
Günümüzde nerede bir ekonomik tartışma olsa laf bir süre sonra “beyin göçü”ne gelir, yetişmiş insanlarımızın başkalarına hizmet için ülkeyi terk etmesinden dem vurulur. Temelde haksız da değillerdir. Sen yıllarca emek ver, bu insanların eğitimleri için ter dök, bütçeler ayır, sonra da tam karşılığını alma vakti geldiğinde, avuçlarından uçup gitsin. Devletini yaşatmak için yetiştirdiğin insan, bugüne kadar senin öğrettiklerini, senin ona kazandırdıklarını başka şirketlerin, başka devletlerin yaşaması için kullansın. Peki burada bir terslik yok mu?
Türklüğün ve İslamlığın çınarı Osmanlı Devleti’nin manevi mimarı, edebi âlî Şeyh Edebali, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diye öğüt salmış. Çağları, devletleri aşan, insanı merkeze alan, insanı önceleyen bir nasihat.
Günümüzde nerede bir ekonomik tartışma olsa laf bir süre sonra “beyin göçü”ne gelir, yetişmiş insanlarımızın başkalarına hizmet için ülkeyi terk etmesinden dem vurulur. Temelde haksız da değillerdir. Sen yıllarca emek ver, bu insanların eğitimleri için ter dök, bütçeler ayır, sonra da tam karşılığını alma vakti geldiğinde, avuçlarından uçup gitsin. Devletini yaşatmak için yetiştirdiğin insan, bugüne kadar senin öğrettiklerini, senin ona kazandırdıklarını başka şirketlerin, başka devletlerin yaşaması için kullansın.
Peki burada bir terslik yok mu?
Bu insanlara neyi eksik vermişiz de devletini, milletini bir kenara itip, beynini göç ettirmiş, bedenini beraberinde sürüklemiş?
İlk akla gelen cevap, paradır sanırım. Aldığı eğitime, sahip olduğu vasıflara, birikimine layık bir ücret. Geçim sıkıntısı çekmeden,
insanca yaşayabileceği bir gelir ve ortam. Haksız mı? Değil ama ya devlet…
BİRLİKTE KAZANMAK
Devlet ne olacak, ülkemiz ne olacak, bizi geçtik, gelecek nesillerimiz ne olacak? Her yetiştirdiğimiz insanı gelişmiş ülkelere kaptırırsak, bizim ekonomimiz, bizim şirketlerimiz, bizim ülkemiz nasıl gelişecek?
Devleti yaşatmak için insanı yaşatmamız lazım, evet ama insanı yaşatmak için de devleti…
İşte burada, bizi biz yapan manevi değerlerimiz devreye giriyor.
Biraz insanımız fedakârlık yapacak, biraz da şirketlerimiz ve devletimiz, hep birlikte aydınlık geleceği inşa edeceğiz. Külfeti de ülfeti de birlikte yaşayacağız. Ne diyor zamane insan; win-win… Kazan-kazan… Yani birlikte kazanmak…
Devletin imkânı varken, işverenin imkânı varken, çalışanına hayatı çekilmez kılacak bir ücret biçiliyorsa, o insandan şirketi ya da devleti düşünmesini bekleyebilir misiniz? İmkân yoksa elbette başka, külfet birlikte çekilir zaten. İmkân olmadığını bile bile, yeteneklerini şirketinin, devletinin gelişmesi için seferber etmeyen çalışan da masum değil. Bu halde, her şeyi bırakıp da yalnızca kendini düşünerek, ülkesini yüz üstü bırakan insanda da emin olun manevi bir eksiklik vardır. Manevi derken, yalnızca dini bir hassasiyeti kastetmiyorum elbette.
GELİŞMİŞLİK ÇEKİM GÜCÜ
Gelin, konuyla ilgili durumu rakamsal olarak tahlil edebilmemize imkân tanıyan istatistiklere bir bakalım.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2024 yılında bir önceki yıla göre değişmeyerek yüzde 2,0 olmuş. Beyin göçü oranı kadınlarda yüzde 1,6, erkeklerde ise yüzde 2,4 olarak gerçekleşmiş. Yanlış anlaşılmasın, bu oran ülke nüfusuna göre değil elbet, o yıl mezun olanların sayısına göre bu tercihi yapanların kıyaslanmasıdır.
Alan dağılımlarına bakıldığında ise en yüksek beyin göçü oranına sahip olanlar; bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 6,7), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 4,4) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 2,7) olarak sıralanmış.
