Meyhaneci babanın dindar evladı

00:009/02/2012, Perşembe
G: 5/09/2019, Perşembe
Osman Özsoy

Dün sabah oğlum, "baba öğleden sonra evde misin?" diye sordu. Kendisi okula gideceğinden, siparişini verdiği Sherlock Holmes kitap serisinin kargo ile geleceğini söyledi.Öğle saatlerinde yazımı bitirip tam gazeteye göndermek üzereydim ki zil çaldı.Sabahtan bu yana kargosunu bekleyen 16 yaşındaki oğlum kapıya koştu, "anne benim değil senin kargon gelmiş" dedi.Eşime gelen, James c. Harrington''ın ''Fethullah Gülen''in Hukuk Serüveni'' başlıklı kitabıyla, Fethullah Gülen''in ''Yaşatma İdeali'' başlıklı

Dün sabah oğlum, "baba öğleden sonra evde misin?" diye sordu. Kendisi okula gideceğinden, siparişini verdiği Sherlock Holmes kitap serisinin kargo ile geleceğini söyledi.

Öğle saatlerinde yazımı bitirip tam gazeteye göndermek üzereydim ki zil çaldı.

Sabahtan bu yana kargosunu bekleyen 16 yaşındaki oğlum kapıya koştu, "anne benim değil senin kargon gelmiş" dedi.

Eşime gelen, James c. Harrington''ın ''Fethullah Gülen''in Hukuk Serüveni'' başlıklı kitabıyla, Fethullah Gülen''in ''Yaşatma İdeali'' başlıklı kitaplarıydı. Her iki kitabı ben de henüz almamıştım. İlk defa görüyordum.

O sırada yazımı tamamlamak için uğraştığımdan gelen kitaplarla yakından ilgilenecek vaktim yoktu. Göz atmak için kitapları elime aldığımda ve rastgele açtığımda ilk kitabın 63. sayfası denk geldi. Şaşırmadım desem yalan olur. O sırada tam da okuduğunuz bu yazı üzerinde çalışıyordum ve aslında ben de bunları anlatmak istiyordum.

Gözüme ilişen ilk satırlarda şunlar yazılıydı:

"AK Parti liderleri ve Gülen de özellikle din özgürlüğünü korumak adına AB üyeliği konusunda ısrar ediyorlar. Fakat Kemalist ve laik kesim dini eğilimli partileri kontrol altında tutmak için üyeliği istememektedirler..."

Dindar nesil tartışmalarına tanıklık edip de yukarıdaki tespiti önemsememek mümkün mü? Satırların devamında çok daha çarpıcı ayrıntılar var ama konu dağılmasın diye burada noktalayalım.

"Meyhaneci babanın dindar evladı" başlıklı bir yazıda bu tespit muhakkak yer almalı diye düşünürken, son dakika haberi olarak internete düşen bir başka haber yazının genel çerçevesini de, kurgusunu da hepten etkileyecek bir katkı sundu.

Objective Research Centre (ORC) tarafından Türkiye genelini temsil eden 26 il ve 135 ilçe ile bunlara bağlı 286 yerleşim biriminde 3 bin 614 katılımcı ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen "Dindar Nesil Yetiştirme Tartışmalarının Seçmen Tarafından Algılanma Biçimi" başlıklı
göre, seçmenin yüzde 55''i "Dindar nesil yetiştirmenin devletin görevi olduğunu" söylemiş.

Katılımcıların yüzde 92.2''si ''Dindar kimdir'' sorusuna, "İslam''a sıkıca bağlı olan kişi" kişi derken, yüzde 61.8 gibi yüksek bir orandaki kesim ise, CHP''nin dindarlara karşı önyargısı olduğunu belirtmiş.

Dindarlık tartışmasında CHP''ye kaybettiren ise tartışmaya "Ateizm" üzerinden girmesi... Nitekim, "Dindarlık tartışmaları sırasında sizce CHP neyi savundu" sorusuna, katılımcıların yüzde 35.7''lik büyük çoğunluğu, "Ateizmin doğru bir düşünce olduğunu savundu" yanıtını vermişler.

Ortaya çıkan bu sonuçtan sağduyu sahibi CHP''lilerin de rahatsız olduğunu düşünüyorum. Maalesef bu durum, hepimizin algılarla yaşadığı gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.

Araştırmanın belki de en ilginç sonucu, AK Parti''nin inançsız (Ateist) kesimden CHP''den daha yüksek oy aldığını yansıtması... Bu ayrıntıya hiç şaşırmadım. Yazıya ''meyhaneci babanın dindar evladı'' başlığını koyarken de tam olarak kasdettiğim buydu.

Başbakan Erdoğan''ın dindar nesil arzu ettiklerine yönelik sözleri belli çevreleri çıldırtmış olsa da, sağdan soldan tüm geniş halk kesimlerinde ciddi bir karşılığı olduğunu da kabul etmek lazım. Meyhaneden çıkmayan bir babanın bile temel arzusudur, çocuğunun kendisinden daha dindar olduğunu görmek...

Yukarıdaki araştırmayı görmeden başladığımız yazımızda biz de tam bu noktanın altını çiziyor ve Bediuzzaman Said Nursi''nin bir tespitini aktarıyorduk.

Bilindiği gibi Bediüzzaman Said Nursi bizzat Mustafa Kemal Paşa''nın daveti üzerine 1922 yılında Ankara''ya gelir. Meclis''teki tablodan pek hoşnut kalmaz. Nitekim 19 Ocak 1923''te milletvekillerine kendisinin kaleme aldığı 10 maddelik bir beyanname okur.

"Bu fakirin, bir meselede on sözünü, bir kaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum" cümlesiyle başlayan beyannamenin dördüncü maddesinde şunlar yazar:

"Bu millet-i İslamın cemaatleri, her ne kadar bir cemaat namazsız kalsa, hatta fasık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin (dindar) görmek ister. Hatta, umum Şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları sual bu imiş: "Acaba namaz kılıyorlar mı?" derler. Namaz kılarsa, mutlak emniyet ederler (güvenirler), kılmazsa, ne kadar muktedir olsa, nazarlarında müttehemdir (kendisinden şüphe duyulur, yeterince güvenilmez).

Bir zaman, Beytüşşebap aşairinde isyan vardı. Ben gittim, sordum:

"Sebep nedir?"

Dediler ki:

"Kaymakamımız namaz kılmıyordu; öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?" Halbuki, bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıya idiler" der. (Yazıyı internetten okuyanlar 10 maddenin tamamına bu linkten
)

Bediüzzaman''ın sözü üzerine lafı daha uzatmaya gerek yok. Ne diyor; "Eşkıya bile ülkenin yöneticilerini daha dindar görmek ister..."

Üstelik sosyal ve siyasal tüm trendler bu dip derin dalgadan çok ciddi bir şekilde etkilenmektedirler. Bunu görmezden gelmek gerçeklere karşı kör olmakla eşdeğerdir. Adnan Menderes''in mezarında Fatiha okuyanların, İnönü''nün mezarında aynı hassasiyeti göstermemesinin bir nedeni de budur. Bu durum, çok da sesli ifade edilemeyen bu ülkenin yalın gerçekliğidir.