
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,"Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıkların ve bizden önceki kuşakların bizebıraktığı mirasın bütününü insanlık adına koruma sorumluluğu ve bilinciyle hareket ediyoruz" dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığının bütçe sunuşunu yapan Günay, Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefinin kültür ve kültürel gelişme ile yakın ilişkisi olduğuna işaret etti. Günay, "Kendi öz değerleriyle barışık ve hoşgörü içinde yaşayan bir toplum olmak; yerelden ulusala, ulusaldan evrensele uzanan ve içinde yaşadığıdünyaya kendine özgü katkılarını sağlayan saygın bir ülke olmak, insanımızın yaratıcı ve bilinçli bireyler olarak her yönüyle yüksek yaşam ölçütlerine kavuşması, kültür politikamızın hedefidir" diyekonuştu.
Kültür ve sanat alanına en doğru yaklaşımın "toplum ve sektör odaklı bir politikayla sağlanacak yönetişim yaklaşımı" olduğuna işaret eden Günay, "Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıkların ve bizden önceki kuşakların bize bıraktığı mirasın bütününü insanlık adına koruma sorumluluğu ve bilinciyle hareket ediyoruz" dedi.
Yatırımların planlanmasında mevcut bütçe içinde kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya olduklarına işaret eden Günay, bu nedenle projelerin önceliği konusunda sağlıklı ve objektif ölçütlere göre değerlendirme yapma gereğini vurguladı. Geçmiş yıllarda bu önceliğin tespitinde yanlışlıklar yapıldığını belirten Günay, "Bu konuda yeni bir öncelikle sıralama yapma niyet ve kararlılığındayız" dedi.
Turizm sektöründe 2007 yılının ilk 10 ayında Türkiye'ye gelen turist sayısının 21 milyonu, turizmden elde edilen gelirin de 14 milyar doların üzerine çıktığını bildiren Günay, bunun, 2006 yılının tamamında ülkeye gelen turist sayısından 2 milyon fazla olduğuna dikkati çekti.
Günay, "Ülkemiz bu rakamlarla dünyada ilk 10 varış noktası (destinasyon) arasındadır. Yeni yatırım alanları oluşturarak, ürün çeşitliliğini artırarak ve nitelikleri yükselterek 2023 yılına kadar dünyanın ilk 5 varış noktası arasında yerini almış bir Türkiye hedefliyoruz" dedi.
Bakan Günay, turizm alanında talebi yıla yaymak, Türkiye'yi yüksek gelir grupları için cazip ülke haline getirecek modeller oluşturmak, 2023 yılına kadar uluslararası pazarda turist sayısı ve gelirde ilk 5 ülkeiçine girmek, turizm türlerinin geliştirilmesini sağlamak, Eylem Planıaltında 9 kültür ve turizm bölgesi, 7 turizm gelişim koridoru, 4 ekoturizm bölgesi, 19 marka kent, 10 turizm kenti, 11 kruvaziyer limanı, 3 havaalanı, 9 yat limanı ile yeni demiryolu ve karayolu hatlarını oluşturmaya öncelik vereceklerini bildirdi.
Bakanlığın projeleri hakkında da bilgi veren Günay, kültür varlıklarının restorasyonu, bakım ve onarımları, kültür merkezi yapım ve onarımları, kale ve sur onarımları, halk kültürü araştırmaları, kütüphane yapım ve onarımları, milli kültür eserlerinin basılması, koleksiyonların görüntülü sisteme ve mikrofilm ortamına alınması, İshakpaşa Sarayı restorasyonu ve çevre düzenlemesi ile Topkapı Sarayı restorasyonu, teşhir ve tanziminin bunlar arasında olduğunu anlattı.
Dünyanın önemli kütüphanelerinden biri olan Süleymaniye Kütüphanesinin oldukça dar bir mekanda hizmet verdiğini belirten Günay, başka amaçlarla kullanılan kurumların oradan çıkarılarak külliyenin tümünün kütüphaneye tahsisi üzerinde durduklarını bildirdi.
Topkapı çevresinin iyileştirilmesiyle ilgili hızlandırılmış bir çalışma olduğunu belirten Günay, Gülhane sınırları içinde kalan ve ilgisiz olan tüm yapıların çıkarılarak buranın saray avlusuna yakışır hale getirilmesini amaçladıklarını kaydetti.
Sarayda teşhir imkanı bulunamayan eserlerin depoda olduğunu belirtenGünay, "Duyduğum zaman kaygı duydum, Topkapı'da ürünlerin çok sınırlı bir bölümü sergileniyor. Çini, kumaş, perde ve birçok alanda sergilenecek eserlerin belki yüzde 90'ı depolarda duruyor. Sarayın yakın çevresinde bazı eski tarihi binalar başka amaçlarla kullanılıyor. Ne yazık ki bu durum Topkapı'da olduğu gibi Türkiye'de başka birçok müze için de böyledir. Bu, bizi bir büyük Türkiye müzesi tasavvur etme durumuna taşıyor" diye konuştu.