YÜZDE 40’I ABD VE ALMANYA’YA GİDİYOR
Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülkede Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 19,6), Almanya (yüzde 19,4), Birleşik Krallık (yüzde 11,3), Hollanda (yüzde 7,0) ve Kanada’dan (yüzde 5,2) oluşmuş.
Eğitim alanlarına ve tercih edilen ülkelere bakıldığında gelişmişlik ve refah seviyeleri açısından ilk sıralarda olan ülkelere doğru bir yöneliş olduğu görülüyor.
Bu ülkeler aynı zamanda uluslararası çapta eğitim konusunda da öne çıkan ülkeler. Lisans ya da lisans üstü eğitim için bu ülkelere giden öğrencilerin, çalışma hayatını da buralarda sürdürmeyi tercih etmeye meyilli oldukları da bir gerçek.
DEVASA ŞİRKETLER CAZİBE MERKEZİ
Peki bu ülkelerde, bizde olmayan ne var ya da nitelikli iş gücü neden bu ülkelere yöneliyor?
Öncelikle onların gelişmiş ülke konumuna gelmiş olmalarını sağlayan yatırım, üretim ve teknolojik alt yapıları var. Savunmadan, enerjiden, otomotivden tutun da elektroniğe, tarıma, teknolojiye, petrokimyaya kadar çok geniş bir yelpazede global ölçeğe ulaşmış sanayi kuruluşları var.
Dünya ticaretini elinde tutan, finansal piyasaları yönlendiren/yöneten kuruluşlar ve fonlara sahipler.
Dünyanın en ücra noktalarına kadar eli uzanmış küresel şirketleri var.
Çip üretimi, yazılım, blockchain gibi teknolojinin ‘en’lerine sahip şirketleri bünyelerinde barındırıyorlar. Nvidia, Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta, Broadcom ve Berkshire Hathaway gibi gelirleri trilyon dolarların üzerinde olan şirketler.
AR-GE HARCAMALARI NE GÖSTERİYOR?
Ve belki de hepsinden önemlisi Ar-Ge’ye her yıl milyarlarca dolar para ayırıyorlar.
Dünya Bankası’nın yayınladığı ülkelerin Araştırma ve Geliştirme (Ar-GE) harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranlarını gösteren verilerine bakıldığında, teknoloji devleri Asya ülkeleriyle birlikte Batılı ülkelerin üst sıralarda olduğunu görüyoruz. Listede ülkelerin verilerinin ait olduğu yıllar farklılık gösterse de mevcut en son verileri olduğu için yıl belirtmeden aktarıyorum.
(Listenin ilk sırasında yüzde 6,02 ile İsrail var ama onların araştırdıkları geliştirdikleri teknolojileri; bebekleri, çocukları dahi gözlerini kırmadan katletmekte, işgallerde, katliamlarda, soykırımlarda kullandıkları tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığı için yok sayıyorum. Yere batsın onların teknolojisi…)
Dünya ortalaması 2,67 olan Ar-Ge harcama oranı listesinde Güney Kore yüzde 5,21, ABD yüzde 3,59, İsveç yüzde 3,41, Belçika yüzde 3,41, Almanya yüzde 3,13, Finlandiya yüzde 2,96, İngiltere (Birleşik Krallık) 2,90, Danimarka yüzde 2,89, Hollanda yüzde 2,26, Fransa yüzde 2,23 ile üst sırada yer alıyor. Avrupa Birliği yüzde 2,24, Avro Bölgesi yüzde 2,28, Doğu Asya Pasifik ülkeleri 2,82, OECD ülkeleri yüzde 3,02 seviyelerinde bulunuyor.
TÜRKİYE’DE AR-GE PAYI HIZLA ARTIYOR
Listede Türkiye’ye ait veri 2022 yılı itibarıyla yüzde 1,32 olarak yer alsa da 20 Ekim 2025 tarihinde yayınlanan TÜİK Ar-Ge harcamaları verilerine göre, ülkemizin gayrisafi yurt içi Ar-Ge harcaması 2024 yılında bir önceki yıla göre 274 milyar 279 milyon TL artarak 651 milyar 822 milyon TL’ye yükselmiş durumda. Ar-Ge harcamasının GSYH içindeki oranı 2023 yılında yüzde 1,39 iken, 2024 yılında yüzde 1,46’ya ulaşmış.
Ar-Ge personelinin yüzde 39,9’unun lisans eğitim düzeyine sahipken, bunu sırasıyla yüzde 30,6 ile doktora veya eşdeğeri, yüzde 20,3 ile yüksek lisans, yüzde 4,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,4 ile lise ve altı kategorileri takip etti.
