İsmet Özel şiirinin en belirgin, en büyük, en önemli özelliği; kalın ve gür bir sesinin olması. Öyle sanıyorum ki Özel, bir şiiri ilk önce ses olarak 'alıyordur'. Aldığı o sese; doğuştan getirdiği kudret ve edinmiş olduğu üst düzey bilgilenmeyle anlamlandırma çalışması yapıyor olmalı
İsmet Özel; 1962'den bu yana şiirlerini çeşitli dergilerde yayımlamış, kendi kuşağını ve sonraki kuşakları etkilemiş, ulusal ve uluslararası ödüller almış, her konuşmasıyla tartışma yaratmış; Türk şiirinde köşetaşı usta bir şair ve özgün bir düşünür. 'Of Not Being A Jew' Özel'in altıncı, bir söyleşisinde söylediği gibi "son şiir kitabı". Kitabın birinci babı diyebileceğimiz Of Not Being A Jew 2005'de yayınlanmıştı. O kitapta bazı şiirlerin isimleri verilip sayfalar boş bırakılarak ilginç bir yayın düzeni koyulmuştu ortaya. Kitaptan anladığımız kadarıyla isimleri verilen şiirler bir sonraki eserde yer alacaktı. Yani şiir hız kesmeden sürüyor anlamına geliyordu bu tavır. Şimdi, aynı üst başlık altında İlâveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir var elimizde. Fakat bu kitapta, birincisinde isimleri verilen şiirlerin hepsi yer almıyor. Kitabın alt isminden de anlaşıldığı gibi sadece bir şiir mevcut "vaat edilmiş" olan. Buna mukabil, birinci kitapta ismi verilmeyen ama bazı dergilerde muhtelif zamanlarda yayınlanmış şiirler okuduk sayfalar arasında. Böylelikle, şuan elimizdeki kitabın bir sonraki aşaması da gelecek beklentisi oluştu bizde. Bekleyip göreceğiz.
İsmet Özel şiirinin en belirgin, en büyük, en önemli özelliği; kalın ve gür bir sesinin olması. Öyle sanıyorum ki Özel, bir şiiri ilk önce ses olarak 'alıyordur'. Aldığı o sesi; doğuştan getirdiği (çünkü ben şairlerin doğuştan şair olduklarına inanıyorum.) kudret ve edinmiş olduğu üst düzey bilgilenmeyle anlamlandırma çalışması yapmakta. Bu meyanda, örneğin Özel'in sözlük okuması yaptığı, gençliğinde fiili olarak siyasi kutuplaşmanın içinde bulunduğu vb hepimizin malumudur. Daha da ilerisi, bir tek şiir için kendi aktif organından (dişinden) vazgeçecek kadar 'sanat aksiyonu'na sahip. 70'lerin aşırı politik ortamında toz duman olmuş kültürümüzün içinden kalın tabakalı sisleri dağıtarak insanın özüne ait 'ontolojik gerçekliği' yakalama ve aynı zamanda gür ve politik şiirleri yazabilme 'büyük içsel bir gücün' tezahürüdür. Özel'in hayatı incelenirse bu vurgu daha da iyi anlaşılır. İsmet Özel'in siyasi tercihlerini değiştirmesine; kendi benlik sorunundan ziyade Türkiye'deki ortamların kayganlığı durumu sebebiyet vermiştir. Kanaatimce Özel, şiiri ideolojiler üstü gördüğü ve algılanabilecek bütün sınırların dışında bir 'sınırsızlık' olduğunu eserlerinde duyumsattığı için hem yazdığı şiiri pek anlayan olmamış, hem de sürekli bir 'zihinsel gezgin' çağrışımı uyandırmıştır. Benim gözlemlediğim kadarıyla, her büyük şairde gördüğümüz; şiirin insan hayatındaki, diyelim ki para gibi, en geçerli asli unsur olması arzusu mahfil değişikliğine ihtiyaç duydurtmuştur. Buna "ben hangi sebeplerle komünist olduysam aynı sebeplerle Müslüman oldum" veciz sözünü kanıt gösterebiliriz.
