
Garip, gereksiz ve mesnetsizdi. Hrant Dink suikastı sonrası, maktulün içe doğru bükülmüş, gazete kağıdının dışında kalmış ayaklarının acıklı manzarası, ortak kültürde kurbana üzülmeye ve onunla özdeşim kurmaya yarayan ''sırtından vurulma'' hali ve hem gelenekte hem dinde yeri olan ''emanet'' hissiyatı sayesinde vuku bulduğunu düşündüğüm ''Hepimiz Ermeniyiz'' sözü bildiğiniz üzere ''Hepimiz Türküz''le karşılandı.
Düşeni sahiplenmek, evine gelmiş misafirin kanlı bıçaklı bile olsa tüm kabahatlarini tıpkı kapıda çıkarılan ayakkabı gibi eşiğin dışında bırakarak misafirlik süresince hürmette kusur etmemek ve benzer ''yüce gönüllülükleri'' yüzlerce yıllık bir geleneğin tecrübesiyle sabit olan bir toplum, ''Hepimiz Türküz'' hatta son günlerde karşımıza çıkan, çıktığı anda da herkesi şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüren ''Hepimiz Ogün Samast''ız'' sloganıyla mukabelede bulundu cenazede taşınan pankartlara. Oysa kendiliğinden savunma insiyakı doğurması gereken bir slogan değildi hedef bellenen. Çünkü karşısına Türkleri ve Türklüğü koymamıştı. Mesnetsizdi. Hem, ne Hrant Dink dışındakiler Hrant Dink olabilirdi, ne de Ogün Samast dışındakiler Ogün Samast olabildi. Bu mesele böyle çözülemezdi.
Gördüğümüz şu: İfrat-tefrit noktasında salınıp durmaktan başı dönmüş kitleler arasında gürültüye giden asıl mesele, herkesin bırakıp kaçtığı tahta bir bavul gibi kalakaldı metropolün orta yerinde. Cinayeti, azmettiricileri, derin devleti, şeffaf güçleri araştıran falan yok artık, fazla bilgi yüklenmesinden merak dürtüsü çöktü. Elimizde kala kala ifratın da tefritin de kaynağı olan “fart” yani aşırılık kaldı.
Basit, sıradan bir harmonik hareket gibi, neredeyse doğal akışla günden güne kabaran bu vandal salınım, bu toplumun hissiyatına dokunabilen her şey ve herkesi nesnesi kılabilir artık ve zincirinden boşanmış, başıbozuk kalabalıkların öfkesi, küçük bir parmak şıklatmasına bağlıdır. Toplumu sınırlayan epistemlerin ilke ve etik öğretilerini, ortak akıl, toplumsal sağduyu gibi kavramları soracak olursanız, pılıyı pırtıyı toplamış, uzaklara yelken açmıştır. Bugün bu memleket budur.
Önceki gün bir haber vardı; Kurtlar Vadisi Terör daha ekrana gelmeden RTÜK''ün telefonlarının kilitlenmesine neden olmuş. Vatandaş; dizinin yeniden başlamasına engel olunması gerektiği, yoksa bu meşum dizinin ırkçılığı körükleyeceği, psikopat bir gençliğin yetişmesine neden olacağı ve Kürtlere cephe alınmasına zemin hazırlayacağını daha şimdiden haber veresiymiş.
Tahmin edileceği üzere dizi, bu haberi yayınlayan gazetenin bağlı bulunduğu grubun kanalında değil, rakip kanallardan Show''da başlayacak. O gazetenin kardeş kanalında yayınlandığı dönemde koca koca yazarlardan envai çeşit Kurtlar Vadisi güzellemeleri okumuşluğumuz da vardı ama bu ayrı ve eski bir konu tabiî. Takdir edersiniz ki, o dönemde toplum namına kaygı duymayı geciktiren ''Tamamen duygusal'' birtakım engeller vardı. “Televizyonlar kâr amaçlı yayın kuruluşlarıdır” şeklindeki neredeyse legalleştirilmiş sorumluluktan yırtma söylemi revaçtaydı ve dizi elinden kaçtığı anda söylediğinin tam tersinden konuşmaya başlayarak toplum yararını gözetmek ''etiğinin'' akla gelmesini riyakarlık olarak nitelemeye yarar tüm verileri, gerçekçiliğiyle elimizden alıyordu. Hala öyle.
Gelelim Kurtlar Vadisi''nin ''abartılması'' noktasına. Şikayetler bir yere kadar haklılık payı taşıyor, çünkü ''para kazanmak'' için projelendirilmiş bir eğlencelik, insanların vakit öldürmesi için ekrana sürülmüş, hepsi birer oyuncu olan karakterleri, uydurmasyon senaryosuyla bir dizi olan Kurtlar Vadisi, gerçekdışı olmasına karşın, boynuna taşıyamayacağı ağırlıkta gerçek bir ''misyon'' asılmış ve başkaları eliyle yapıştırılmış bu misyon bir toplumun ortak hissiyatına yön verebilme becerisine tevdi ettirilmiştir.
Ama “Bu nasıl bir ortak hissiyattır ki, bir diziyle kabarabilecek derecede oynaktır?” sorusunu kimse sormaya ihtiyaç duymamıştır. Altı üstü bir dizi, bu işten kazanan birtakım insanların kurguladığı hayal ürünü çalışma, milliyetçiliği körükleyebilme gücünü nereden ve nasıl alır? Dizi karakterleri nasıl bir ''kahraman'' haline gelebilir? Ölmüş/öldürülmüş bir karakterin ardından cenaze namazı kılanlar gerçekle-hayalin sınırlarında gezinen, akılla ve izanla bağını kopartmış birer meczup değilse, nedir? Bu toplumu bu kadar kolay yönlendirilebilen, hipnotize edilebilen, tek bir işaretle harekete geçen otomatlara dönüştürebilen güç nedir, ne menem bir şeydir yani?
Kabul etmek gerek, “Hepimiz Ermeniyiz” pankartları, “Suçsuz bir insanın katline acıma, ölümün üzerine yaydığı acıklı görüntüye merhamet duyma gibi” bu milletin ezeli özelliklerini hatırlara getiren bir duygudan neşet etmiş refleksif bir tutumsa, “Hepimiz Türküz” ve hepimiz “Ogün Samastız” dövizleri de, irade ve bilinçdışından ses veren bu refleksif davranışlara katbekat şiddetlisiyle mukabele etme dürtüsünden çıkmıştır. “Sen yaptıysan, ben daha iyisini yaparım” tavrı yani. Aksiyonu temkinin, aşırılığı itidalin, gürültüyü sükunetin, debdebeyi sadeliğin önüne geçiren yüksek tansiyonlu bir romantizm hali.
Yani ''Ya Hrant olacaksındır, ya Ogün''; ''Ya Kurtlar Vadisi yayınlanmayacaktır ya da yayınlanacaksa yeni bir milliyetçi infiale hazır olunsundur''. Allahaşkına bu nedir?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.