İddianamede, “Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zaafiyeti oluşturacak derecede eylemler yapıp kargaşa ortamı meydana getirmek, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamı ile hukukdışı bir müdahale sonucu yönetimi ele geçirmek olduğu tespit edilmiştir”denildi. İşte Ergenekon'un hedefine ulaşmak için işlediği suçlar:
İddianamede, Danıştay saldırısı Ergenekon'un eylemi olarak geçiyor. Arlan'a para verilmesinin yanında 'Yakında darbe yapacağız' diyerek ikna edildiği belirtiliyor
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen 'Ergenekon terör örgütü' davası iddianamesinde, Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 'maktul' olarak yer alıyor ve saldırıyı, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin'in tasarladığı ve Alparslan Arslan'ıda saldırıya azmettirdikleri belirtiliyor. İstanbul Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Nihat Taşkın ve Mehmet Ali Pekgüzel tarafından hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince dün kabul edilen 2 bin 455 sayfalık iddianamede, Özbilgin dışında aynı dairenin Başkanı Mustafa Birden, üyeleri Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Danıştay Tetkik Hakimi Ahmet Çobanoğlu da 'mağdurlar' olarak sıralanıyor.
İddianamede, 'ihbar eden' olarak da el bombalarının bulunduğu Ümraniye'deki gecekonda oturan Ali Yiğit'in babası Şevki Yiğit'in adı geçiyor. İddianamede ayrıca Cumhuriyet gazetesine bomba atılması, Danıştay saldırısı ve YÖK eski Başkanı Erdoğan Teziç'e suikast girişimi olaylarının benzerlik gösterdiği de belirtiliyor.
İddianameye göre, Danıştay'a silahlı saldırıyı düzenleyen Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin ile yakın ilişki içindeydi. Arslan'ın çalışmasına gerek olmadan ömür süreceği bir hayata kavuşacağı vadedildi. Saldırı Muzaffer Tekin ve Veli Küçük'ün azmettirmesiyle gerçekleşti. Danıştay saldırısının ardından Alparslan Arslan'ın ailesinin banka hesaplarında artış gözlendi. Osman Yıldırım, Cumhuriyet gazetesine el bombası atılmasını Veli Küçük'ün talimatıyla gerçekleştirdiklerini itiraf etti.
Ergenekon örgütü üyelerinin Danıştay suikastı ve bazı ünlü kişilere yapılacak suikastlarını yaptıracakları kişilere para teklif ettikleri ve 'Yakında darbe yapacağız', 'Cezaevinde fazla kalmazsın', 'Biz seni hemen çıkarırız' gibi vaatlerde bulundukları iddi edildi.
17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay II. dairesine Avukat Alparslan Arslan silahlı saldırı gerçekleştirmişti. Saldırı sonrasında, Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin ölmüş, aralarında daire başkanı Mustafa Birden'in de yer aldığı dört üye daha yaralanmıştı. Arslan, saldırı sonrasında kaçmaya çalışırken Danıştay'da görevli polis memurları tarafından yakalanmıştı.
İddianamede 1995 yılında toplam 23 kişinin öldüğü Gazi olaylarının Veli Küçük'ün emri ile tetiklendiği belirtiliyor. Kahvenin taranması ve adam öldürme talimatının da yine Küçük'e ait olduğu iddia ediliyor.Yine 2002 'de evinin önünde suikaste kurban giden Prof.Dr. Necip Hablemitoğlu cinayetinin de emrinin Veli Küçük tarafından verildiği belirtiliyor.
Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 1'i Alman 3 kişinin öldürülmesi olayı da iddianamede geçiyor. Danıştay saldırısında olduğu gibi burada da zanlıların para karşılığı ikna edildiği belirtilirken davanın son duruşmasında tanık Metin Doğan'ın, “Cinayeti 2005 yılında 300 bin Dolar karşılığı bana teklif etmişlerdi.” gibi ifadelerini yinelemesi dikkat çekmişti.
Açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, Ergenekon örgütünün Hizbullah, PKK, DEVSOL-DHPKC ile bağlantıları da yer alıyor. Gizli Tanık Deniz tarafından anlatılan bu bağlantılara göre, Hizbullah militanlarının Jandarma Genel Komutanlığı'nda eğitilmiş. Bunu fotoğraflayan bir muhabir ise öldürülmüş. İddianamede konuyla ilgili yer alan kısım şöyle: “Bir dönem Doğu Perinçek'in adamı olan ve Güneydoğu-Diyarbakır muhabiri Halit Güngör (Güngen)'ün, Jandarma Genel Komutanlığında Hizbullahçı İlimcilerle Menzilcilerin eğitilmesini fotoğrafladığını, Hizhulkontrayı ortaya çıkardığını, fotoğrafları Doğu Perinçek'e gönderdiğini, ancak yayınlanmadan Halit Güngör'ün öldürüldüğünü, o dönemde Adnan Akfırat'ın da Halit Güngör'ü Türk Gladyosunun öldürdüğünü söylediğini, daha sonraki dönemde “Kemalist-Sosyalist” ismi ile bir ittifak yapıldığını”
İddianamede ayrıca 'Yeni mafya grupları oluşturulacak, kontrol ve denetim sağlanacak”MAFYA” gruplarının tümünün yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut grupların karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir.” deniliyor
İddianamede örgütün yazılı belgesi Ergenekon dökümanına dayanılarak 'Naylon terör örgütü kurulmalı. Yabancı istihbarat örgütletinin kurguladığı oyunda yeralmalı, terör örgütlerinin tasfiye ve yok edilmesi değil kontrol altına alınarak örgüt adına kullanılmasının benimsendiği' belirtildi. Ayrıca şu önemli ayrıntıya yer verildi:
PKK'nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, Abdullah Öcalan'la işbirliği yapılıp bizzat Ergenekon Terör Örgütü içinde bulunan, genç subay tabir ettikleri muhtamelen örgüt adına askeri kurumlara sızmış üylerin, PKK'nın üstdüzey yönetici kadrolarının yerine getirilmesi öngörülmüştür. Ayrıcva bu belgede Abdullah Öcalan'In emekli olmadığı olmayı da istemediği belirtilmiş ve örgütle arasındaki irtibatın boyutu açıkça anlaşılmıştır. İddianamede deliler arasında, şüpheliler Doğu Perinçek, Ferit İlsever ve Hayati Özcan'ın PKK kamplarında PKK elebaşısı Abdullah Öcalan'la birçok fotoğrafının bulunduğu, Perinçek'in, Ergenekon kararları doğrultusunda terör örgütleri ile irtibat konusunda görevli olduğunun anlaşıldığı ifade edildi.
Örgüt üyelerinin Danıştay suikastı ve bazı ünlü kişilere yapılacak suikastlarını yaptıracakları kişilere para teklif ettikleri ve 'Yakında darbe yapacağız', 'Cezaevinde fazla kalmazsın', 'Biz seni hemen çıkarırız' gibi vaatlerde bulundukları iddi edildi. İddianamede tetikçilerin nasıl kandırıldıkları şöyle yer aldı: Sonuç olarak Ergenekon terör örgütünün hem eleman hem kadrolaşma hem devlete ait gizli bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşma, örgütün sahip olduğu çeşitli silahlar ve silahlı üyeleri örgütün en üst düzeydeki devlet görevlilerine suikast yaptırmak için suç işlemiş ve işlemeye meyilli birçok insanı kısa sürede bulup bu tür insanlara hayali misyonlar yükleyip suç işlemeye teşvik edip, gerektiğinde yüklü miktarlarda paralar taahhüt edip ülkeyi kaosa götürecek eylemler yaptırabildikleri, Danıştay suikastı ve bazı ünlü kişilere yapılacak suikastlar için yapılan para tekliflerinin de dosyada delillendirildiği, suikast yaptıracakları kişilere, 'Yakında darbe yapacağız', 'Cezaevinde fazla kalmazsın', 'Hemen biz seni çıkarırız' gibi vaatlerde bulundukları anlaşılmıştır.
