca tetiklenebileceği kanaatini ustalıkla yaydılar. "Çatışmacılar" o kadar büyük bir gayretkeşlik içinde ki, şu ana kadar tek bir kelime etmeyen Samuel Huntington olup bitenleri keyifle izliyor olmalıdır.
Oysa, ABD Başkanı dahil dünyada, saldırıların kim veya kimler tarafından yapıldığı konusunda kesin bir inanca sahip bir kişinin olmadığı bellidir. Zaten, Başkan da Bin Ladin'den bahsederken "zanlı" sıfatını kullanıyor ve ona yöneleceği anlaşılan operasyonun gerekçesini, "daha önce karıştığı kesin olan 11 eylem"e dayandırmaya çalışıyor. Bu zayıf delillere rağmen, Afganistan'ı hedef alan ve adı ABD'nin terörist ülke listesinde bulunan bazı Müslüman ülkelere de yönelebileceği ihtimal dahilinde olan bir intikam operasyonu kaçınılmaz görünüyor. Hazırlıklar, Bin Ladin Taliban yönetimi tarafından ABD'ye teslim edilse bile, New York'ta yaşanan dehşetin benzerini dünyaya gösterilmesi konusunda bir kararlılığın varlığını gösteriyor.
Böyle bir durumda; yani, Bin Ladin ülkelerinde bulunmasından dolayı hiçbir sorumluluğu olmayan masum Afganlılar'ın ABD füzeleriyle karşı karşıya kalmaları halinde, kim Amerika'nın 11 Eylül akşamındaki kadar haklı olabileceğini iddia edebilir? Kırılan onurunu telafi etmeye çalışırken birkaçı hariç tamamı geleneksel müttefiki olan İslam ülkelerinin halklarını ebediyyen karşısına almak gibi dramatik bir durumla karşı karşıya bulunan Amerika, zihinleri "İslami terör"e şartlayıp diğer seçenekleri dışlayarak daha baştan hareket alanını daralttı. İslam dünyası bu "delilsiz öfke" karşısında şu anda bile o kadar reaksiyon halinde ki, Kabil'e düşen ilk füzenin ardından bu reaksiyonun nerede demirleyeceğini tahmin etmek güç değildir. İslam dünyası kaçınılmaz olarak, ABD'yi "büyük şeytan" ilan edenlerin safını tercih etmek zorunda kalacaktır. Hele hele ABD Başkanı, "Haçlı seferi" lafını ağzından kaçırdıktan sonra...
Gerçek şu ki, saldırıların ardından, İslam dünyasına yapıştırılmaya çalışılan ve büyük ölçüde de başarılı olunan imaj, yerkürenin geleceği için büyük bir tehlikenin habercisidir. Nasıl, en acımasız seri katillerin yaşadığı ve dünya ortalamasının üzerinde suç istatistiklerine sahip bir ülke olması, Oklahoma bombacısı Timothy Mc Weigh, Davidians tarikatı ya da şiddete eğilimli onlarca dini cemaati barındırması; ABD toplumunun cani ruhlu ve Katolik Hıristiyanlığın bir şiddet dini olduğunu göstermezse benzer kıyaslama İslam dini için de geçerlidir. Zihinlere giydirilen bu din terör eşitliğine dayanılarak herhangi bir İslam toprağının bombalanması ve bir halkın katledilmesi kabul edilemez.
Dün Çin hükümetinin yaptığı açıklamadan da görüldüğü gibi dünyanın ABD'ye verdiği destek son derece kırılgandır. Washington bu desteği kaybetmemeyi önemsiyorsa, yeni terör girişimlerinin kaynağı olmayacak bir yöntem üretmek zorundadır.
Bunun başaramazsa, değil bir Haçlı Seferi'ne öncülük etmek!, uğradığı saldırıya eşdeğer karşılık vermeye kalktığında bile haksız duruma düşmeye aday görünmektedir. Çünkü, bütün dünya Washington ve uyduları gibi düşünmüyor.
ABD'nin elinde son tahlilde, dünya kamuoyunu suçluların kimliği konusunda ikna ettikten sonra ve ancak bu suçluları hedef alacak bir operasyondan başka bir seçenek bulunmamaktadır.