Modern kentler, derece derece bu Amerikan imgesinden nasibini aldı. Ama, kısa zamanda bu hatâdan dönmeyi bildiler. Sebebi,
, orta sınıflar ve bilhassa II. Umûmî Harp sonrasında yaşanan
yaygın orta sınıflaşmalar tarafından köklü bir eleştiri ve dışlamanın konusu edilmesidir.
Orta sınıflaşma, dikey yapılaşmayı entelektüel plânda insanlığa aykırı buluyordu. Bilhassa, hâlâ burjuva değerlerden nasiplenen üst orta sınıflar için mesele bireyselliği ihlâliydi. Yine orta sınıflaşma seviyesinde, daha orta ve aşağı tabakalara, yâni
orta orta ve aşağı orta sınıflardan da
dikey yapılaşmaya itirazlar geliyordu. Bu konvansiyonel itirazların kaynağı ise
konfor arzusu ve bencillikle devâm eden bir yabancılaşma, türünden tiksinme duygusundan
başka bir şey değildi.(Bugün orta sınıfın elinde sâdece bu kaldı). Dikey ve yığılmaya dayalı yapılaşmada rahatsızlıklar artıyordu. Hâsılı ister etik-estetik, ister bencil konfor düşkünlüğünden temellensin
orta sınıflar dikey yapılaşmaya itirâz etti
ve hızla yatay mimâriye geçildi. (ABD’de kasırga, deprem gibi tabiî felâketler, işgücünün hızlı bir mobilizasyon içinde yaşaması gibi başka unsurlar da yatay ve müstakil konut üretimini teşvik etti). Bugün hem ABD hem de Avrupa’da nüfûsun kâhir ekseriyetinin
müstâkil, bahçeli evlerde, insânî
şartlarda yaşadığını biliyoruz. Meselâ
da, tıpkı
gibi Roma’nın mirâsıdır. Kelime, zırâî yerleşim, kır konutu gibi daha kadim mânâlarından sıyrılarak bugünkü kentsel mânâsını kazanmıştır. Neticeten, “medenî” dünyâ olarak bildiğimiz dünyâlarda
villanın fendi insulayı yendi
denilebilir.