
Türkiye’nin Kafkaslar’daki rolü, Azerbaycan ile müttefiklik temelinde şekillenen; Ermenistan’ın normalleşmesini teşvik eden ve bölgeyi istikrar, refah ve karşılıklı bağımlılık ekseninde yeniden tanımlayan stratejik bir vizyonun ürünüdür.
Türkiye’nin Kafkasya politikasında son bir yıl, yalnızca diplomatik yoğunluğun arttığı değil, aynı zamanda bölgesel düzenin yeniden inşasında Ankara’nın belirleyici aktör olarak öne çıktığı bir dönem oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderlikleriyle, “tek millet iki devlet” ülküsü etrafında şekillenen, Azerbaycan ile kurulan stratejik ortaklığın Şuşa Bildirgesi ile müttefiklik seviyesine taşınması, Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasının ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik zeminin en somut yansıması oldu. Bu yeni aşama, Türkiye’nin Kafkaslarda güvenlik, kalkınma ve diplomasi eksenli bütüncül bir vizyon geliştirdiğini göstermekte.
ERİVAN YENİ GERÇEKLİĞİ KABUL ETTİ
Karabağ Savaşı sonrası dönemde Ermenistan açısından kabul edilen temel gerçeklik, Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşme sağlanmadan sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma ve siyasi istikrarın mümkün olmadığıdır. Erivan yönetiminin uzun yıllar Azerbaycan’a karşı başta Rusya ve ABD olmak üzere dış aktörler üzerinden denge kurma politikası iflas etmiştir. Son bir yılda öne çıkan eğilim ise Ermenistan’ın bölge ülkeleriyle doğrudan ilişki kurmaya yönelmesi ve çatışma yerine diplomasi zeminini önceleyen bir açılım stratejisi benimsemesi oldu. Bu dönüşüm, Kafkasya’da diplomatik manevra alanını genişletmiş, Türkiye’nin yapıcı rolünü daha görünür kılmıştır.
YENİ BÖLGESEL MİMARİ
Ankara, bu süreçte yalnızca Azerbaycan’ın güvenlik çıkarlarını destekleyen bir aktör değil, aynı zamanda bölgesel barışın kurumsallaşmasını hedefleyen bir istikrar kurucu olarak hareket etmekte. Türkiye’nin bu yaklaşımı, Kafkasya’nın geleceğinin bölge ülkeleri tarafından şekillendirilmesi gerektiği tezine dayanmaktadır. Bu anlayış, üçüncü tarafların dış müdahalelerle oluşturduğu çatışmacı eski düzenin aksine, iş birliğini ve karşılıklı bağımlılığı esas
alan yeni bir bölgesel mimariyi öne çıkarmakta.
İSTİKRARIN KURUMSALLAŞTIRILMASI
Erivan ile Bakü arasında son bir yılda hız kazanan barış süreci de bu çerçevede değerlendirilebilir. ABD Başkanı Donald Trump’ın girişimiyle Eylül ayında Azerbaycan lideri İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında Beyaz Saray’da imzalanan barış anlaşması, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu normalleşme ve bölgesel entegrasyon vizyonunun bir yansımasını oluşturdu. Bu anlaşma, yalnızca Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri açısından değil, Kafkasya’nın tamamında istikrarın kurumsallaşması bakımından da kritik bir eşik. Türkiye, bu süreci destekleyerek hem müttefiki Azerbaycan’ın diplomatik kazanımlarını pekiştirdi hem de bölgesel barışın kolaylaştırıcısı konumunu güçlendirdi.
ZENGEZUR’DA REKABET YERİNE İŞ BİRLİĞİ
Bu çerçevede Zengezur Koridoru meselesi önem kazanıyor. Zengezur, bu yeni dönemin en stratejik başlıklarından biri olarak öne çıkmakta. Son bir yılda koridor üzerinde rekabet ve dayatma yerine iş birliğini esas alan söylemin güçlenmesi, Türkiye’nin ekonomik entegrasyon odaklı yaklaşımının sonucu olarak okunabilir. Zengezur’un yalnızca bir ulaşım hattı değil, Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret ve enerji ağlarının tamamlayıcı unsuru olarak ele alınması, Ankara’nın Kafkasya’yı küresel bağlantıların merkezi haline getirme hedefiyle uyumluluk gösteriyor. Bu çerçevede İran’ın da bölgeye yönelik politikalarında olumlu yönde değişim göstermesi ve Washington’dan sağlanan destek Ankara’nın çok yönlü diplomasisinin kazanımı olarak görülebilir.
DÜZEN KURAN ÜLKE
Sonuç olarak Türkiye, Kafkasya’da askeri caydırıcılığı diplomasiyle tamamlayan, bölgesel aktörleri dış bağımlılıktan uzaklaştırarak iş birliğine yönlendiren oyun kurucu aktör olarak öne çıkmakta. Son bir yılda yaşanan gelişmeler, Ankara’nın yalnızca kriz çözen değil, kriz sonrası düzen kuran bir güç haline geldiğini göstermektedir. Türkiye’nin Kafkaslardaki rolü, Azerbaycan ile müttefiklik temelinde şekillenen; Ermenistan’ın normalleşmesini teşvik eden ve bölgeyi istikrar, refah ve karşılıklı bağımlılık ekseninde yeniden tanımlayan stratejik bir vizyonun ürünüdür. Bu vizyon, Türkiye’nin Kafkasya’da kalıcı barışın en güçlü teminatlarından biri olduğunu gözler önüne seriyor.