EĞİTİMLİ GENÇLERE ÇOK İHTİYAÇLARI VAR
Tabii gelişmiş ülkelerin tüm bu artılarının yanında eksik yanları da var. Nüfusları her geçen yıl yaşlanan bu ülkelerin, kurdukları sistemi ayakta tutacak, geliştirecek eğitimli gençlere çok ihtiyaçları var. O yüzden bizim gibi ülkelerden buralara beyin göçü oluyor. Kendi gençleri olsa, olan gençleri de Batı’nın dimağları çürüten bataklığında savrulup gitmese, dünyanın farklı ülkelerinden zeki gençlere sundukları o eğitim fabrikasından kendi gençlerini, nitelikli eleman olarak çıkarabilseler, yabancı beyinleri ithal ederler mi hiç…
Bu tablo bize şu gerçeği gösteriyor: Beyin göçü olmasın, gençlerimiz işsiz kalmasın, daha müreffeh bir hayat yaşasınlar istiyorsak, ülkemizin ekonomik açıdan kalkınması için daha çok çalışmalıyız. Daha çok yatırım, daha çok üretim ve daha çok istihdam ortamı oluşturmalıyız.
HEM EĞİTİM HEM İŞ SAHASI
Gençlerimize en iyi eğitim ortamını sağlarken, mezun olduklarında onları gurbete mahkûm etmeyecek iş hayatını da sunmalıyız. Diplomalarını ellerine aldıklarında kapı kapı iş aramaya, kariyer sitelerinde, mesajlaşma gruplarında CV dolaştırmaya mecbur bırakılmadan, belki de daha mezun olmadan onların yollarını gözleyen şirketlere sahip olmalıyız. Şirketlerimiz de; işe alıp, yetiştirip, tecrübe kazandırdığı personelini geçici ekonomik bunalımlarda hemen kapının önüne koyma yoluna gitmemeli. ‘İnsan Kaynakları’nı ‘İnsan Kıymetleri’ne dönüştürmeli.
Türkiye yolun daha başında
Tablo ortada… Onlar gelişmiş ülkeler, Türkiye ise gelişmekte olan ülke.
2000’li yıllara kadar, merhum Turgut Özal’ın dönemini saymazsak, ülkeyi ileriye taşıyacak neredeyse hiçbir şey yapılmamış dense yeridir.
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önderliğinde başlattığı kalkınma hamlesinin önemi, beyin göçü sorunsalından yola çıkarak gençlerimiz ve geleceğimiz düşünüldüğünde daha iyi anlaşılacaktır.
2002 yılından itibaren ekonomi alanında atılan her adım, açılan her şirket, kurulan her fabrika, gelen her yabancı yatırım, verilen her türlü teşvik; üretimin, istihdamın, ihracatın geliştirilmesi içindir. Mezun olan gençlerimiz işsiz kalmasın, vasıflı gençlerimiz başka ülkelere gitmesin diyedir.
23 YILDA ÇOK YOL KATETTİK
Elbette yapılanlar yeterli değildir ancak özellikle son 23 yılda binbir zorlukla hayata geçirilen yatırımların olmadığı bir ortamda Türkiye’nin karşı karşıya olacağı tabloyu düşünmek bile istemeyiz.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın Kasım 2025’te açıkladığı verilere göre, Türkiye’deki OSB’lerin toplam alanı 48 bin hektardan 130 bin hektara çıktı. 23 yıllık AK Parti iktidarları döneminde Sanayi Bakanlığı’na bağlı OSB’lerin sayısı 191’den 371’e yükseldi.
Tarım Bakanlığı’na bağlı OSB’lerle sayısı 416’yı bulan organize sanayi bölgeleri; bünyelerindeki 721 Ar-Ge ve tasarım merkeziyle, 23 teknoparkla, bilgiyi yüksek katma değerli teknolojiye dönüştüren inovasyon kampüslerine dönüştü. OSB’ler; sanayinin, üretimin, istihdamının ve ihracatın lokomotifi haline gelmiş durumda. Türkiye’nin yakın coğrafyasında cereyan eden çatışmalar, savaşlar, gerginlikler ve küresel ekonomide görülen pazar daralmalarına rağmen OSB’lerdeki 68 bin firmada 2,7 milyon istihdam rakamına ulaşıldı.
Öyle ki OSB’lerdeki kapasite doyum noktasına ulaştığı için Sanayi Bakanlığı mevcut üretim alanlarının 11 katı büyüklüğünde mega endüstriyel bölgelerin kurulması için çalışmalara başladı.
