12 yıl yattı 14 kitap yazdı

Emeti Saruhan
00:0021/04/2013, Pazar
G: 20/04/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
12 yıl  yattı  14 kitap yazdı
12 yıl yattı 14 kitap yazdı

Bugün ölümünün 40. yılı olan yazar Kemal Tahir'in tefrika romanlarını ilk kez iki cilt kitapta toplayan Özgür Günay, yazarın cezavinde kaldığı 12 yıl içinde 14 kitap yazdığını ancak ikisine ulaşamadıklarını söyledi.

Edebiyatımızın kilometre taşlarından biri olan Kemal Tahir'in 40. ölüm yıl dönümünde İthaki Yayınları Karikatür, Son Saat, Vatan gibi süreli yayınlarda tefrika edilmiş romanlarını 2 cilt halinde bir araya getirdi. Biz Böyle Adamlar Değildik adıyla yayınlanan ilk ciltte yazarın Yedek Sevgili, Sevmek Hakkı, Camı Kıran Çocuk, Sevenlerin Zaferi, Zoraki Nişanlı, Bir Nedim Divanı'nın Esrarı romanları yer alıyor. Kitabı hazırlayan Özgür Günay bize hem bu romanların Kemal Tahir'in yazım serüveninde neye karşılık geldiğini, hem kitabın hazırlanma sürecini hem de Kemal Tahir'i anlattı.

Kemal Tahir'in tefrika romanları, edebi romanlarıyla, para kazanmak amacıyla yazdığı serüven romanları arasında bir köprü olarak nitelendiriliyor. Tefrika romanlarının edebi değerleri konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Kemal Tahir'in bu romanlarındaki iki vurgusu dikkatimi çok çekti. Büyük romanlarına ısınma turları atması ve popüler kültürün yapaylığına düşmemesi. Romanların satır aralarında bir meselesinin olduğunu rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Yani serüven romancılığından tefrika romancılığa geçerken 'Romanımın iskeletini nasıl şekillendireceğim?' sorusunun yanıtını çoktan bulmuş yazar. Fakat dil ve üslup arayışı bu romanlarında hala devam etmekte. Bu da okurda zaman zaman 'Roman mı, yoksa romans mı okuyorum? ' sorusunu doğurabilir. Evet, bir 'Devlet Ana' yok karşımızda; ama kitsch bir ürün de yok elbette.

Kemal Tahir'in karakterleri üzerine yaptığı sosyo- psikolojik çözümlemeler tefrika romanlarında ne kadar yer alıyor?

Sanırım tamamen bir toplumsal dönüşümün içine doğuyor bu romanlar. Yani mekanlarıyla, karakterleriyle, tematik yanlarıyla Kemal Tahir sanki bir sismograf gibi davranıyor diyebilirim. Modernizmin yapıcı- yıkıcılığı, sosyal hareketlilik, cemaat toplumundan cemiyet toplumuna geçiş sancıları karakterlere dikkatle yedirilmeye çalışılıyor. Tabii bu devinimin travmatik sonuçları da.

MODERNİTEYLE YÜZLEŞMEMİZİ YAZDI
Yani romanlarındaki karakterlerin hem Cumhuriyet hem Osmanlı döneminde yaşamalarının amacı toplumdaki bu devinim ve travmatik sonuçları göz önüne sermek mi?

Belirttiğiniz gibi romanlardaki ana karakterlerin tamamı iki süreçte de var olan kişiler. Kemal Tahir bir kişiyi kurgularken bireyi asla tek yönlü ele almıyor. Bireyin etrafındaki ve şahsi tarihindeki sosyolojik, siyasal ve psikolojik etmenleri/ hegemonyaları da göz önünde tutuyor. Karakterlerin yıkılan bir imparatorluktan doğan bir cumhuriyete evrilmesiyle esasında Türk toplumunun moderniteyle nasıl ve ne biçimde yüzyüze kaldığını vurguluyor. Bunu yaparken öne çıkarttığı karakterleri özellikle 'aydın' diyebileceğimiz kişilerden seçiyor. Toplumun kılcaldamarlarına ulaşıyor yani… Ardından bütün kuramsal teorisini bu kişiler üzerinden olgunlaştırıyor. Özellikle de yabacılaşmayı vurguluyor Tahir. Zaten kitaba 'Biz Böyle Delikanlılar Değildik' adını verirken işte bu yabancılaşmayı vurgulamak istedim.

Kemal Tahir cezaevindeyken romanlarını nasıl yazabiliyordu?

