Kırmızı çizgiler ve Suriye

04:0015/01/2026, Perşembe
G: 15/01/2026, Perşembe
Turgay Yerlikaya

Ekim 2024 itibarıyla gündeme gelen terörsüz Türkiye sürecinin en kritik aşamalarından biri olarak öngörülen Suriye sahası, pratikte bu öngörülerin ne denli haklı olduğunu da gösteriyor. İçeride terörsüz Türkiye'ye dair atılan adımların bölgesel düzlemde bazı somut göstergelerle tamamlanması yönündeki beklenti, an itibarıyla ciddi meydan okumalarla karşı karşıya. Süreci maksimalist taleplerle önemli ölçüde tıkayan ve zamana yayan SDG'nin yanı sıra Suriye'de istikrarı paranteze almak isteyen İsrail'in

Ekim 2024 itibarıyla gündeme gelen terörsüz Türkiye sürecinin en kritik aşamalarından biri olarak öngörülen Suriye sahası, pratikte bu öngörülerin ne denli haklı olduğunu da gösteriyor. İçeride terörsüz Türkiye'ye dair atılan adımların bölgesel düzlemde bazı somut göstergelerle tamamlanması yönündeki beklenti, an itibarıyla ciddi meydan okumalarla karşı karşıya. Süreci maksimalist taleplerle önemli ölçüde tıkayan ve zamana yayan SDG'nin yanı sıra Suriye'de istikrarı paranteze almak isteyen İsrail'in tutumları, bugünün en kritik konu başlıkları. Hiç kuşkusuz süreç başladığında hem Türkiye hem de bölgede ne gibi zorluklarla karşılaşılacağına dair birtakım öngörüler söz konusu idi. Bu nedenle oyun planı dahilinde hangi risk ve tehditlere yönelik ne tür bir mücadele sergileneceğine dair hazırlıklar söz konusu idi.

HALEP'İN TERÖRDEN ARINDIRILMASI VE CAYDIRICILIK

Halep'in terörden arındırılması operasyonunun bu bağlamda önemli bir yeri var. Her ne kadar Türkiye, bu sürecin bir parçası değilse de Şam yönetiminin attığı kararlı adımların takipçisi olmuş ve gerektiğinde destekten sakınılmayacağını da ifade etmiştir. Bu bağlamda Şam'ın, kendi imkan ve kapasitesinin de sınandığı bir operasyonda önemli bir başarı sağlanması gelecek açısından kritik bir gösterge. Nitekim ölçek itibarıyla farklılaşsa da Suriye'nin kuzeyinde de benzer bir mukavemet olması durumunda Şam yönetimi tarafından nasıl bir müdahalenin söz konusu olacağı netleşti.

Devrim sonrasında Halep'te etkili olduğu mahalleler üzerinden hem güvenlik unsurları hem de sivillere yönelik saldırılarında ısrar eden SDG/YPG unsurları için Şam'ın bu operasyonu kaçınılmazdı. Aksi bir durumda Şam yönetimi hem birleşik bir Suriye için enerjisinden yoksun kalacak hem de benzer unsurların ayrışması ya da mukavemeti durumunda daha da güçsüz kalacaktı. Bu nedenle söz konusu süreç hem operasyonel kapasiteye olan güveni artırdı hem de ayrışmadan yana olan gruplar için caydırıcılık üretti. Suriye sahasında olumlu bir adım olarak değerlendirilen bu durum, tahammül yükünün aşılması durumunda askeri seçeneğin masada olduğunu da gösterdi.

Bu nedenle bundan sonraki süreçte, Türkiye'nin de baskısı ile 10 Mart mutabakatı ile ilgili zeminin daha sahici bir düzleme oturacağını söylemek mümkün. Hiç kuşkusuz bunda SDG'nin tutumu da belirleyici olacaktır. SDG, eğer önündeki süreci doğru biçimde okur ve üniter bir Suriye'den yana tavır alırsa, Suriye siyasetinin meşru bir parçası olacak. Meşru bir siyasi aktör olabilmesi ise mutabakat metnindeki yükümlülükleri yerine getirmesi ve silahlı unsurların entegrasyonunda önerilen modeli kabul etmesiyle mümkün olacaktır. Bu bağlamda Türkiye'nin de ısrarla vurguladığı, PKK'dan ayrılan unsurların katılımıyla silahlı gücünü tahkim eden SDG'nin bu unsurları ayrıştırması beklenmektedir. Silah bırakan ve kendisini fesheden bir örgütün bir başka isim ve örgütlenme ile Suriye sahasında varlık göstermesi, Türkiye'nin kabul edebileceği bir durum değil. Nitekim terörsüz Türkiye, iki aşamalı stratejik bir planın ilk kademesi olarak planlanmış ve ikinci aşamada Türkiye'den bölgeye doğru genişleyen bir istikrar coğrafyasının inşası kurgulanmıştır. Bu nedenle, Türkiye sınırları içindeki çekilme kararını takiben örgüte mensup birtakım unsurların Suriye'de yeniden yapılanması, kabul edilebilir bir durum değil.

