Diyanet bu haftaki Cuma hutbesini yayımladı: ‘İnsan, Özü İtibariyle Değerlidir’ - 1 Aralık 2023

17:2430/11/2023, Perşembe
Yeni Şafak
Cuma hutbesinin bu haftaki konusu belli oldu.
Cuma hutbesinin bu haftaki konusu belli oldu.

Her hafta Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Cuma hutbesinin 1 Aralık 2023 tarihli hutbesi yayımlandı. Bu haftaki Cuma hutbesinin konusu ‘İnsan, Özü İtibariyle Değerlidir’ oldu. İnsanları engel ya da engelsiz, yaşlı veya genç, kadın veya erkek olarak ayırmadan değer vermenin önemini vurgulayan Cuma hutbesi yarın ülkemizin dört bir yanında camilerde okunacak. Diyanet 1 Aralık 2023 tarihli Cuma hutbesinin tamamına ve PDF’ine haberimizden ulaşabilirsiniz.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu haftaki Cuma hutbesini resmi sitesinden yayımladı. 1 Aralık 2023 tarihli Cuma hutbesinin konusu ‘İnsan, Özü İtibariyle Değerlidir’ oldu. Hutbenin tamamına ve PDF’ine haberimizden ulaşabilirsiniz.

DİYANET CUMA HUTBESİ 1 ARALIK 2023

İNSAN, ÖZÜ İTİBARİYLE DEĞERLİDİR

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı sorumluluklarını en iyi yerine getireninizdir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”i

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah sizin görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve davranışlarınıza bakar.”ii

Aziz Müminler!

İnsan, yeryüzünün en değerli varlığıdır. Onun bu değeri, dış görünüşünde, malında, mülkünde, şan ve şöhretinde değildir. İnsanın, vahye muhatap olan bir aklı vardır. İyiyi kötüden, hakkı batıldan ayırabilen bir iradesi vardır. Sevgi, şefkat ve merhamet gibi güzel duygularla donatılması gereken bir kalbi vardır. İşte insan, aklını, iradesini ve kalbini, imanın, ibadetlerin ve ahlakın güzellikleriyle donatırsa değerine değer katar, kâmil bir insan olur.

Kıymetli Müslümanlar!

İnsanlık, saygınlığını ve gerçek değerini Peygamber Efendimiz (s.a.s)’den öğrenmiştir. O, hiç kimseyi, dış görünüşüne, malına ve mülküne, makam ve mevkiine göre değerlendirmemiştir. İnsan olması hasebiyle herkese değer vermiş, sevgi, saygı, şefkat ve merhametle davranmıştır. Allah Resûlü (s.a.s) insanları engelli ya da engelsiz diye ayırmamıştır. Engelleri sebebiyle hiç kimseyi dışlamamıştır. Farklı engel gruplarında yer alan sahâbîlere yakın ilgi göstermiş, her daim destek olmuştur. Birikim ve yeteneklerine göre önemli görevler vermiş, onları topluma kazandırmaya çalışmıştır. Nitekim görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektûm’u Medine’de kendi yerine vekil bırakmıştır. Ortopedik engelli genç sahâbî Muâz b. Cebel’i vali olarak tayin etmiştir.

Değerli Müminler!

Dinimize göre engellilik; görememek, konuşamamak, yürüyememek değildir. Asıl engellilik, hakkı duymamaktır. Hakikati görmemektir. Doğruyu söylememektir. Kişinin kalbini imandan, gönlünü İslam’dan, söz ve davranışlarını güzel ahlaktan mahrum bırakmasıdır. İmkânlarını Allah’ın rızası ve insanlığın faydası için kullanmamasıdır. Samimiyetini riyakârlığa feda etmesidir. Hâsılı asıl engellilik; insanın, kendi eliyle değerini yitirmesidir. Kur’an-ı Kerim, gerçek engellileri bizlere şöyle tanıtmaktadır:

لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ

“…Onların, kalpleri vardır ama hakkı anlamazlar; gözleri vardır ama gerçeği görmezler; kulakları vardır ama hakikati işitmezler…”iii

Aziz Müslümanlar!