Bildiğiniz gibi Kemal Tahir, halk arasında Donanma Davası olarak bilinen davadan cezaevine atılıyor. İstanbul'dan başlayan bu cezaevi yılları Çankırı, Çorum, Malatya, Nevşehir'e kadar uzanıyor. Bu süreçte, sadece ilk aylarda roman yazamıyor. Her an 'çıkacağız' ümidiyle kaleme kağıda sarılmıyor. Sanırım cezaevine aitlik duygusunu özümsemek istemiyor ilk önce. Tabii aylar geçtikçe bu beklentisi suyu düşüyor. Sonra okumaya veriyor kendisini. Özellikle Nazım Hikmet'ten ayrılınca çok büyük bir boşluğa düşüyor, diyebilirim. Bir kaçış olarak romana sarılıyor. Bu süreçte kimse kendisine zorluk çıkarmıyor. Hatta 'Devlet Ana'ya not toplamak için Malatya'dan Nevşehir'e naklini isteyip oradaki kütüphaneden bile yararlanıyor. Sistemin, kendisini 'asmayıp da' yazdırıyor, dememiz mümkün aslında!

CEZAEVİNDEN EŞİNİN ETEK BOYUNA KARIŞIRDI
Peki kişilik olarak nasıl biri Kemal Tahir?

Kemal Tahir'in en sevmediği hatta nefret ettiği şey içki masasında edebiyat konuşmak. Biraz feodal yönü olan bir kişi. Örneğin cezaevinden eşinin etek boyuna dahi karışıyor. Gençliğinde de bir 'kadın meselesi'nden dolayı birkaç bıçaklı kavgaya girişiyor ve Galatasaray Lisesi'nden atılıyor. Müthiş derecede sert. Çok çabuk kızıyor ve kızınca etrafında kimse konuşmuyor. Herkes onun sinirinin geçmesini bekliyor. Beni etkileyen önemli an'larından biri cezaevindeyken parasızlıktan dolayı bir ceket alamıyor ve duruşmasına katılamıyor çünkü ceketi olmadan mahkemeye giderse hakime karşı saygısızlık yapacağına inanıyor.

KENDİNİ REZİLLİKLERİ SÖYLEMEKTEN ALAMADI
Ölümünden 40 yıl sonra Kemal Tahir'in edebiyatımızda durduğu yeri nasıl değerlendirirsiniz?

Roman sosyolojik, felsefi ve tarihsel olguların yarattığı insan tipini biçimlendiren bir sanattır. Kemal Tahir de romanını farklı disiplinlerle bir araya getirebilen ve aydın bilinciyle oluşturmayı başaran ender yazarlarımız arasındadır. Arka planını zenginleştirmeyi başarmış, çalışkan ve okumayı seven bir Kemal Tahir… Ne geleneği bütünüyle reddetmiş ne de 'katı olan her şeyin buharlaştığı' bir çağa şuursuzca girişmeyi dert edinmiş bir bireydir. Önce yerli olanın tadına varmaya çalışır. Bir entelijansiya rüyası yoktur mesela. Fakat hiç acımadan bütün 'rezillik'leri söylemekten de kendisini alamamıştır. Her şeyden önemlisi bence bir entelektüel sorumluluk hisseder: eleştiren, sorgulayan ve iktidara uzak duran bir sorumluluktur bu. Kırılmalar yaşamadan Marksizmin ahlakına da teorisine de geliştirerek bağlı kalır. (Ki bu Türk aydının en büyük meselelerinden biridir. Yani tarihsel indirgemeyi modern edebiyatın oluşumuna çekecek olursak eğer, Ziya Paşa'dan beri birçok aydınımız omurgalı duramamıştır maalesef.) Bütün bu Kemal Tahir kimliği onu Türk romanının bir uzvu yapmaya yetmiştir.

CEZAEVİ KEMAL TAHİR İÇİN OKUL OLDU
Kemal Tahir'in tefrika romanlarını toplamak zor oldu mu? Nasıl bir çalışma yaptınız?

2008'de, yüksek lisansa başladığım zamanda, tez konum Kemal Tahir'in tefrika halinde kalmış romanlarıydı. 2008'in ilk yarısında da romanları derlemek için yoğun bir kütüphane çalışması sergiledim. İstanbul'da Atatük Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi arasında bir yıl boyunca mekik dokudum, diyebilirim. Öncesinde danışman hocam Doç Dr. Sezai Coşkun'la romanların hangi yayında hangi isimle tefrika edildiğini belirledik. Akabinde çalışmamın şekli belirlendi. Bu süreçteki en zor şey, tefrikaların kimi zaman eksik ya da kütüphanelerin arşivlerindeki gazete veya dergilerin (yıllar içerisindeki fiziksel tahribattan dolayı) silik yazıları oldu. Bir tefrikaya ulaşmak kimi zaman bir haftamı aldı. Nihayet bir yıllık çalışmayla romanların derlenme aşaması bitti.