Anıt ve heykel gibi eserlerle ilgili durum tespitinde de bulunan Günay, şöyle konuştu:"Geçmiş yıllarda ne yazık ki anıt, heykel yapma adı altında hiçbir estetik kaygısı ve duygusu olmayan ürünlerin kasabalara, kentlere, hatta Ankara'nın ortasına kadar serpiştirildiğini görüyoruz. Bunlara Atatürk heykelleri de dahildir. Atatürk'e benzemeyen, hiçbir estetik kaygısı olmayan, çok çirkin. . . Bunun böyle bir vurdum duymazlık içine olmaması gerekiyor. Bütün bunları bir esasa bağlamak istiyoruz. Bir yanda Türkiye; anıtlar, heykeller, süslemelerle güzelleşen yaşam kenti olmalıdır. Ama bunun bir estetik kaygısıyla yapılması gerektiğine inanıyorum. Yapılmış çirkinlikleri ortadan kaldırmak konusunda önümüzdeki dönem bir gayretimiz olacak. Burada bazı sıkıntılarımız var; telif, sanatçı hakkı gibi. . . Biz bunları da aşarak bunların estetik kaygılarla yapılmasını çok önemsiyoruz. "Restorasyon konusunda da kötü örneklerin olduğunu belirten Günay,"Restorasyonlar gerçekten restorasyon değil, onarım bile değil. Bir türelden geçirme. . . Bazıları düzgün yapılmış. Ama kapıları kapatılmış ve bir kurumun kullanımı için beklenir halde. Yeniden eskimeye terk edilmiş. Bu doğru değil. Bir kamu ve özel kaynakla restore edilmişse onun mutlaka fonksiyonu olması, kullanıma kazandırılması konusunda yeni duyarlılığın geliştirilmesini istiyoruz" dedi.
Günay, Yunus Emre Vakfının ilk merkezini 2008 yılında Almanya'da açacaklarını, bundan sonra da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Avrupa kentlerinde yaygınlaştırmayı amaçladıklarını bildirdi.
Osmanlı devletinin kuruluşu ve Kurtuluş Savaşının taçlandığı "Zafer Haftası"nın çeşitli etkinliklerle kutlandığını hatırlatan Günay, Bakanolarak göreve başladıktan sora ilk örneklerini gördüğünü, bunlarınbirbiriyle ilgisiz, kopuk, kurtuluş ve kuruluşun anlamını yakalayamadığını tespit ettiğini söyledi. Günay, "Önümüzdeki yıl aynı coğrafyada kuruluş ve kurtuluşu bir alanda, güvenli mekanlarda, yeni düzenlemeyle kutlamayı düşünüyoruz. Bunun için bir proje geliştirmeye çalışıyoruz" dedi.
Türkiye'yi kültür ithal eden ülke halinden çıkararak, kültür ihraç eden ülke haline getirmek için başlanan TEDA (Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılımı) Projesine değinen Günay, bu projenin genellikle başka dillerden yayınların çevrilmesiyle sınırlı kaldığını kaydetti.
Türkiye'nin kendi edebiyat ürünlerinin yeterince dünyaya çıkamadığına işaret eden Günay, Bakanlığın Türk diliyle yazan yazarların eserlerini kendi ülkesinde başka dillere çeviren yayınevlerine çeviri ve yayınkonusunda destek verdiğini, bu kapsamda önemli mesafe alındığını söyledi. Günay, 2007 yılında 214 esere destek verildiğini, şu ana kadar destek verilen eser sayısının 322'ye ulaştığını, bu eserlerden 82'si dünyanın çeşitli dillerinde yayınlanarak okurlarla buluştuğunu, 2008yılında projenin kapsamının genişletileceğini ve etkinliğinin artırılacağını söyledi.
Türkiye'nin 2008 yılında Frankfurt Kitap Fuarı'na konuk ülke olarak katılacağını hatırlatan Günay, bunun uzun vadeli olduğunu, tüm kurum ve kuruluşların desteğini gerektirdiğine dikkati çekti.
İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasına da değinen Günay, bu projenin halka inen bir proje olması konusunda kendilerini sorumlu saydıklarını vurguladı. Günay, İstanbul'da bazı sanat mekanlarının düzenlemeler nedeniyle azaltıldığı yakınmaları karşısında kente yeni tiyatro salonları bulma konusunda girişim başlatıldığını, bu kapsamda Devlet Tiyatrolarının 2008 başına kadar Anadolu yakasında 3 yeni sahnede temsil vereceğini bildirdi.