İsmet Özel şiiri, okuyanda bir özgüven oluşturur. Bu şiirdeki sözü edilen ben, toplumdaki yani yaşamın ortasında yaşamakta olan 'insan'. Fakat bu insan çepeçevre 'insani gerçekleri' aşağılayan düşünüş ve yaşayışlarla sıkıştırılmıştır. Bu 'sıkıştırılmışlığa' karşı teklif edilen 'insanca bir yaşam alanı' insanlıktan çıkmış bireylerce pek de hayra yorulmamakta. Çünkü hâkim kültür bu şiirin içeriğine karşı düpedüz kör ve sağır. Batılı zihnin karşısına bir doğulu gibi çıkmak yerine batılı donanımlarla donanmış ama yerli kültürün en ayrıntı argümanlarını küçümsemek şöyle dursun, yücelterek daha doğrusu zaten yüce olan Müslüman Türk düşünüş ve yaşayışlarıyla çıkmış bir zihniyet faaliyeti olarak; uyduruk kültürü afallatmış, yerle bir etmiş, ona acizliğini ve ezeli ezikliğini duyurmuş; karşısında dağ misali yükselmiş bir şiir. Ataol Behramoğlu'na yazdığı mektupta (1972) daha genç bir şairken "gariban Avrupalılar ne anlar benim şiirimden? Veya Türkçe yazılmış iyi bir şiirden?" diyerek büyük şahsiyetini izhar etmiştir. Bu tavır bizce; ilk kez Avrupai düşünüş ve yaşayış biçimini aşağılayan bir şaire rastladığımız için önemli.
İsmet Özel'in ilk dönem şiirlerinin İkinci Yeni akımı paralelinde olması gözümüzden kaçmıyor. Ben bunu şuna bağlıyorum; Cumhuriyet Türkiye'sinde ilk kez bir şiir resmi ideolojinin buyrukları dışında bir alana girmiştir İkinci Yeni ile. Bu akımı başlatan her ne kadar Edip Cansever olsa da asıl şiirini 'söyleyen' ve teorisyenliğini yapan Sezai Karakoç olmuştur. Şimdi, Ece Ayhan'ın deyimiyle "cumhuriyetle yaralı" bir şair olan İsmet Özel'in İkinci Yeni'den etkilenmemesi düşünülemez. Resmi ideolojiyi veri kabul edip yazanlar elbette isim yaptılar ama ne yazık ki şiir 'yapamadılar'. İsmet Özel'se tam anlamıyla şiir söyledi, söylemekte. Zaten ilk kitabından sonra o 'paralelden' çıkacaktır. İnşasını kurmaya başladığı 'büyük yapı'nın temeli Partizan şiiriyle atılır. Arkasından, Mazot ve daha sonra da Amentü ile bu yapı zirveye ulaşır. 70'lerden beri şiiri (sayıca) en fazla ezberlenmiş tek şair İsmet Özel'dir. Erbain kitabındaki bütün şiirleri okurlarınca ezberlenmiş. Şiirlerinden beste yapılıp söylenilenleri bilmem yazmama gerek var mı?
Bir Yusuf Masalı İsmet Özel şiir yapısının zirvesinde raks eder. Şimdi bazıları Özel'in kendince de "müsvedde" diye nitelendirdiği, birçok kişinin beğenmediği bu kitabı benim neden zirve deyişime hayret edebilir. Şunun için zirve; Özel, Bir Yusuf Masalı ve ondan sonraki şiirlerinde kendi gemisinin içinde geziniyor. Gemi, teşbihte hata olmaz, Nuh'un gemisi gibidir. İyisiyle, kötüsüyle içinde; Türk şiirinde sadece İsmet Özel'e nasip olmuş olaylar, nesneler, durumlar yer almakta. Bu geniş yelpazenin içinde en kötü diyebileceğimiz, hiçbir okurun beğenmeyeceği veya beğeneceği kelime, nesne, olay, durum, işaret kuralı ve hatta dizim şekli bile yani bütün bu toplam; sadece İsmet Özel'e ait. Sözkonusu biriciklik (özgünlük) İsmet Özel şiirini Türk şiiri içinde en zirveye taşımakla kalmamış, şu ana kadar (önceki kitaplarındaki şiirleriyle birlikte tabi) tam dört kuşağı etkilemiştir. Cemal Süreya'nın, yanlış hatırlamıyorsam eğer, deyişiyle "İsmet Özel şiiri biraz da Türk şiiri demektir".
Peki neden?
