Franco'nun ölümünden sonra İspanyolların Bask sorununu çözme hamleleri, ETA terörüyle karşılaştı. İspanya'yı 40 yıl demir yumrukla yöneten Franco, talepleri şiddetle bastırdı. ETA da Rus çarını deviren örgütün yolundan giderek zamanla terörün parçası oldu. Yani ETA'yı yaratan koşulları, Franco hazırlamıştı.
Aslında bugünkü yazımın başlığını “Kürt sorununun çözümünde Bask örneği model olabilir mi” koymak istiyordum, vazgeçtim. General Franko'nun ölmesinden sonra demokrasiye geçiş sürecinde İspanyolların Bask sorununu çözmek için başlattıkları hamlelerin “ETA terörü”yle karşılaşmaları bana ilginç geldi..
Geçen Pazar yazımda Rus Çarı II. Alexandr'ın anayasa ilan etmek üzereyken “Halkın İradesi” isimli bir örgüt tarafından öldürülmesini konu edinmiştim.
O yazıda ünlü Rus düşünür ve romancısı Tolstoy'un ülkesinin iç savaşa girmemesi ve daha fazla kan akmaması için verdiği kişisel mücadeleye de yer vermiştim.
Tolstoy, barış ve özgürlük getirmek için kurulan bir örgütün, barış ve özgürlük ortamını hazırlayacak bir anayasa ilanını engellemesine akıl sır erdirememişti.
İspanya'da ETA da “Halkın İradesi” örgütünün izini sürüyordu
Demek ki terörü araç olarak kullanırken giderek terörün bir parçası haline gelen her örgüt de “Halkın İradesi” ve ETA'nın yolunu izliyor.
40 yıl İspanya'yı demir yumrukla idare eden General Franco, Bask halkının haklı taleplerini şiddetle bastırma yoluna gitmişti..
Zaten ayrılıkçı BASK örgütü ETA, General Franco'nun baskı rejiminde kurulmuştu.
Yani ETA'yı yaratan koşulları Franco hazırlamıştı.
Cumhuriyet döneminde verilen BASK özerkliği Franco tarafından geri alınmıştı.
Özerkliğin İspanya'yı böleceğine inanıyordu Franco.
ETA, Marksist bir örgüt olarak kurulmuştu(PKK gibi)..
Franco 1975'de ölmüştü.
Askeri rejim sona ermiş, yerine Kral Juan Carlos geçmişti.
Carlos halkına demokrasi vaadinde bulunmuş ve siyasi hükümlülere af çıkaracağını bildirmişti..
İspanya Franco'dan kalma askeri rejimden çıkarak bir an önce demokrasiye geçmeye çalışıyordu.
Kral Juan Carlos, “Katalan ve Bask açılımları” yaparak, sorunların demokratik rejim içerisinde çözülmesinden yana bir tutum izliyordu..
Herkes ümitliydi, herkes geçmişin kanlı izlerinin silinmesini istiyordu.
Tam da böyle bir ortamda, ETA yeniden teröre başvurmuştu.
İspanya demokrasiye geçeli birkaç ay olmuştu.
ETA, General Franco sonrasındaki Yeni İspanya'ya fırsat tanımamıştı.
Yine de İspanya hükümeti dirençli çıktı ve kimi arabulucularla görüşmeler sürdürdü.
Arabuluculardan biri de ünlü gazeteci Jose Maria Portell idi.
Bu görüşmeler hapisteki ETA üyelerine af getirmek ve Bask sorununun barışçıl yöntemlerle çözümlenmesine ilişkin idi.
Herşey iyiye gidiyordu ama ne olduysa oldu ETA görüşmelerden çekildi.
İspanya'da kırk yıldan sonra ilk kez serbest seçimler yapılacaktı.
ETA görüşmeleri durdurduklarını açıkladığında seçimlere iki hafta kalmıştı.
Soğuk Savaş dönemiydi ve İspanya'da Sol da güçlüydü ama Franco döneminde yeraltına kaymıştı.
Franco rejiminin sona ermesiyle birlikte sol meşru zemine çıkmıştı.
ETA'nın, barış görüşmelerinden tek taraflı olarak çekilerek teröre yönelmesinin sebebini siz tahmin edin..
İspanyol demokrasisini olgunlaşmadan vesayet altına almak isteyen 'Soğuk Savaş'ın İspanya'daki aktörleri için ETA yararlı bir partner olmuştu sanki.
ETA ile İspanya Hükümeti arasındaki görüşmelerde arabulucu rolü üstlenen gazeteci Jose Maria Portell, “Hoje del Lunes” gazetesinde bu görüşmeleri yeniden gündeme getirmeye başlamıştı.
Portell evinden işine giderken ETA militanları tarafından saldırıya uğrayarak öldürüldü.
