Teknofaşizm yahut vatanseverliğe çağrı: Palantir Manifestosuna dair

04:0027/04/2026, Pazartesi
G: 27/04/2026, Pazartesi
Turgay Yerlikaya

Teknolojinin toplumsal hayatı derinden etkilediği ve modernleşme için en önemli kaldıraç olduğu argümanı, teknolojik deterministlerin ana tezi idi. Teknolojinin merkezde olduğu bu okuma biçimi insanın bu ilişkide nerede konumlandığı tartışmalarına da eğildi ve ortaya önemli bir literatür çıktı. Konuya negatif çerçeveden bakan birçok isim, teknolojinin insan hayatını olumsuz etkilediği ve insanın kendi ürünü olan teknolojik düzlemde edilgen bir konuma sürüklendiğini öne sürdüler. Bugün yapay zeka

Teknolojinin toplumsal hayatı derinden etkilediği ve modernleşme için en önemli kaldıraç olduğu argümanı, teknolojik deterministlerin ana tezi idi. Teknolojinin merkezde olduğu bu okuma biçimi insanın bu ilişkide nerede konumlandığı tartışmalarına da eğildi ve ortaya önemli bir literatür çıktı. Konuya negatif çerçeveden bakan birçok isim, teknolojinin insan hayatını olumsuz etkilediği ve insanın kendi ürünü olan teknolojik düzlemde edilgen bir konuma sürüklendiğini öne sürdüler.

Bugün yapay zeka ve bulut sistemleri ile daha rafine biçimde hissettiğimiz bu düzen eleştirisi, modernleşen toplumların kaçınılmaz biçimde yüzleştiği bir konu oldu. Heidegger’in, Batı’nın araçsal rasyonalitesine yönelik erken dönem eleştirileri ve tekniğin herhangi bir etik ve rasyonel kısıt olmaksızın kullanımı, teknolojinin mahiyeti konusunda önemli bir uyarı idi. Sonraları Eleştirel Teori’nin üzerine düşündüğü ve aydınlanma açısından bir kriz olarak değerlendirdiği bu yönelim, Neil Postman ve Hubert Dreyfus gibi isimlerin de gündemine girmiş ve teknolojinin insanın kontrolünden çıkarak yarattığı tedirginlik bir tür Frankenstein Sendromu olarak yorumlanmıştır.

Teknolojinin modernleşen Türkiye’ye etkisi de benzer açılardan ele alınmış ve Nurettin Topçu ile Erol Güngör gibi isimler bu konuya dair önemli analizler yapmışlardır. Nitekim Topçu, yüzyılımızı “makine medeniyeti” olarak tavsif etmiş ve teknolojinin baskın olduğu bu düzenin insan hürriyeti açısından büyük sorunlar ortaya çıkarttığını söylemiştir. Atom bombasının yarattığı medeniyet krizinin beslediği bu tartışma iklimi, bugünün imkanları ile değerlendirildiğinde yeniden gündeme gelmeli ve içinde bulunduğumuz çağı kendi değerlerimizle yorumlamalıyız. Peki gerçekte makine ve teknolojik gelişime dair bu bağlamda bir eleştiri var mı? Yahut teknoloji hangi yönleriyle öne çıkarılmakta ve ona nasıl anlam atfedilmektedir?

Bugünlerde çokça konuşulan Palantir Manifestosuna da bu gözle bakmakta fayda var. Zira ilgili manifesto, sadece teknoloji alanında faaliyet gösteren bir firmanın kendi alanına dair bir değerlendirmesi değil aksine medeniyet ve değerler düzleminde bir tartışma. Bu açıdan Varoufakis gibi isimlerin kolaycı biçimde tekno-faşist uyarısı yaptıkları manifesto, aslında teknolojinin bir toplumsal düzende neye karşılık geldiği ve hangi anlam üzerine kendisini bina etmesi gerektiğine dair önemli bir çağrı. Dolayısıyla Palantir, sadece Trump ve mevcut Amerikan sistemi üzerinden ele alınabilecek bir konu olmaktan çok ABD’nin uluslararası sistemde edindiği etkiyi sürdürmeye dönük bir çabanın içerideki desteği olarak yorumlanmalı.

Nitekim, Alexander Karp’ın Nicholas Zamiska ile yazdığı “Teknolojik Cumhuriyet” kitabı, Silikon Vadisi’ne yönelik topyekun bir istikamet tayini olduğu kadar Batı’nın ilerici-gerici dikotomisindeki rolünü de belirginleştiren bir anlayışa sahip. Manifestonun arka planını oluşturan bu kitabın izleri bu yönüyle konjonktürel bir okumayla heba edilecek bir konu olmaktan çok uzak. Bütün teknoloji şirketlerinin, yapay zeka üzerinden ortaya çıkan bu mücadeleye ABD lehine destek vermeleri ve vatansever olmaları yönündeki beklenti, gelecekte çatışma alanının nerede konumlanacağını da göstermektedir. Palantir’in bu bakış açısı, reel politik olarak da kendisine siyaseten destek buluyor. Hatırlayacağınız gibi, geçtiğimiz aylarda Anthropic firmasının ABD hükümetinin bazı taleplerine yönelik şerhleri olduğunda ilgili şirketin bütün akreditasyonları zora girmiş ve iş akitleri feshedilmişti.

Karp ve Palantir’in buradaki amacı, Silikon Vadisi’nin geçirdiği dönüşüm üzerine yeniden düşünmek ve bunu bir politikaya tahvil edebilmek. Karp’a göre Silikon Vadisi, 1950 ve sonrasında Pentagon’dan aldığı destekle büyümüş ve özellikle askeri teknolojinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştı. Fakat devletten aldığı desteği, ülke çıkarları adına kullanan teknoloji şirketleri zamanla rehavete kapılmış ve tüketimci bir yapıya evrilmişlerdir. Söz konusu rehavetin yaratacağı krizlere dair erken bir uyarı anlamına da gelen bu manifesto, vadinin yeniden ABD’nin çıkarlarını koruyacak bir istikamete yönelmesi gerektiğini savunmaktadır.

Karp’ın buradaki tutumu, ABD’nin hegemonyasını sürdürmesi noktasında karşılaşacağı meydan okumalara dair de bir kılavuz niteliğinde. İlgili kılavuzu takip edecek teknoloji devlerinin en kritik görevi, ABD’yi sahip olduğu güçten yoksun bırakacak alanlarda çalışmalarına hız vermek ve bu konuda bir seferberlik sergilemektir. Hiç kuşkusuz bu tutum, ABD’nin içinde bulunduğu ve bir aktör olduğu teknoloji savaşlarının açık ve katı biçimde devam edeceğinin de göstergesi. Sert gücün dönüştüğü ve yazılıma kaydığını vurgulayan manifestonun en kritik cümlesi ise atom çağının kapandığı ve yapay zekanın merkezde olduğu bir caydırıcılık çağının başladığıdır. Esas mesele ise bu çağa ayak uydurmak ve her alanda üstünlüğü devam ettirebilmektir.

Tüm bu tartışmalara dışarıdan bakıldığında, Gazze’den bu yana ilgili teknolojilerin hangi amaçla kullanıldığı üzerine epeyce veriye sahibiz. Fakat ABD açısından bir tür iç muhasebeye dönüşen bu tartışmanın hemen her ülke sathında yapılması da elzem. ABD açısından vatani görev olarak yorumlanan bu tutum, dışarıdan bir distopya olarak görülebilir belki ama her ülke kendi perspektifinden baktığında, ortaya bambaşka bir tablonun çıkması kuvvetle muhtemel.

#politika
#teknoloji
#Turgay Yerlikaya