|
Gençleşen adamın dramı: Benjamin Button

2000 yılında hızlı yaşlanma hastalığına yakalanan bir bebeğin haberini okumuştum. Bir yıl 7 yıla tekabül ediyordu o bebek için. 13 yaşına kadar yaşayacağı tahmin edilen yaşlı bebek, 91 yaşındaki birinin görüntüsüne sahip olacaktı. Sadece 13 yıl yaşayıp 91 yıl yaşamış gibi görünmek nasıl bir şeydi, hayal gücümün sınırları yetmedi. 15 Aylık olduğu söylenen bebeğin fotoğrafı dondu gözlerimin önünde. Ta ki ''Benjamin Button''un Tuhaf Hikayesi''ni seyredinceye kadar.

Scott f. Fitzgerald''ın aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlanan film 13 dalda Oscar''a göz kırpıyor. Fitzgerald; Mark Twain''in ''80 yaşında doğup yavaş yavaş 18''imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu'' cümlesine atfen, 1922 yılında kaleme almış öyküyü. Tanıdığınız herkes yaşlanırken tek başına gençleşmenin mutluluk değil buruk bir tat, bir üzüntü sebebi olduğunu ispat edercesine.

Orijinal hikayede 1860 yılında doğan Benjamin Button, sinema uyarlamasında 1918 yılında doğar. Savaşın sona erdiği gün. Savaşı yaşayan dünya gibi yaşlı ve yıkık. Birinci dünya savaşında oğlunu kaybeden kör saatçi ustasının, kaybedilenleri geri çağırmak için yaptığı, tersine işleyen saatin mucizesi olarak. 80 yaşında bir insanın bütün fiziksel özelliklerine sahip bir bebek olarak açar gözlerini.

Annesini doğumda kaybeden yaşlı bebek Benjamin, babası tarafından Yaşlılar Yurdunun merdivenlerine terk edilir. Zenci bir kadının merhametli kollarında kısa süreceği tahmin edilen hayat yolculuğu başlar. Yarın ölecekmiş gibi geçirilen çocukluk günlerinde, fiziken benzediği insanlar arasında huzurlu günler yaşarken, sürekli ölümü tecrübe etmek çok erken yaşta olgunlaştırır Benjamin''i. Biyolojik saati ters çalışan Benjamin, ölmesi beklenirken gittikçe gençleşmeye başladığını fark eder.

Baştan da başlasa sondan da her hayatın bir ortası var. Gençleşerek da yaşasa insanoğlu 40''lı yaşlarda orta yaş bunalımının yaşanması kaçınılmaz. Gelecek endişesi insana has bir duygu.

Hayat kimsenin kontrol edemediği yaşamların ve olayların kesişiminden ibarettir diyor Benjamin Button''un Tuhaf Hikayesi. Kader değişmez. Mutlu bir hayat yoktur mutlu anlar vardır, kıymetini bilene.

Hatırlama kabiliyetine sahip olunmadığı zamanlarda başlayan hayat yolculuğu hatırlama kabiliyetinin yitirildiği zamanlarda son buluyor. Tersine yaşlanan Benjamin Button her şeyi unutarak öldüğümüz gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi.

Beyaz perdeye aktarılmak için 40 yıldan fazla bir zamandır gün sayıyor Benjamin Button. Zamanın tersten işlemesini beyaz perdede görebilmek için bundan daha uygun bir zaman olamazdı. İster orijinal hikayedeki 1860, ister uyarlamadaki 1918 yılı olsun, kölelik ve ırkçılık tartışmalarının yaşandığı ABD''de, ucube görünümlü beyaz bir bebeğin zenci bir kadının merhametine bırakılması oldukça manidar.

Amerika''nın kanlı tarihinin zenci bir başkanla temizlenmeye çalışıldığı şu günlerdeki zamanlama ayrıca takdire şayan. Kurtarıcı gömleği giydirilen Obama, kör saatçi ustasının kaybettiklerini geri çağırmak için yaptığı ters çalışan saat gibi. ABD imajını tersine çevirmeye çalışan bir figür.

Obama''nın kucağına bırakılan ABD, zenci bakıcının kucağına bırakılan Benjamin Button gibi.

Senaryoda hikaye 1918 yılında başlayıp 2005 yılında yaşanan ABD tarihinin en yıkıcı ve ölümcül kasırgalarından biri olan Katrina Kasırgasıyla son buluyor. Film 20. yüzyılın kısa bir hikayesi aynı zamanda.

80 yaşından geriye doğru yaşayan Benjamin Button''un Tuhaf Hikayesi''nde görüntü olarak yaşlı zihinsel olarak çocuk olduğu dönemi anlatan filmin ilk bölümü oldukça durağan. Yaşlandıkça Hayat Neden Hızlanır tezini güçlendirircesine. Kadın oyuncu Cate Blanchett özel bir makyajla gençleştirilirken Brad Pitt yaşlandırılıyor. İkinci bölümde ise tam tersi. Gittikçe gençleşen Brad Pitt yüzündeki kırışıklıklar artan Cate Blanchett.

Benjamin Button görüntü olarak gençleşmesine rağmen hayatının sonuna doğru yol aldığının

bilincinde.

Hayatın hızlanması gibi filmin

temposu da yükseliyor ikinci bölümde.

İçinde hiçbir şeyin gerçekleşmediği zaman uzun gelir insana. Çocuklukta öznel veya nesnel günün her saatinde yeni deneyimler yaşanır. Benjamin''in en büyük deneyimi ölüm, sevdiklerini kaybetmek.

Belleğimiz nelerin aynı kaldığından ziyade nelerin değiştiğini daha kolay belirliyor. İnsanoğlunun evrensel fetişi gençlik üzerine beyin jimnastiği yapıyorsunuz filmi izlerken. Aynı günlerde medyaya düşen bir haber eşliğinde. Antalya Valisi cami önüne çocukları ve torunları tarafından terk edilen bakıma muhtaç bir dede bulunduğunu söylüyor. Cami önlerine terk edilen bebekler, kaderlerini, haddinden fazla yaşadığı hiçbir işe yaramadığı için terk edilen yaşlılarla paylaşıyor.

Şiddet yok! Entrika yok! Kötü karakter yok! Argo yok! Küfür yok! Filmin sonunda yutkunmanıza engel olacak bir yumru gelip oturuyor boğazınıza.

15 yıl önce
Gençleşen adamın dramı: Benjamin Button
Selçuk Bayraktar ve Türkiye Yüzyılı Buluşmaları
Kara dinlilerle milletin savaşı
Cıvıltılı komedya
Kenan Evren’e borçlu olanlar
“İnsan Yayınevi/ni özlüyor”