Kayıtsız kalmak korkmaktır

Yeni Şafak
01:0013/02/2000, Pazar
G: 16/05/2017, Salı
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

LALE MANSUR İLE "SİVİL ANAYASA GİRİŞİMİ" ÜZERİNE KONUŞTUK




S P O T
İnsanların devletin ne olduğunu ya da ulvi falan olmadığını, vatandaşı için varolması gereken bir organizasyon olduğunu anlamaları gerek. Sırf bu bilinç yaygınlaşsa yeter.

Sanatçıların sivil bir kişilik olarak ortaya çıkıp politik anlamda birşeyler yapmaya çalışmaları güzel. Şimdilerde bir "Sivil anayasa" girişimleri var ve bunun başını Türkiye'nin düşünen insanları, sanatçıları çekiyor. Bu girişime siz de destek veriyorsunuz.

Bu girişimi desteklemenin, bir sanatçının politikleşmesi olarak anlaşılmayacağını umuyorum. Çünkü bunu ben politika olarak görmüyorum. İnsanın kendini bir şekilde ifade etmesi gerektiğini düşünüyorum. Sevgi açlığı benim asabımı bozuyor. Kendini belli etmek zorundasın, doğrusu yanlışı yok fikrin. Ben böyle düşünüyorum. Öteki başka bir şey düşünebilir ama herkes bizi sevsin diye tuttukları futbol takımını bile söylemiyorlar. Çok iki yüzlü buluyorum bunu. Bir de Türkiye'de olmasaydım, daha medeni bir ülkede -İngiltere'de Londra'da yaşadım bir zaman- yaşasaydım -ama bir İngiliz değilim, kendimi öyle hissetmiyorum- bütün problemini çözmüş bir ülkede olsaydım çok daha mutlu olurdum. Etrafımdaki mutsuzluktan kendimi mümkün olduğu kadar sıyırırdım.

Kendinizi ifade etmekten söz ediyorsunuz. Sanat zaten kendini ifade etme aracı değil midir sanatçı için?

Yetmiyor. Bizim gibi bir ülkede olup bitene kayıtsız kalmayı korkaklık olarak görüyorum. Bu kadar insan ölüyor, o kadar fazla konu var ki. Düşünce suçlularıyla ilgili konular var. Hayvan haklarından, doğanın katledilmesinden, nükleer santrallerden.. O kadar çok konu var ki.. Hiç mi biri ilgilerini çekmiyor? Nasıl bir hayattır bu? Sokağa çıkmıyorlar mı? Nasıl bir yaşam sürüyorlar? Hiç mi farkında değiller? Hiç mi gazete okumuyorlar? Hangi haberleri seyrediyor bu insanlar? Hiç mi seçimleri yok. Niye bu kadar renksiz durduklarına ben şaşırıyorum.

Daha medeni bir ülkeden sözettiniz. Türkiye'yi yeterince medeni bulmuyorsunuz anlaşılan.

Çok fazla sorunları var. Bütün sorunların üzerinin örtüldüğü, halının altına süpürülüp geçiştirildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu, gelişmemizi ve daha medeni bir ülke olmamızı engelleyen unsurlardır bence. Sorunları, tıpkı çöpleri savuşturur gibi halının altına gizlice süpürmekle çözemezsiniz ki. Onları olduğu gibi ortadan kaldırmak daha doğru.

Sivil Anayasa Girişimi içerisinde kendinize uygun ne buldunuz?

Şöyle bir şey buldum; bence önemli olan sivil bir inisiyatifin, sivil bir bilincin oluşmasıdır... Bunun Türkiye'de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ulvi bir devlet öğretildi. Onun da başında bir baba var. Üvey baba diyor Perihan Mağden, çok beğeniyorum. İnsanların devletin ne olduğunu ya da ulvi falan olmadığını, vatandaşı için varolması gereken bir organizasyon olduğunu anlamaları gerek. Sırf bu bilinç yaygınlaşsa yeter. İnanın yazılı anayasanın hiçbir önemi yok bence. Bu yeter.

