Zırva tevil götürmez

00:0011/01/2012, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

1-Sadece Kemalist ve Solcu yazarlara verilen bir edebiyat ödülü var: Mersin Kenti Edebiyat Ödülü. Sonuncusu Leyla Erbil''le verilen bu ödülün değerlendirme kurulu başkanlığını Ö. İnce yapıyor. MTSO tarafından verilen bu ödülü -sessiz sedasız bir alma-verme işinden ibaret olduğu için- mesele etmeye hiç değmez.Benim dikkatime takılan husus, ödül gerekçesinin içeriği ve üslubudur: 1. Madde''sinde "Aklımızı ve kalbimizi yalansız bir edebiyatta buluşturmak üzere Türkçeyi benzersiz bir hayal gücüyle zenginleştirdiği;

1-Sadece Kemalist ve Solcu yazarlara verilen bir edebiyat ödülü var: Mersin Kenti Edebiyat Ödülü. Sonuncusu Leyla Erbil''le verilen bu ödülün değerlendirme kurulu başkanlığını Ö. İnce yapıyor. MTSO tarafından verilen bu ödülü -sessiz sedasız bir alma-verme işinden ibaret olduğu için- mesele etmeye hiç değmez.

Benim dikkatime takılan husus, ödül gerekçesinin içeriği ve üslubudur: 1. Madde''sinde "Aklımızı ve kalbimizi yalansız bir edebiyatta buluşturmak üzere Türkçeyi benzersiz bir hayal gücüyle zenginleştirdiği; varoluşsal başkaldırıyı yaratıcı sanat düzeyine taşıyarak yeni insan için yeni bir etik ve estetik önerdiği; okurun kendi hakikatine temas edebileceği karakterler yaratarak, içindeki deli şeytanın iyiden ve kötüden eşit uzaklıkta bir kendilik olduğuna ve olanca sessizliği içinde zulme, bağışlamaya, suça, delirmeye, aşka, yenilgiye ve şiddete bireyin iç dünyasına tanıklık ettiği" denilen gerekçenin 4. Madde''sinde de "Ataerkil kapitalizmin kodladığı sakatlanmış varoluşu özellikle kadın karakterler üzerinden dilsel bir saldırıyla aşmak üzere..." kaydı düşülmüş.

Yerli kapitalizmin temel taşlarından olan bir kuruluş ödül icat ediyor, ödülün kime verileceğini Kemalist Solcu bir juri belirliyor, yeni ödülün verilme gerekçesinde ise Kapitalizme sövülüyor.

Hadi bunları geçelim, "varoluşsal başkaldırıyı yaratıcı sanat düzeyine" taşımak ne demektir; "...yeni insan için yeni bir etik ve estetik" önermek nasıl bir şeydir; "içindeki deli şeytanın iyiden ve kötüden eşit uzaklıkta bir kendilik olduğuna" hüküm vermek hangi kuşbeyinlinin işidir?

Hani, bu metin ''70''lerde yazılmış olsa neyse; bunun 2011''de kabak tadı veren, uçuk bile değil yarı-kaçık cümleler olarak görüneceğini bilen hiç kimse yok muydu bu metni hazırlayanların içinde? En azından aklı başında bir şair olarak tanıdığım jüri üyesi Celal Soycan buna müdahale edemez miydi? Diyelim ki edemedi, "...Okuru gürültüden, yılgıdan, tüketim çılgınlığından, estetize edilerek gizlenmiş tüm iktidar süreçlerinden ve gündelik hayata sinmiş faşizan yönelimlerden..." vb. zırvazalardan oluşan metnin altına imza atmaktan olsun kaçınamaz mıydı?

2-Bunları şimdi söz edeceğim bir kitap tanıtma metniyle birlikte düşününce "zırva tevil götürmez" deyimini tekrarlamaktan kendimi alıkoyamadım.

Bu metinle Okur Kitaplığı''nın sitesinde karşılaştım. Kitapların arka kapak yazılarında reklam dilinin kullanılmasına iyiden iyiye alıştırıldık ve aynı şeyin tanıtım yazılarında da yapılmasını kanıksamaya başladık ama belli ki, yukarıda sözünü ettiğim metin gibi bu metin de uçuşa geçmiş biri tarafından yazıldığından "Bire, bire, bire!" dedirtecek cinsten olmuş.

Hemen belirteyim, buradaki mesele kitabın yazarıyla ilgili değil; bir yazarın övülmek suretiyle nasıl madara edileceğiyle ilgili.

Birlikte bakalım: "Çağlarca sürecek bir manevi yükselişin anıtını dikiyor zamana, genelde tekli mısra üzerinden giderek klasik şiirimizin biçimsel karakteristiğine selam çakıyor, diğer taraftan bu mısra yapısını nitel ve nicel bakımdan hacimlendirip yalın muhtevasıyla muhatabına kolayca ulaşarak onu adeta esir alıyor ve özgürleştiriyor. Modernizmin yarattığı hayal kırıklığından inancın şefkatli kollarına sığınarak toplumsal ve sosyo-ontolojik eleştirilerini metropollerin harabeye dönmüş ideolojilerinden değil, insan yüreğinin yıkılmaz mabedinden yükselten şair ben, estetik üstünlük ve semantik derinliğiyle dilimize ölümsüz bir eser kazandırıyor. Adeta kuşatma yapacak bir komutanın matematiksel hesabıyla, 1453 mısra askeriyle..."

İşte böyle! Manevi yükselişin anıtını zamana dikmek, şiirin biçimsel karakteristiğine selam çakmak, mısra yapısını nitel ve nicel bakımdan hacimlendirmek (ilk metinde de Türkçe''ye yeni bir dilsel hacim kazandırmaktan söz ediliyordu), toplumsal ve sosyo-ontolojik eleştiri, şair ben, semantik derinlik, ölümsüz eser... vb. üfürükten tayyare bir sürü niteleme...

Yazı yoluyla bir yazara ancak iki şekilde kötülük yapılabilir: 1)Onunla doğrudan alay edilir ve yazdıkları bu yolla küçümsenir, 2)Reddedi de kabulü de mümkün olmayan kimi sıfatlar ona zorla yüklenerek, birinci dereceden meraklısına bile henüz ulaşmamış kitabı ölümsüz eser ilan edilir.

Burada, bağlamından koparılmış bir alıntıyla, yazarın her maksada uygun söz söyleyebilirliği üzerinden üçüncü bir kötülük etme tarzı daha geliştiriliyor: "dağlar benim kardeşimdir yuppiiiiiiiiii"

Evet, zırvacılara ikamet de sorulmaz. İlki güya Sosyalist bir itirazı kotarmaya çalışır, ikincisi "Batı tandanslı şiiri fethederek İstanbul gibi İslamlaştırmak"tan dem vurur.

Bize de ikisine birden "Bire bire bire!" demekten başka bir şey düşmez.