Said Nursi''nin günümüze ışık tutan düşünceleri

Ramazan Topdemir
00:0024/04/2014, Perşembe
G: 24/04/2014, Perşembe
Yeni Şafak
Gündem
Gündem

Bediüzzaman Said Nursi''nin, günümüz meselelerine ışık tutan düşüncelerine geçmeden önce, bir hususu belirtmekte fayda vardır: Bazı çevreler, Said Nursi''yi; Said-i Kürdi olarak adlandırmaktadırlar. Bu adlandırmanın amacı siyasidir. Bediüzzaman, her türlü ırkçılığa, ayrımcılığa karşı çıkmıştır. Said Nursi''nin Kürt tabirini, Osmanlı camiasının içindeki bir dal olarak kullandığı bilinmektedir. Nitekim hakkında ileri sürülen jurnallerle mahkemelere verdiği ifadede : ''Hangi Kürt aşiretine mensupsun sualine verdiği cevap şu olmuştur: ''Ben Osmanlıyım; benim Kürtlüğüm, doğduğum ve büyüdüğüm yerin halkına verilen isim dolaysıyladır.''

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ VE DEVLET YAPISI

Demokratik değerlerde esas olan, vatandaşın kalkınması, huzur ve refahıdır. Kürtlerin ya da başka etnik grupların yaşadıkları bölgelere verilebilecek federasyon, başka bölgeler için de örnek olacak ve devletin yapısında etnik kökenler ön plana çıkacaktır. Bu durum da ileride sıkıntılar doğuracaktır.

Bediüzzaman Said Nursî''nin geçen yüzyılın başında, yerinden yönetim konusunda Prens Sabahaddin''e verdiği cevap manidardır. Said Nursî, yerinden yönetimi olumlu karşılamakla beraber, etnik milliyetçiliğin yaygın olmasından dolayı endişelerini dile getirmiştir. Yani ayrılıklara sebep olabileceğini ifade etmiştir.

Yerel yönetimlerde, siyasal anlamda federasyona gitmek, ayrımcılığı körüklemesi bakımından oldukça tehlikelidir. Ayrılığı çağrıştıracak, hatta istetecek ve körükleyecek bir federasyon için Bediüzzaman''ın yüzyılın başında taşıdığı kaygılar hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

TÜRKLERİN VE KÜRTLERİN KARDEŞLİĞİ

Bitlis''te dünyaya gelen, ömrünün büyük bir kısmını Türkler içinde geçiren ve eserlerini Türkçe olarak yazan Bediüzzaman, Kürtlerin vasıfları hakkında şunları ifade eder: Türklerin hakiki bir vatandaşı. Eskiden beri onların cihad arkadaşıdır. Türkler ise; İslâm ordularının en kahramanı, İslâmiyet''in kahraman bayraktarıdır.

Bediüzzaman: ''Allahu Zülcelal Hazretleri Kur''ân-ı Kerim''de ''Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah''ı severler. Allah da onları sever'' buyurmuştur. Ben de bu beyân-ı İlâhî karşısında düşündüm. Bu kavmin bin yıldan beri âlem-i İslâm''ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve dört yüzelli milyon (o zamanki âlem-i İslâmın nüfusu) kardeş bedeline, bir kaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım Kürtçüleri kastediyor) kimsenin peşinden gitmem» diyor. Gerçek Türklük ve Türkçülüğün, İslâm''ın içinde eriyen Türklük olduğunu ifade eden büyük âlim, bu mânâda diğer milletlerin Türklere bakış tarzını da şöyle dile getiriyor: ''İslâmiyet milliyetinden çıkmak isteyen adamları, Türk bilmiyoruz, Türk perdesi altına girmiş Frenk telâkkî ediyoruz. Çünkü yüz bin defa Türkçüyüz deyip dâvâ etseler, ehl-i hakikati kandıramazlar. Zira fiilleri ve hareketleri, onların dâvâlarını tekzip ediyor ve yalanlıyor.''

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ VE DİL EĞİTİMİ

Her ülkenin bürokratik yazışmalarında ve ortak konularda birlik sağlamak için kullandığı bir resmî dili vardır. Türkiye''nin resmî dili de Türkçe''dir. Bu, devlet yönetiminde birliğin sağlanması için gereklidir. Ancak bu durum insanların anadillerini konuşmalarına engel olmamalıdır. Kürtçe''den ya da Arapça''dan başka dil bilmeyen insanlara, hizmet aldıkları resmî kurumlarda çeşitli kolaylıklar getirilmeli, bürokratik işlemlerde yardımcı olacak tedbirler alınmalıdır. Bu çerçevede, hizmet alanlarla iletişimin kolaylıkla sağlanabilmesi için mahallî dilleri bilen memurlar atanmalıdır.

Bediüzzaman, dilin eğitim ve sosyal hayattaki önemine de ayrıca vurgu yapmıştır. Bu anlamda ''Medresetüzzehra'' projesi çerçevesinde Türkçe''nin lâzım, Arapça''nın vacip, Kürtçe''nin ise caiz olduğunu ifade etmiştir. Buradan, Arapça''nın dinî vecibelerden dolayı öğrenilmesi gerektiğini, Kürtçe''nin günlük hayatta serbestçe kullanılabilmesini, Türkçe''nin ise sosyal hayatın bir gereği olarak herkes tarafından bilinmesinin faydalı olacağını anlıyoruz. Ayrıca, Bediüzzaman halka ulaşmada mahallî lisanlara öncelik verilmesini vurguladıktan sonra, bilginin ortak bir dille ifade edilebilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bütün bu bilgilerden anlaşıldığı üzere, insanlara anadilleri üzerinde sınırlayıcı bir baskı uygulanmamalıdır.