Oyunlarınızla idealleriniz arasında galiba biraz uyumsuzluk var. Böyle toplumsal kaygıları olan bir oyuncu, bu kaygılarını dile getiren rollere daha çok yakışırdı diye düşünüyorum. John Baez'i veya Jose Feliciano'yu dinlerken, dünya görüşleriyle müzikleri arasında bir uyum olduğunu görüyorum. Yılmaz Güney'i izlerken, düşündüğünü sinemasına aktaran bir oyuncu buluyorum beyaz perdede.

Söylemek istediğinizi anlıyorum. Ama ben, bir devrimci olmadığımı söylemeliyim. Hele politikacı! Hiç değilim...

Sivil Anayasa Girişimi, sizce siyasi bir duruşu gerektiriyor mu?

Hayır, gerektirmiyor.

Bu talebin içini nasıl dolduruyorsunuz?

Tabii ki bir siyasi duruşum var. O da benim için doğru olandır; insan her şeyden önce gelir diyemeyeceğim, çünkü doğa da hayvanlar da önemlidir. Dünya üstünde yaşayan çok kötü bir türüz ne yazık ki. Çok saygısız bir türüz. Savaşıyoruz, yasaklıyoruz. Bütün bunlar beni ilgilendiriyor. İster istemez ilgilendiriyor. Yani sırf Amerika'ya gideyim, oradaki bir okulda çalışayım geleyim, rolümü oynayayım oturayım demiyorum. Yani okuduğunuz her şey etkiliyor. Merak sardığınız, düşündüğünüz her şey. Ha ben böyle düşünüyorum. Peki ne yapıyorsun? Hiçbir şey yapmıyorum. "Ben Müslümanım namaz kılmıyorum" demeye benziyor bu. Müslüman'san, Müslüman olmanın şartları belli. Namazını kılacaksın. Böyle düşünüyorsanız, bu ülkede yaşıyorsanız, bencil bir insan da değilseniz -ki ben öyle olduğuma inanmıyorum- dolayısıyla mecburen birtakım şeylerin içinde yer alıyorsunuz.

Siz bu Sivil Anayasa Girişimi'nin oluşması veya tasarlanmasında ne gibi roller üstlendiniz?

Oluşmasında değil, sadece tasarlanma aşamasından haberim vardı. İmzaya açıldığında haberim oldu. Memnuniyetle katıldım. Yavaş yavaş oluşturuluyor zaten. Değişik yerlere gidilecek, tanıtımı yapılacak. İş programıma uygun düşerse memnuniyetle yer alırım. Çünkü gerçekten insanların çok cahil olduklarını düşünüyorum. Cahil bırakılmaya çalışıldıklarını da düşünüyorum.

Sivil anayasa bütün bu sorunlara çözüm getirebilecek mi?

Hayır, getirmeyebilir. Ama ne kadar yayılırsa o kadar iyi olur. Bence çok pozitif bir şey, olumlu bir girişim. Tek bir görüşün oluşturduğu hareket değil bu. Her kesimden katılım var. Güzel olan da bu. Sonra, süreç de çok önemli. Gerçekten yapılacak anayasadan çok o süreç önemli.

Sıkı bir biçimde siyaset yapmak, siyasetin içine daha fazla girmek aklınızdan geçmiyor mu ?

Katiyen. İğreniyorum. Çok iğreniyorum. Çok az sayıda saygı duyduğum siyasetçi var. Eleştiren birinin biraz daha cesur olması beklenirdi. O kadar da kendi işimden vazgeçemem. Çok âşık olduğum bir iş yaptım senelerce... bale yaptım. Şimdi tekrar çok âşık olduğum bir iş buldum. Katiyen. Siyaset için bunlardan vazgeçemem...

Sivil bir anayasa Türkiye'de diyelim ki uygulama alanı buldu. Bireysel olarak bundan ne gibi kazanımlarınız olacak? Bir sanatçısınız. Başarılarınız var. Belli bir toplumsal katmanın içersindesiniz. Daha ne istiyorsunuz?

