Eğer Türkler eşit bir kardeşliği içselleştirip, sınırsız bir kardeşlik için Kürtlerle ebedi bir ittifak kurarsa, cetvelle çizilmiş bütün sınırlar hükümsüz olur. Yüzleri Türkiye''ye dönük olan Irak, Suriye ve İran Kürtlerinin kalbi de Türkiye ile atar. Sınırlar genişler. 40 milyon Kürdün merkezi Diyarbakır, Diyarbakır''ın gönlü Ankara olur.
Birinci Dünya Savaşı sonrası yeniden şekillenen ve sınırları cetvelle çizilen dünyada Kürtler dörde bölündü. Bir arada yaşamın arasına sınırlar, duvarlar, teller, mayınlar girdi. Irak, Suriye, İran, Türkiye.
Kürtlerin makûs talihi olsa gerek, bağlı oldukları bu dört devlette anti-demokratikti ve Kürtler bu ülkelerde yıllarca kimlik ve var olma mücadelesi verdi. Suriye Kürtleri Şam''dan nüfus cüzdanı dahi alamadı, Saddam''ın Irak''ı en sert müdahale ve katliamları Kürtlere yaptı, İran, bugün hâlâ Kürtleri idam ediyor. Türkiye''de geçmiş yıllarda yaşanan acıları anlatmaya ihtiyaç yok.
Türkiye dış politikası, maalesef Cumhuriyetin kadim korkuları üzerine inşa edildi. Ve bu gelenek Dış İşleri bürokrasisi marifetiyle –Ahmet Davutoğlu döneminde etkileri azalsa da –günümüze kadar sürdürüldü.
Yeryüzünde İsrail hariç, etrafının düşmanlarla örülü olduğunu düşünen, sınırlarındaki bütün gelişmeleri ''tehdit'' paradigmasıyla yorumlayan ve ''kırmızı çizgi''nin seri üretimini yapan tek ülke Türkiye olsa gerek.
Öyle ki, Irak dış politikasını ''Özerklik olmaz, Federasyon kabul edilemez'' şiarıyla yürüten Türkiye, bugün Irak Kürdistan''ı ile 10 miyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaştı. Bu rakamın 2014 sonunda 20 milyar doları aşması bekleniyor. Bu bölgede dolaşımda olan ürünlerin %80''i Türkiye menşeli.
Şimdi benzer dış politika Suriye için dolaşıma sokuldu. ''Kimse macera peşinde koşmasın'', ''Suriye bütünlüğü'', ''Kırmızı çizgiler'', ''izin verilemez'', ''kabul edilemez''. Bu yaklaşımların hiçbirisi ''zamanın ruhunu yakalayabilen'' yaklaşımlar değil.
Türkiye''nin komşu ülkelere yönelik dış politikasının köklü bir revizyona ihtiyacı var. Kırmızı çizgilerden ve kadim korkulardan arındırılmış bir dış politikaya ihtiyacı var.
21. yüzyılda yeniden şekillen(diril)en Ortadoğu''da ayakta durabilmenin ve baharlardan etkilenmemenin –hatta güçlü çıkabilmenin –tek yolu Kürtlerle ittifaktır.
Bunun için öncelikle eşitliği esas alan, içselleştirilmiş bir kardeşlik hukuku tesis edilmelidir. Sınırlarımızdaki gelişmelere kardeşlik-empati penceresinden bakıldığı zaman doğru sonuçlara ulaşılabilir.
Bir an için Irak, Suriye ve İran''daki Kürtlerin Türk olduğunu kabul edin. Dünya savaşlarına kadar bir arada yaşadığınız, aranıza duvarların ve sınırların örülmediği kardeşlerinizi, savaş sonrası, masa başında bir cetvel marifetiyle sizden ayırdıklarını, onları 4''e böldüklerini düşünün.
Yıllarca, yaşadıkları diğer ülkelerde kardeşlerinizin inkâr edildiğini, baskı, zulüm ve katliamlara maruz bırakıldığını düşünün. Bu durumda kardeşlerinizin özgürlüklerine, hak ve hukuklarına kavuşması için her türlü yardımı yapmaz mıydınız? Onlara zulüm edenlere karşı -Urumçi''de yaptığınız gibi –onların yanlarında olmaz mıydınız?