İnanç, azim ve gayret hiçbir engel tanımaz. Önemli olan birbirimize engel çıkarmamak, hayatı birbirimize zorlaştırmamaktır. Engelli kardeşlerimizin ve ailelerinin hayat mücadelesinde yanlarında olmaktır. Onları ziyaret ederek, hal ve hatırlarını sormak, dualarını almaktır. Kendilerine içten ve samimi davranmaktır. Onlara karşı komşuluk ve insani görevlerimizi yerine getirmektir. Çalışmalarını ve üretmelerini zorlaştıran bütün engelleri ortadan kaldırmaktır. Yollarımızı, sokaklarımızı, binalarımızı ve hayatın her alanını onların kullanabileceği şekilde planlamaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifini kendimize şiar edinmektir: يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”iv

Kardeşlerim!

Hak ve hukuk tanımayan vicdan yoksunu siyonist zalimler; kadın, çocuk, yaşlı, engelli demeden Filistinli kardeşlerimize top yekûn bir soykırım gerçekleştirmektedir. Bu zulme engel olmak, din, dil ve ırk ayrımı olmaksızın bütün insanlığın ortak görevidir. Bugün bizler de Cuma namazının farzından hemen sonra dünyada zulüm altında inleyen bütün kardeşlerimiz için Yüce Rabbimize dua edeceğiz. Cenâb-ı Hak, dualarımızı kabul buyursun. Başta Filistinli kardeşlerimiz olmak üzere bütün mazlumları zafere ulaştırsın.

i Hucurât, 49/13.
ii Müslim, Birr, 34.
iii A’râf, 7/179.
iv Buhârî, İlim, 11.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

CUMA NAMAZINDA HUTBEYE YETİŞEMEYEN KİMSENİN NAMAZI GEÇERLİ MİDİR?

Cuma namazında hutbe, namazın sahih olmasının şartlarından biridir. Hutbe okunmadan kılınan bir cuma namazı sahih değildir. Bu nedenle hutbe okunurken en az bir erkeğin hazır bulunması gerekir. Ancak cuma kılabilmek için hutbeye yetişmek ve dinlemek şart değildir. Buna göre, mazeretine binaen okunan hutbeye yetişemeyen veya hutbeyi duymayan kişinin kıldığı cuma namazı sahih olur. Hutbeyi dinlemeye yetişemeyen kimse, cuma namazının ikinci rek'atına bile yetişse, imam selâm verdikten sonra ayağa kalkıp bir rek'at daha kılarak cuma namazını tamamlar (İbnü’l-Hümâm, Fethü'l-kadîr, 2/65-66).

CUMA HUTBESİNDE YAPILAN DUAYA 'AMİN' DEMEK CAİZ MİDİR?

İslam alimleri, gerek cuma hakkındaki hadisleri, gerekse Resulullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alarak hutbenin esasını teşkil eden rükünler ile sahih bir hutbede uyulması gereken şartları ve hutbenin adabını tespit etmişlerdir (Kasani, Bedaiu’s-sanai, 1/263). Hatip hutbe irad ederken cemaatin konuşmasının doğru olmadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Cum'a, 36 [934]; Müslim, Cum'a, 11 [851]; Muvatta', Cum'a, 6; Ebu Davud. Salat, 234 [1112]; Tirmizi, Cum'a, 368 [512]; Nesai, Cum'a, 22 [1401]). Hanefi ve Şafiiler bu hadislere dayanarak zaruret olmadıkça hutbe esnasında konuşmayı mekruh; Hanbeli ve Malikiler haram kabul etmişlerdir (Kasani, Bedaiu’s-sanai, 1/263; Şirbini, Muğni’l-muhtac, 1/553).

Diğer taraftan yine Resulullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslam alimleri hutbede müminlere dua etmenin mendup veya rükün olduğunu söylemişlerdir (Kasani, Bedaiu’s-sanai, 1/263). Buna göre, hutbenin dinlenmesi, bu esnada başka işlerle uğraşılmaması ve konuşulmaması gerekir. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavat okunması, hatibin duasına ‘amin’ denmesi, konuşma olarak değerlendirilmediğinden, bunların yapılmasında bir sakınca yoktur (bk. Kasani, Bedaiu’s-sanai’, 1/264; İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, 2/158-159).




#Diyanet işleri Başkanlığı
#Cuma Hutbesi
#cuma namazı