Sivillere yönelik ETA eylemleri de sürüyordu.
Halk oyuna sunulan “1978 Anayasası” İspanya'nın bazı özerk bölgelere ayrılmasını içermişti.
Anayasanın 2.maddesinde, “Anayasa, İspanyol ulusunun parçalanmaz birliğine, bütün İspanyolların ortak yurdunun bölünmezliğine dayanır; ulusu oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve kendi aralarında dayanışmasını tanır ve güvence altına alır” ibaresi yer almıştı.
Özerk bölgelerin içinde Bask da vardı ama bu ETA'yı tatmin etmemişti.
Aslında ETA'yı neyin tatmin ettiği belli değildi.
1979'da BASK özerkliği referanduma götürülecekti.
ETA yine sahnedeydi..
Paris-Madrid Ekspresi taranmış, bazı şehirlerde oteller ateşe verilmiş, Madrid havaalanı ve tren garında bombalar patlamıştı.
Toplam bilanço sekiz ölü, yüz yaralıydı.
ETA Bask bölgesinde de siviller üzerinde terör estirmek suretiyle referandumda özerklik statüsüne oy verilmemesini amaçlamıştı.
Bask'lıların ezici çoğunluğu İspanya'dan ayrılmak istemiyordu ve ETA'nın baskısına rağmen büyük çoğunlukla özerklik statüsüne “evet” dediler.
“Hayır” oyu verenler Bask halkının yüzde 4'ünü temsil ediyordu.
İspanya, Bask halkının haklı taleplerine olumlu yanıt vermiş, General Franco'nun yaptığı gibi ETA ile Bask'ı aynı kefeye koymamıştı.
ETA ise süreci tersine çevirmek için terör yolundan ayrılmamıştı.
Hemen belirtelim ki, BASK bölgesi İspanya'nın en zengin bölgelerinden biriydi.
Lakin ETA terörü yüzünden BASK bölgesi giderek fakirleşti ve tanınmaz hale geldi.
Özerklik statüsünü kabul eden Basklılara göre ETA'nın amacı barışçı havayı yok edip, ortak güveni kışkırtarak ve çeşitli provokasyonlara girişerek askere darbe yaptırtmaktı.
Gerçekten de İspanya başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe girişimlerine tanık olmuştu.
Ama ispanya için askeri darbeler dönemi kapanmıştı.
Yine de ETA'yla hukuk dışı yollarla mücadele edilmesi için kirli tezgahlar kurulması engellenememişti.
ETA terörü, karşı-terörünü “GAL” örgütünü de yaratmıştı.
GAL, hem ETA yanlılarına, hem de sivillere yönelik karanlık eylemlere imza atmış bir örgüttü..
“Anti-terör özgürlük grupları” anlamına geliyordu GAL'in açılımı.
İspanya'da demokrasiyi baltalamak için, ETA terörünü azdırmak için ne gerekiyorsa yapmıştı GAL.
İspanyol derin devletiyle bağlantılı olan gizli GAL örgütünün içinde generaller, albaylar, polisler, istihbarat görevlileri ve hatta size tuhaf gelecek belki ama İspanya Sosyalist İşçi Partisi'nden yöneticiler bile vardı.
ETA ve GAL terörü biribirini besliyor ve bu arada terörün yarattığı dehşet havasının gölgesinde banka yolsuzlukları gibi akçalı işler de çevriliyordu tabii.
Bu arada radikal sol'u da sistem dışında tutmaya çalışıyorlardı.
Bütün bunlar 1980'lerin ortalarında İspanya'nın Avrupa Birliği'ne girmek için GAL'ı feda etmesinin istenmesiyle ortaya dökülüyordu.
Gerçi konu mahkemeye intikal etmişti ama GAL'ın devletin en mahrem yerlerine kadar sızıp dallanıp budaklandığını hiç kimse tahmin etmiyordu.
Yumağın ucu oraya buraya gömülmüş silahların bulunmasıyla birlikte ele geçmişti..
GAL'ın pislikleri ortaya çıkmıştı.
İspanyollar geçmişleriyle, eski faşist rejimle hesaplaşarak barış ve demokrasi rotasında yürümeye devam ettiler.
GAL'ı geçelim, benzerlerine bizim ülkemizde tanık olmuştuk zaten.
“Susurluk” falan gibi işte.
Ülkemiz hala 'Ergenekon' kapanından çıkmaya çabalıyor.
Demokratik açılımları baltalamak isteyenlerin tasallutundan kurtulmaya çalışıyor.
Böyle bir süreçte PKK'nın teröre başvurmasının kimin, kimlerin işine yaradığının bir kez daha düşünülmesi gerekiyor.
Kürtlerin, bölge halkının, demokrasinin ve ülkemizin yararına olmadığı açık.