Bu tefrika romanların Kemal Tahir'in yazın serüveni içinde önemi nedir?

Öncelikle Esir Şehrin İnsanları'na, Devlet Ana'ya, Bir Mülkiyet Kalesi'ne yani Kemal Tahir'i Kemal Tahir yapan romanlarına nasıl geldiğini gözlemlemek adına önemli bir karanlığı aydınlatıyor bu kitap. Onun 'büyük' romanlarında sıklıkla göreceğimiz Kamil Bey'nin, Murat'ının şekillenmesine geliş aşamasında yazarın yaratma sancılarına şahitlik ediyor 'Biz Böyle Delikanlılar Değildik' roman tekniğinin ne denli hızlı ve oturaklı geliştiğini gösteriyor. Diğer bir değişle resmin bütünü aslında şimdi tamamlanmış oluyor Tahir için.

Kemal Tahir'in özgün karakter yaratma sürecinde geçirdiği evreleri nasıl sıralarsınız?

Kemal Tahir'in yaratma yetisi için cezaevi yıllarına ve sonrasındaki sürece bakmak gerekli. Cezaevi onun için adeta bir okul işlevini görüyor. Mesela çok okuyor ve yazıyor on iki yıl boyunca. Bu süreçte Balzac, Camus, Gorki; Naima Tarihi, Tarih-i Cevdet elinden düşmüyor diyebilirim. Sonra hiç durmadan yazıyor. Tabii bu yıllarda bir de Nazım Hikmet ve Orhan Kemal gerçeği de var ortada. Yazdıklarını ilkin bu isimlere gönderip eleştirilerini dikkatle dinliyor. Yani cezaevleri onun için bulunmaz bir okula dönüşüyor. Bu mahkumiyet bir yazarlık okulu olarak tamamlanınca bu defa özgürlük yılları başlıyor. Ama yine cezaevinde topladığı on binlerce notla. On binlerce diyorum; çünkü cezaevinden çıktığında sırf 'Devlet Ana' için yirmi bin dökümanla çıkıyor! Yani okuma- anlama diyalektiğini geliştiriyor. Eşi Semiha Tahir'in de dediği gibi bütün bunlarla yoğrulan Tahir'i okuyunca sizi de biraz Kemal Tahirleşetirecek kadar özgün karakterler çıkartıyor karşınıza.

KÖY ENSTİTÜLERİNE KARŞI DEĞİLDİ
Marksist görüşe sahip olmasına rağmen köy enstitülerini eleştiren, toplumsal eşitlik ve adalet sağlayan devletten yana olan bir yazardı Kemal Tahir. Toplumda nasıl algılanıyordu?

Kemal Tahir yaşadığı dönem adına önemli bir birikim. Esasında Türkiye solunun şu an bile ihtiyaç duyacağı bir isim. Türk solunun suskunluğunu bozabilecek çıkış noktalarına sahip bir entelektüel… Kemal Tahir'in köy enstitülerine karşı durduğu gibi bir algı var akademik dünyada. Tepeden tırnağa yanlış oysaki! Kemal Tahir, enstitülerin kuruluş biçimine karşı, bizzat varlığına değil. Yani köylü çocuğun emeğinin sömürülmesine, onun okulunu kendi elleriyle yapmasına karşı mesela. Sonra, İsmet İnönü'nün II. Dünya Savaşı yıllarında enstitüleri dış siyasetin havasına göre şekillendirmek istemesine karşı.

Kemal Tahir'in devlet algısı ise, hukuki manada, sosyal devlet kavramına denk düşer. Her şeyden önce eşit yurttaş olma algısı ağır basar... Bu eşitlik sözde bir eşitlik değildir ama. Toplumumuzda sınıfların olmadığına inanır. Tabii bütün bunlar bir meselesi olan Kemal Tahir'in varlığına işaret ediyor. SSCB'nin en kuvvetli olduğu bir zaman dilimde, 68 kuşağının dip dalgasını hissettiğiniz bir süreçte kalkıp da 'bizde sınıf yoktur; uyuşmazlıklar vardır' demek herkesin başarabileceği bir iş değil. Ama tepki gösterenlerin değil, onun isminin kalması sanırım zamanın süzgecinden geçeni Kemal Tahir olarak işaret ediyor.