Özetle söylersek; Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yerli kültürümüzü horlayan ama horlarken de taklitten (Batı taklidi) öte gidemeyen, resmi ideolojinin buyruğunu halka daha güzel nasıl anlatırım kaygısıyla şiir yazan şairlerin aksine; kültürümüzü (Türk İslam kültürü) özümsemiş, taklitçilerin karşısında gocunmadan durabilmiş, ilk kez resmi ideolojiyle ve çağdaş bilimle dalga geçebilmiş, bunu yaparken üst düzey bilgilenmenin verdiği özgüvenle kendi birikimini paylaşacak bir ortam arayarak, birçok ortamı kendi kütlesine çarpıştırarak denemiş, sonuç olarak Türkiye'de fikriyat dolayısıyla şiir hayatının ne kadar pespaye olduğunu görmüş bir şairin şiiri elbette gözümüzde yüceldi. "Beni başkasına benzetme ben Türküm" dizesi bu açıdan, eskilerin deyimiyle, mısra-ı berceste mahiyetinde.
Of Not Being A Jew üst başlıklı İlâveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir kitabına dönersek; İsmet Özel yaşlansa da hâlâ genç bir şiir yazıyor, dedirtiyor kitap. Bu kitaptaki şiirlerin öne çıkan özelliği; yerel sözcüklerin, deyim ve atasözü deformasyonunun öncekilere göre artmış olması. Özellikle "vaat edilmiş bir şiir" olan Dinosorus'un Rinoseroslara Bitimsiz Yakınması şiirinde hem yukarda söylediğim söz unsurları hem de "el el epenek" diye başlayan tekerleme; atmosferin belkemiği konumunda. Sözkonusu tekerlemeden başka birkaç tekerlemeyi ve bir türküyü de deforme ederek kullanma biçimiyle daha bir önem kazanıyor şiir. Türk ve dünya şiirinden çeşitli isimlere gönderme yaparak şairin siyasal çalkantıda düştüğü durumu veya gönderme yapılan şairin Özel'deki karşılığını göstermesi bakımından da önemli. Yine, Türkiye'den veya dünyadan birçok fenomeni alaya alması ve bazı sosyal olayları aktarırken olağanüstü ironik hale getirmesi; sosyal gerçekliğin hudutlarının -öyle sanıldığı gibi- dar olmadığı yargısını pekiştirmekte.
Sözkonusu şiire dil olanakları bakımından bakarsak; mesela "Candarmayazılabilmeyeşemsiyelenebilseydik" ve "Bari y / u / m / u / ş / a / k / ç / a / l / ı / l / ı / k / l / a Toronto konfederasyonlasa" dizelerindeki gibi dili zorlayarak anlam genişletmeleri şiirimizde ilk değil. Ama bu şekilde, isim sözcüklerinden fiil yapılması sanırım ilktir; şemsiyelenebilmek ve konfederasyonlamak... Yine, Pe Te Te, Te Ka Pe ve Ka Ga Be gibi yazımların, kısaltmalara aykırı bir kullanım olması hasebiyle bazı eleştirmenleri ve resmi dilcileri çileden çıkarabilir...
Şiir bugüne kadar yayınlanmış en uzun İsmet Özel şiiri olma yönüyle de dikkat çekmekte. Bu şiir, yaşadığımız modern hayatta 'çocuk saflığına' sığınarak temiz kalabilmenin varacağı son noktanın Yunus Emre misali olabileceğine bir teklif gibi... Çocuk imgesinin çağ karmaşasına (ruhsuzluğa ve pisliğe) karşı tercih edilmesi Özel şiirinde yeni bir durum değil. Ama bunu çocuğun 'hesapsızca' oyun edindiği bir saflığı öne çıkararak vermesi yenidir. Çocuk o tekerlemede kendi saf dünyasının 'gerçekliğine' dalmış oyun oynamakta. "Bu dünya bir oyun yeri" ayetini esas aldığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.
Yaşadığımız dünya düzeninde ekonomik çarka yön veren itki; büyük ölçekte Yahudi düşüncesi. Bu düşünce Yahudi ırkında mevcut olabildiği gibi başka bir ırkta da (örneğin İngilizler'in Irak işgali bu düşüncenin eseridir) varolabilir. Tahrif edilmiş Tevrat'ta "vaat edilmiş topraklar" dan bahsedilir. Vaat edilmiş ifadesi sanırım buna bir göndermedir. Ama tersinden. Dünyayı Yahudi düşünce düzeninin 'yaşanılabilir kılması' beklenemez. Nitekim kitabın ilk şiirinde geçen "Türklük şiir" dizesinin biçemi bunu ihtiva etmektedir bizce. Yunus Emre'den sonra 'şiirimizde büyük bir dönüm noktası olan' şairi okumak ve değerlendirmek hepimizin boynun borcudur. Sanırım ben bu yazıyla borcumu biraz azalttım.






