Bir sol, bir Ecevit, bir ölüm

00:007/11/2006, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Bugün bütün köşelerde, “Bülent Ecevit''le anılarım”, “Hatıralarda Karaoğlan” başlıklı nostalji yazıları okuyacaksınız. Mesajlar, taziye ve başsağlığı dilekleri, yayımlanmıyor da yağıyor sanki, yetişemeyebilirsiniz. Hepsi yakaladığı tarafından doğru olan övgüler, bütün ölümler erken olduğundan duyulan çok büyük üzüntüler Bülent Ecevit için de geçerli. Bu ölüm, hepimizi çok müteessir etti.Ecevit''in ardından gelen bu tutkal gibi üzüntü dalgasının hiçbir dipnotu bulunmaması, “İyiydi ama işte, şöyle

Bugün bütün köşelerde, “Bülent Ecevit''le anılarım”, “Hatıralarda Karaoğlan” başlıklı nostalji yazıları okuyacaksınız. Mesajlar, taziye ve başsağlığı dilekleri, yayımlanmıyor da yağıyor sanki, yetişemeyebilirsiniz. Hepsi yakaladığı tarafından doğru olan övgüler, bütün ölümler erken olduğundan duyulan çok büyük üzüntüler Bülent Ecevit için de geçerli. Bu ölüm, hepimizi çok müteessir etti.

Ecevit''in ardından gelen bu tutkal gibi üzüntü dalgasının hiçbir dipnotu bulunmaması, “İyiydi ama işte, şöyle bir kabahati de vardı” gibi en küçük bir sitem eserine rastlanmamasının tek sebebi ''ölünün ardından kötü konuşulmaz'' geleneğimiz, adabımız değil sadece. Çünkü ömrümüz yeterse hep birlikte görürüz, Allah gecinden versin, Evren''e bir şey olursa, hafif yollu “darbe de yapmıştı ama” şerhlerine rastlayacaksınız, emin olun.

Ecevit''i böylesi değerli ve unutulmaz kılan, ölümünü toplumsal bir sevgi konsensusuna çevirebilen etkenlerde, Türkiye''nin aktif siyaset topografyasında pek rastlanılmayan yükseklikteki zerafet anlayışıyla, memleketin onlarca yıllık politik tecrübesine bakıldığında yan yana getirilmesi hayli zor görünen siyaset-dürüstlük ikilisini aynı hayat ekseninde ve biri için diğerinden taviz vermeden yürütebilmesinin yadsınamaz bir rolü var elbette. Ama bu sevgiye mazhariyetin sırrı bununla sınırlı değil. Türk toplumunun “Karaoğlan” taltifini borçlu olduğu Kıbrıs Barış Harekatı da değil. Sebep, Ecevit''in askeri başarısı olmadığı gibi, siyasi başarıları ya da incelikli şair duyarlılığı da değil.

Ecevit''in başarısı, bu toplumun doğruları, yönelimleri, gelenekleri sözkonusu olduğunda, önerileri, kabulleri, algılarıyla hep bir doku uyuşmazlığına sebep olmuş, marjinal kalma kaderinden kurtulamamış, dolayısıyla hiçbir zaman geniş katılımlı bir taban hareketine dönüşememiş sol söylemi, muhatabını irrite etmeden vatandaşa seçenek olarak sunabilmesidir.

Sol söylemi yeniden yapılandırma gibi bir şey değil kastım, solun bu toplum ve bu siyasetle kurmak zorunda olduğu organik ilişkiden neşet eden çatışmayı, halkla yan yana durarak hafifletmek, bu çatışmalı ve gelgitli ilişkiyi siyasi anlamda randıman alınabilecek bir seviyede tutmayı başarmaktan bahsediyorum. Hem Türkiye''de varolduğu günden bu yana Kemalist öğretinin ilkelerinden kopamamış olmasıyla, hem de bütün dinleri reddeden söylemi nedeniyle Türk toplumuyla arasında hep bir mesafe olmuş, solu, sert ve köşeli tarafından tutmamış olmasından yani.

Meseleye solun eşitlik ilkesinden başlayan, sınıf bilincinden girerek Türkiye''nin neredeyse tamamını kapsayan “lumpen proleterya”ya, işçi sınıfına eğilerek tabana ulaşabilmiş olmasından. Gençliğinde din faktörüne, ne olumlu ne olumsuz hiç bulaşmamış oluşundan. Siyah kasket, mavi gömlek ve beyaz güvercin tam da bu nedenle Ecevit''in yarım asrı aşkın siyasi hayatını simgeleyen üç mühürdür. Ve aslında sıradan parti amblemi sayılabilecek figürlerle bu derece izomorf, başka liderde görülmemiştir.

Şimdiki sağa açılan ve dine kucak açan CHP''nin bu dönüşümünün ''oy'' kaygısı sebebiyle olduğunu bal gibi bilen milyonlara değil de, neden sadece bir avuç cumhuriyet aydınına hitap ettiğinin cevabı da aslında burada yatıyor. Ecevit, bir zamanlar mavi gömleğiyle işçileri kucaklarken dürüsttü. Son demlerinde “Vahdettin hain değildir” derken de oynamıyor, onyıllarca haksızca sessiz kalınmış bir konuda Cumhuriyet ideolojisinin siyasi aktörlerinden biri olarak nedametini getiriyordu sadece.

Bütün bunları hatırlayanlar, Ecevit''in başı örtülü vekil için “çıkarın dışarı bu hanımı” diye gürlediğini de hatırlayacaktır. Ancak bunun, Ecevit''in zarif siyaset tarzının aksine, ilk ciddi “din çıkışı” olduğunu, çünkü o dönem siyasi konjonktürünün bunu gerektirdiğini bilmekte fayda olduğunu söylemekle iktifa edelim. Ve bu meselenin de, tıpkı iyi-kötü her şey gibi, kara kaplı defterde olduğunu, dolayısıyla da artık bizi ilgilendirmediğini.

Allah rahmet eylesin.