Gerçekleştirdiği bunca eyleme rağmen, 'Ergenekon' terör örgütünün gizli ve hücre yapılanmasının, eylemlerin profesyonelliği ve kamu kurumlarındaki yapılanma ve ilişkileri sayesinde eylemlerin 'Ergenekon' terör örgütü bağlantısının deşifre edilmesinin daima engellendiği vurgulanan iddianamede, Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazası ile örgütün kapılarının kısmen de olsa aralandığına dikkat çekildi. İddianamede, örgütün o dönemdeki etkinliği ve gücü nedeniyle bu olayın yeterince derinleştirilemediği sadece buz dağının görünen yüzünün aydınlatıldığı ve örgütün amaçların doğrultusunda karanlık eylemlerine devam ettiği savunuldu.
Ergenekon İddianamesi'nde yer alan Ömer Sertoğlu isimli şahıs ifadesinde, Yeni Şafak gazetesine kaleşnikov marka silahla saldırı planladığını ve bununla ilgili lojistik desteği de Kemal Kerinçsiz'e cep telefonu mesajı atarak istediği belirtiliyor.Ömer Sertoğlu, Kemal Kerinçsiz'e Yeni Şafak Gazetesi'ni keleş marka silahla taramak istediğini anlatan bir cep telefonu mesajı çekmiş. Ergenekon İddianamesi'ne bu iddialar şöyle yansıyor: “Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra Yeni Şafak Gazetesi'nin sürdürdüğü yayın politikasından dolayı 2007 yılından sonra bu gazeteye bir eylem yapmaya karar verdiğini, o tarihlerdeki düşüncesinin, bir kaleş silahı bulup Yeni Şafak gazetesini taramak olduğunu, hatta bunun için Kemal Kerinçsiz isimli avukata bir eylem yapacağını ve bunun için lojistik ihtiyacı olduğunu yazarak cep telefonuna mesaj attığını, Kemal Kerinçsiz'in bu mesajına cevap vermediğini...”
Şüpheli Veli Küçük'ten ele geçirilen ve daha önce diğer şüphelilerden elde edilemeyen birçok farklı örgütsel içerikli belgenin bulunduğu belirtilen iddianamede, bu belgelerin çoğunun Ümit Oğuztan'dan elde edilen disketlerde de word belgesi olarak yer aldığına işaret edildi. 'Şüpheli Kemal Kerinçsiz'in 'Büyük Güç Birliği' ve 'Büyük Hukukçular Birliği' isimli derneklerdeki görevleri Sevgi Erenerol'la arasındaki hiyerarşik örgütsel ilişki sebebiyle, bu derneklerin bulunduğu yerler ile birlikte Kadıköy'de bulunan Kuvayı Milliye Derneği (1919) ile diğer illerde bulunan şubelerinde de yapılan aramalarda, şüpheli Kemal Kerinçsiz'de örgütsel içerikli belgeler ile Muzaffer Tekin'den ve Fikret Emek'ten elde edilen gizli askeri bilgilerin CD'deki bilgilerin bilgisayarda üzerindeki gizlilik şerhleri kaldırılmak suretiyle yazdırılıp dosyalanmış halini gösterir bilgi ve belgeler ele geçirilmiştir' deniliyor.
Örgütün amaçlarına ulaşabilmek için medyada söz sahibi olmayı ve bu alanda da hakimiyet kurabilmek için televizyon kanalları edinip, örgütün amaçları doğrultusunda yapacakları yayınlarla örgütün gizli ve illegal amaçlarını perdelemek için kullanmayı hedeflediği anlatılan iddianamede, şunlar kaydedildi: 'Bu konuda yöntem olarak, örgütün kontrolü altında bulunan medya organlarınca Ergenekon terör örgütünün bizzat yaptırdığı sansasyonel eylem ve fiillerden her seferinde devletin güvenlik güçleri veya başka grupların sorumlu gösterilmesi suretiyle de dezenformasyon yapılarak gerçek suçlular ve Ergenekon terör örgütünü kamufle edip kamuoyunu yanıltarak ve gerektiğinde delilleri karartarak eylem ve fiillerinin devamını sağlamaya yardımcı olmayı amaçladıkları dosyada mevcut delilerden anlaşılmıştır.'