Lakin, itidal ve soğukkanlılıkla demokratik açılımları sürdürmekten başka bir yol da gözükmüyor.
Benzer sorunları yaşayan ülkeler de hep aynı yollardan geçtiler.
Biz de geçeceğiz ve bu kaderi değiştireceğiz hep birlikte.
Buna inanmak için çok nedenimiz var.
Bin yıldır kader birliği yapmış ve geleceğe dair ortak rüyaları olan bir halkı biribirinden ayırmak o kadar kolay değil.
Yeter ki biribirimize inanalım, biribirimizi sevelim ve biribirimizi incitecek söz ve eylemlerden kaçınalım.
“Araya girenler” daha fazla dayanamayacaklardır.
1930'lardaki iç savaşın ardından General Franco İspanya'nın tek hakimi olmuştu. 1975'de öldüğünde yabancılar İspanyolların birbirini boğazlayacağını düşünüyordu.
Yabancıların dediği gibi olmadı.
Franco'dan sonra İspanya'nın başına geçen Kral Juan Carlos herkesi şaşırtmıştı.
Kral Carlos, Franco rejiminin ana prensiplerine sadakat yemini etmişti.
Zaten kendisinden sonra başa geçmesi için Carlos'u sürgündeki ailesinden kopararak küçük yaşta İspanya'ya getirerek yetiştiren Franco idi.
Son İspanya Kralı'nın torunuydu Carlos.
Franco, Carlos'u bir prens gibi büyütmüştü.
Carlos başa geçtiğinde Franco rejimine ettiği yemini unutmuş, “demokrasi” vaadinde bulunmuştu.
Çürümüş eski rejimi savunmak İspanyolları bir yere götüremezdi.
Ettiği yemin ile İspanyolların geleceği arasında bir seçim yapmak zorundaydı.
Kral, İspanya'nın geleceğini seçmişti.
Oysa General Franco, kurduğu rejimin ana prensiplerini “değişmez” ilan etmişti.
Ama Carlos'un idaresinde İspanya kısa zamanda kapalı otokratik rejimden açık, demokratik rejime geçti
Bu inanılmaz değişimi o dönemde Madrid Büyükelçimiz olan Zeki Kuneralp'in anılarından dinleyelim:
“Franco öldü, rejim değişti, ne harp çıktı, ne huzur bozuldu. Kurduğu rejimin bütün dayanakları, sembolleri, bayramları, müesseseleri teker teker ve aheste aheste söküldü, yıkıldı ve gömüldü. Bütün bunları yürürlükteki mevzuat dahilinde ve mevcut kurullar marifetiyle, yani Franco'nun çıkardığı mevzuat ve Franco'nun tayin ettiği kurullar ile oldu. Bu başarıda büyük pay Juan Carlos'a aittir. En tecrübeli devlet adamlarında dahi nadiren bulunan bir siyasi kıymete sahip olduğunu ispat etti. Geçiş devrinde şahlanması mukadder hissiyatı yatıştırdı, zuhuru kaçınılmaz ihtilaflarda tarafları uzlaştırdı, herkesi yola getirdi ve herkesin itimadını kazandı.
Kral bu işte yalnız değildi, müessir yardımcıları vardı, gençliği sürükleyen parlak Başvekili, orduyu zapteden cesur ve temkinli Başvekil Savunma işleri Muavini gibi, ve sonra, tümü ile İspanyol milleti, zira millet de azim ve inançla bu teşebbüse katılmasaydı maksat hiçbir zaman hasıl olmazdı. Milletler tarihten hiçbir şey öğrenmezler derler. İspanyol milleti aksini ispat etti. Geçen asır boyunca ve bu asrın ortasına kadar iç harpten iç harbe, buhrandan buhrana sürüklenen bu millet son birkaç yılda dünyaya bir itidal ve olgunluk örneği verdi.
Franco'nun ölümünden beri geçen üç dört sene içinde İspanya'da iki referandum yapıldı, iki de Meclis seçimi. İspanyol milleti sanki kırk yıllık bir kapalı rejimden çıkmıyormuş gibi, sanki öteden beri temsili demokrasiye alışıkmış gibi davranarak intizam ve disipline riayet etti, ifrattan kaçtı, mutedil partilere oy verdi ve oyunu verirken müstakar fikir sahibi olduğunu gösterdi, hep aynı partilere aynı oranda iltifat etti.”
İspanyollar sorunun üzerini örtmektense riski göze alarak, terörün istediği rotaya girmeyerek demokratik çözüm yoluna gittiler.
Bugün “Katalanlar” da, “Basklılar” da özerk yönetimlere sahipler.
Ama ETA da hala var.
Eski sıklıkta olmasa bile, yer yer teröre başvurmayı sürdürüyor.
Hayat devam ediyor.
ETA hariç herkes durumdan memnun görünüyor.