Daha mutlu bir toplumun içinde yaşamak istiyorum. Daha bilgili, daha neyin ne olduğunu farkeden, daha öğrenim görmüş, daha kafası çalışan, daha özgür. Ben en iyi bildiğim şeye tekrar dönüp bakarım. Acaba yanılıyor muyum diye.. Orada hep açık bir nokta bırakırım. Tarih okumaya başladım ciddi olarak. Hep bu dönem kötü zannediyordum. Bakıyorum ki hep böyleymiş. Bunda hem çok üzülecek bir taraf var. Demek ki şimdi de çok kötü değil zaten hep böyleymiş diye sevinilecek bir taraf var. Ama bence Susurluk'tan sonra çok yıprandık. Çünkü bilmiyorduk birçok şeyi. Birçok şey söylenti halindeydi. Çok az bir çevre ne olup bittiğini biliyordu. Şimdi hepimiz biliyoruz. Ve bizi pisliklerine ortak ediyorlar. Onun için bu sivil hareketin bence çok büyük önemi var.

Sivil bir girişim olarak başlayan bir hareket, günün birinde otoriter, totaliter bir hale dönüşemez mi?

Mümkün değil ki..

Neden?

Bütün amaç zaten her kesimin katılımı. Yani laikperestler çok korkuyor bundan ama. Bence bu bir paranoya... Ben hep şunu istiyorum. Hem sivil hareketin hem de düşünce özgürlüğünün sağlanabilmesi... yapılan bu işlerin içinde olma nedenim bu. Paranoyak bir toplum olduk. Dinci bir kesim var. Bunların hangileri şeriatçı. Hangileri terörist? Sen "yasak konuşmayacaksın" dersen, kimin ne olduğunu nereden bileceğiz? "Bu böyle diyor ama aslında bu şeriatçı". İnsanlar kendilerini rahat ifade edebilseler, anlaşmak daha kolay olacak gibime geliyor.

Böyle bir sivil hareketin Türkiye'de başarılı olacağına inanıyor musunuz?

Ümid ediyorum. Şu ana kadar düşünmeyen insanları da düşünmeye itebilir. Türkiye'de sivil seslerden hoşlanmayan ve onları bastırmaya çalışan bir kesim var biliyorsunuz. Ve bıktırmaya, usandırmaya çalışan...

Bunlara karşı bir direniş geliştirebilecek misiniz?

Bu bir denemedir. Bence herşeyin katkısı var. Bu sivil hareketin katkısı var. İnternet'in katkısı olacaktır. Oluyordur da. Bu türden her girişimin bir katkısı olduğuna inanıyorum. Ayrıca insan bir harekete girerken "nasılsa olmayacak" diye girmez ki. Kaç kişi düşünürse bunun üzerine, ne kadar yazılırsa, insanlar ne kadar bilincine varırsa o kadar iyi olur ve başarı şansı da yükselir. Avrupa'da bu bilinç var. "Parasını ben veriyorum" diyor, hesap soruyor. Bizde ise tam tersi. Askeri cuntanın yaptığı bir şey bu. Ben utanıyorum. Ne münasebet! Beni birtakım kanunlarla sınırlıyorlar; nelere karşı çıkmam, nelere de çıkmamam gerektiğini onlar belirliyorlar. Ne demek yani. Niye ben bu anlamsız yasaklarla ve bana konulan sınırlarla yaşamak zorunda olayım? Türkiye'de sivil hareketçilerin işi çok zor. Hakikaten gol atılması zor bir kale var adeta.. Allah'tan dünya bırakmıyor bizi... Göstermelik de olsa birşeyler yapmak mecburiyetinde oluyorlar. Bakın ben şuna gerçekten inanıyorum. İnsanların kendileri, hak ve özgürlüklerinin, takipçisi olmazsa bu iş zor. Daha yapılacak çok şey var. Bir kere her şeyden evvel düşünce özgürlüğü için yapılacak çok şey var. Eğitim için yapılacak çok şey var. Çok fazla alanda yapılacak çok fazla şey var. Yani mutlu değilim. Televizyonları izleyemiyorum. Çok az sayıda kanalın çok az sayıda programını izliyorum. Beni mutlu eden çok az şey var. Ki aslında hiç karamsar bir insan değilimdir. Ama bu ülke beni mutsuz ediyor. Bu topraklar hiç kimseye kalmamış. Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye... yani önemli olan insan. Ve ne yaptığı. --------------- imza ve tarih ----------------

Yalçın ÇETİNKAYA

--------------- imza ve tarih ---------------- Geri OKU

#Arşiv
#Yeni Şafak Arşiv