SİYASETİN TEPKİSELLİĞİ

Bu tür bir stratejik kararın her yönüyle uygulanabilmesi, ancak sürece iştirak eden ve etmesi beklenen unsurların iradeleriyle mümkündür. Bu nedenle Öcalan'ın çağrısına muhatap olan örgütün farklı ülkelerdeki türevlerinin de bu çağrının gereklerini yerine getirmesi gerekiyor. Siyaseten kendisinden çok şey beklenen DEM'in de bu konudaki tutumu oldukça önemli. Sürecin başından bu yana DEM'li bazı siyasetçilerin dil konusunda sürece intibak edemedikleri dönemler söz konusu olmuştu. Bazı kritik süreçlerde DEM'in kurumsal pozisyonunu tartışmaya açan bu tür ayrıksı sesler, örgütün fesih çağrısındaki bağlamı anlamamakta ısrar ettiler. Bu sorunlu yaklaşım ve dil zaman zaman AK Parti ve MHP'nin kırmızı çizgi uyarıları ile zaman zaman da DEM'in kurumsal pozisyonunu pozitif bir zemine oturtan yöneticilerin açıklamalarıyla belirli bir düzene sokuldu.

Fakat Suriye sahasında yaşanan gelişmeler, DEM'in kurumsal pozisyonda ciddi bir savrulmayı beraberinde getirdi. Yaşanılan süreci terörle mücadelenin bir gereği olarak değerlendirmekten imtina eden DEM'li yöneticiler, süreci etnik kimlik üzerinden okumayı tercih etmekte ve Şam yönetiminin buradaki mücadelesini bir katliam olarak yorumlamaktadırlar. Dürzi unsurlar üzerinden karşılaştırma yapan DEM'li siyasetçiler, hem Kürtler hem de Dürziler'e yönelik bir dışlama ve şiddet olduğunda ısrarcılar. Peki öyle mi? Gerçekten de yönetim, Dürziler ve Kürtler üzerinden bir çatışma planlayarak rejimi başka bir yere mi sürüklemeye çalışıyor?

Tüm bu soruların cevabı hem Suriye iç savaşı hem de 8 Aralık Halk Devrimi sonrasında Dürzilerin önemli bir bölümü ve SDG-YPG'li unsurların tutumları üzerinden cevaplandırılabilir. Her iki aktörün iç savaş sürecinde Esed'den yana tavır aldığı, devrim sonrasında ise Suriye'deki yönetime intibak etmekten imtina ettikleri bilinen bir gerçek. Son dönemde İsrail ile ilgili ilişkilerinin mahiyetine bakıldığında da benzer bir tablonun varlığına şahit olunur. Hem İsrail'e müzahir Dürziler hem de SDG/YPG, birtakım sabotajlarla fiili bir alan kazanımı yaratmışlar ve yönetimi zor durumda bırakmak suretiyle bu kazanımlarını hukuki bir statüye kavuşturmaya çalışmışlardır.

Şam yönetiminin uluslararası zeminde karşılaştığı sorunların yanı sıra içeride de ayrılıkçılığı savunan unsurlar eliyle zorlanması, kısıtlılıkları artıran bir neden. Tüm bu göstergeler ışığında bakıldığında Suriye'deki düğümün çözülmesi biraz daha zaman alacak gibi. Son dönemde Kandil'den bazı unsurların SDG'ye vaziyet etme isteği ve Mazlum Abdi'nin ikircikli tutumu da eklendiğinde, sürecin beklenenden zor geçeceği aşikar. Tüm bu parametreler ışığında bakıldığında sürecin bir askeri operasyonla çözülme ihtimali de her geçen gün artmaktadır. Bu durumda, DEM'in Suriye'deki gerçekliği Kürtler üzerinden okumak yerine Suriye'nin bütünlüğü üzerinden değerlendirmesi çok daha rasyonel bir tutum olacaktır. 7 Haziran 2015 sonrasında Hendek terörü sürecinde gördüğümüz dilin ne terörsüz Türkiye ne de terörsüz bölgeye herhangi bir katkısı yok. Yeni bir siyaset aynı zamanda yeni bir dil ile mümkün olacaktır.

#Terörsüz Türkiye
#Suriye
#bölge