EKONOMİ KATLANARAK BÜYÜDÜ
1 Aralık 2025’te açıklanan 3. çeyrek büyüme verilerine göre;
2002 yılı ile kıyaslandığında Türkiye’nin milli geliri 240 milyar dolardan 1 trilyon 538 milyar dolara, kişi başına düşen milli geliri 2 bin 580 dolardan 17 bin 886 dolara çıktı.
Küresel ölçekte güçlenen Türkiye ekonomisi dünyanın en büyük 17’nci, Avrupa’nın ise en büyük 7’nci ekonomisi haline geldi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verileriyle, 2002’de 36 milyar dolar olan mal(ürün) ihracatımız, Kasım 2025 itibarıyla yıllıklandırılmış rakamla 270,6 milyar dolara ulaştı.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın açıkladığı bilgilere göre de Türkiye’nin hizmetler ihracatında yıllıklandırılmış olarak 122,5 milyar dolara ulaşıldı.
Türkiye’deki fabrika sayısı yaklaşık 12 bin 800’lerden 80 binli rakamlara yükseldi.
86 BİN YABANCI ŞİRKET TÜRKİYE’Yİ TERCİH ETTİ
Türkiye, 23 yıllık dönemde ülkeye çekilen doğrudan yabancı yatırımlarda büyük bir başarı elde etti. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi verilerine baktığımızda; Türkiye’deki toplam Uluslararası Doğrudan Yatırım (UDY) girişinin 2002 yılına kadar sadece 15 milyar dolar seviyesinde yer alırken, bu rakam 2003-2024 döneminde 274 milyar dolar seviyelerine yükseldiğini görmekteyiz. Türkiye›deki uluslararası sermayeli şirketlerin sayısı 2002 yılında 5.600 iken, 2024 yılı sonu itibariyle 86.418’e ulaşmış durumda.
Türkiye’nin jeostratejik avantajıyla bu dönemde otomotiv, tekstil, kimya, beyaz eşya, elektronik, imalat sanayii, savunma sanayii, enerji, ulaştırma ve lojistik gibi alanlarda büyük atılımlar gösterdiğini kimse inkâr edemez.
2013 sonrası ülkemize yönelik iç ve dış tehditlerin artmasına, darbe girişimlerine, istikrarsızlaştırma girişimlerine, etrafımızdaki bölgelerde süregelen savaş ve çatışmalara, Kovid-19 salgını gibi şoklara rağmen Türkiye’nin ve ekonomimizin ilerleyişi devam etmektedir.
İSTİHDAM SAYISI 32,5 MİLYONA ULAŞTI
Bunu makro ve mikro verilerde olduğu gibi istihdam verilerinde de görmek mümkündür.
Türkiye’nin nüfusu 23 yılda yaklaşık 21 milyon artarak 86 milyona çıkarken, işsizlik oranı küresel ve iç krizlere bağlı olarak değişkenlik gösterse de tek haneli rakamlara inmiştir.
2002 yılında işsizlik oranı yüzde 11,4, toplam istihdam 20 milyon 584 bin kişi idi.
2025 3. çeyreği itibariyle işsizlik oranı yüzde 8,5, istihdam sayısı da 32 milyon 558 kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı son 11 çeyrek buyunca yani yaklaşık 3 yıldır tek haneli rakamlarda.
Özellikle insansız hava, kara ve deniz araçları, elektrikli otomobil başta olmak üzere teknoloji ve yazılım alanlarındaki ses getiren başarılarımız, ülkemiz için de gençlerimiz ve geleceğimiz için de yeni ufuklar açmış durumda.
TEKNOFEST gençliği rüzgarıyla bu alanlarda dünyadaki tüm dengeleri değiştirecek bir potansiyel gücümüzün olduğunun farkındayız.
Küresel arenada oluşan adaletsiz rekabet şartlarında bu kazanımlarımızı elde tutabilmek ve daha da ilerilere taşıyabilmek için hem emek hem de girişim tarafında nitelikli iş gücüne, icat çıkaran beyinlere, yani insana ihtiyacımız var.
Varsın olsun, bir kısmı göç etsin, canları sağ olsun, ülkemizin elçileri olsunlar ama biz eğitimli, vasıflı, çalışkan, ülkesine, milletine, değerlerine bağlı insanlar yetiştirmeye devam etmeliyiz.
Kısacası; ekonomiyi yaşatmalıyız ki insan da devlet de yaşasın…