Eskiden faili meçhuller, zulümler, insan hakkı ihlalleri yapıldıktan en erken 1 yıl sonra herkes tarafından öğreniliyordu. Fakat bugün her şey değişti. Bugün sokaktaki bir kadına tokat atılsa, olay yeri, zamanı ve görüntüleri 1 dakika sonra bütün ülkeye, 3-5 dakika sonra bütün dünyaya yayılıyor.
İnsanları bırakın, sokakta dolaşan bir kediye tekme atılsa 3-5 dakika sonra toplu protestolar başlıyor. Bilgiye erişimin giderek hızlandığı bir dünyada, özgürlüğe erişim de hızlanıyor. Bilgiye erişim engellenemeyeceği gibi özgürlüklere erişim de engellenemez artık.
Peki, Türkiye bütün bu gelişmeler karşısında nasıl bir yol izlemelidir? Bütün kırmızı çizgilerini tarihin çöp sepetine atmalıdır. Ortadoğu''da yaşayan bütün Kürtlere ittifak çağrısı yapmalıdır.
Suriye, Irak ve İran''daki Kürtlerin özgürlüklerine kavuşması için elinden geleni yapacağını beyan etmeli ve bu politikasını pratikleştirmelidir. Suriye ve İran''daki Kürtlerin özerklik elde etmeleri için her türlü yardımı yapmalıdır.
Bütün bunları yaparken, kendi ülke demokrasisini çok güçlendirmeli, herkesi eşitleyen, kucaklayan ve birinci sınıf vatandaş yapan bir anayasa yapmalıdır. Anadilde eğitim, köy, kent isimlerinin iadesi, adem-i merkeziyetçilik, seçim barajı, TMK vb meseleleri çözmelidir.
Bu strateji size çok ütopik gelebilir. Ancak uzun vadede Türkiye müdahil olsa da, olmasa da, sınırların işlevsizleştiği, müttefikliğin kardeşlik üzerinden geliştiği farklı bir Ortadoğu haritasının şekilleneceğini düşünmekteyim.
Eğer Türkiye, kendi ülkesindeki Kürtleri ihya ederse (Türklerle her konuda eşitlenmek ihyadır) hem Kürtlerin hem de Ortadoğu halklarının cazibe merkezi olur.
Bugün Erbil''in sırtı Bağdat''a, Rojava''nın sırtı Şam''a, İlam ve Mahabat''ın sırtı Tahran''a ama hepsinin de yüzü Türkiye''ye dönüktür.
Türkiye Kürtlerini İran, Irak ve Suriye Kürtlerinden ayıran en büyük özellik, buradaki Kürtlerin coğrafi dağınıklığıdır. Diğer ülkelerdeki Kürtler Türkiye sınırı çevresinde kümelenirken, Türkiye''deki Kürtler bütün coğrafyaya yayılmışlardır.
Örneğin en büyük Kürt ili İstanbul''dur, Mersin, Antalya ve Adana''da yüzbinlerce Kürt yaşamaktadır. Milyonlarca Kürt-Türk evliliği vardır. Bu durum Kürtler ve Türkler için şanstır.
Thomas More, Ütopya adlı eserinde bir ülkenin yıkılmasının ancak o ülkedeki mutsuz insanlarla mümkün olabileceğini söyler.
Eğer Türkler eşit bir kardeşliği içselleştirip, sınırsız bir kardeşlik için Kürtlerle ebedi bir ittifak kurarsa, cetvelle çizilmiş bütün sınırlar hükümsüz olur.
Yüzleri Türkiye''ye dönük olan Irak, Suriye ve İran Kürtlerinin kalbi de Türkiye ile atar. Sınırlar genişler. 40 Milyon Kürdün merkezi Diyarbakır, Diyarbakır''ın gönlü Ankara olur.
Böyle bir ittifak bir tek Kürtlere yaramaz, aynı zamanda Ermeniler, Başörtülüler, Aleviler, Türkler, Çerkesler… Ezcümle bütün renk ve diller özgür ve birinci sınıf vatandaş olur. Türkiye, bölgeye demokrasi ihraç eden, gelişmiş, lider bir ülke olur. Onun için stratejik derinlik, sınırsız kardeşlik.






