Devletin sahipleri

00:004/01/2000, Salı
G: 10/09/2019, Salı
Nazif Gürdoğan

Türkiye gibi üretim gücü düşük ülkelerin dışında, hiçbir ülkede devlet milletin sahibi olarak hareket edemez.Marmara Bölgesi''nde depremle evlerini kaybeden aileler oruç ayını çadır ya da prefabrik evlerde tamamlamaya çalışıyorlar.Anadolu insanının kültüründe ümitsizliğe yer olmadığı için, o devletin kamu hizmetlerini görmedeki başarısızlığı karşısında bile gelecekten ümidini kesmiyor.Devlet kurum ve kuruluşları, topluma hizmet götürmedeki başarısızlıklarını örtebilmek için, sivil toplum kuruluşlarını

Türkiye gibi üretim gücü düşük ülkelerin dışında, hiçbir ülkede devlet milletin sahibi olarak hareket edemez.

Marmara Bölgesi''nde depremle evlerini kaybeden aileler oruç ayını çadır ya da prefabrik evlerde tamamlamaya çalışıyorlar.

Anadolu insanının kültüründe ümitsizliğe yer olmadığı için, o devletin kamu hizmetlerini görmedeki başarısızlığı karşısında bile gelecekten ümidini kesmiyor.

Devlet kurum ve kuruluşları, topluma hizmet götürmedeki başarısızlıklarını örtebilmek için, sivil toplum kuruluşlarını ihtiyaç sahibi ailelerin yardımına koşmasını akılalmaz bir biçimde önlüyor.

Deprem Türkiye''de yönetim ile toplumun birbirinden nasıl kopuk olduğunu gözler önüne serdi. İki kesim arasındaki güvensizlik sanıldığından çok daha ileri boyutlarda.

Bir ülkede devlet, toplumda güvenliği ve adaleti sağlamak için vardır. Türkiye''de ise, toplum devlet için var. Bu yüzden hükümetler kendilerini ülkenin sahibi olarak görürler. Hükümetlerde görev alanlar, bir şirkette en büyük ortak çalışanlarına nasıl davranırsa, onlar da seçmenlere öyle davranır.

Türkiye''de hükümette yer alan birisi, trafik ne kadar yoğun olursa olsun, kurallara uymak zorunda olmadığı gibi, hiçbir kırmızı ışıkta da durması gerekmez.

Havayolları, Demiryolları ve devlet bankaları gibi, ne kadar kamu iktisadi kurum ve kuruluşu varsa, hepsi hükümettekilerin olduğu kadar meclistekilerin de özel kuruluşu gibi çalışmak zorundadır.

Üniversiteler milletin değil, devletin özel okullarıdır. Devlet onların yönetimine istediği kişileri, istediği zamanda tayin eder. Gelen yöneticiler de, kamu hizmeti verip vermediğine bakmadan istediği öğrenciyi derse alır, istemediği öğrenciyi de almaz.

Devlet kendi kurum ve kuruluşları yetmezmiş gibi, bütün bankalara yüzde yüz mevduat garantisi vererek, en güçlü bankayla en zayıf bankayı aynı kefeye koyar. Bankaların kaynakları eriyince de, milletin parasıyla yönetimine el koyar.

Türkiye gibi üretim gücü düşük ülkelerin dışında, hiçbir ülkede devlet milletin sahibi olarak hareket edemez.

Milli geliri Türkiye''nin beş on katı olan ülkelerde hiçbir devlet görevlisi, toplumun arasında koruma ordusuyla dolaşamaz. Çünkü bu sözkonusu görevlinin seçmenlerine güvenmediği anlamına gelir.

Seçmenine güvenmeyen bir ülkede ne pazar ekonomisi ne çoğulcu demokrasi, ne de uluslararası standartlarda özgürlükler olur.

Türkiye''de devlet, seçmensiz demokrasi istemekten artık vazgeçmelidir.