Bonustansa hatır biriktirmeyi tercih ederim

Yeni Şafak
Seray Şahinler Demir
04:0031/01/2016, Pazar
G: 30/01/2016, Cumartesi
Yeni Şafak

Yüksel Aksu'nun merakla beklenen yeni filmi İftarlık Gazoz seyirciyle buluştu. Kasaba hikayelerine alışkın olduğumuz Aksu bizi yine Ege'ye götürüyor. Filmin sürprizi ise gazozcu Cibar Kemal rolüyle karşımıza çıkan Cem Yılmaz. Mahalle kültürünü, diyaloğu ve paylaşımı vurgulayan Aksu, “Eski insanlar daha değergam. Bugünle ilgilenmiyorum. Bonus biriktirmektense hatır biriktirmeyi tercih ederim” diyor.

İftarlık Gazoz, Cem Yılmaz ve çocuk oyuncu Berat Efe Parlar'ın başrolü paylaştığı, Macit Koper, Yılmaz Bayraktar, Ümmü Putgül, Okan Avcı, Greta Fusco gibi güçlü oyunculardan oluşan zengin kadrosuyla keyifli bir seyir sunuyor. Hikaye 1970'lerde bir Ege kasabasında ailesiyle yaşayan, ilkokulu iftiharnameyle bitirmiş Adem'in yaz tatilinde Gazozcu Cibar Kemal Usta'nın yanına çırak olarak verilmesiyle başlıyor. Ustasının kasabalara kadar giren kolalara karşı var olma mücadelesini, çırak Adem'in hayatın gerçekleriyle yavaş yavaş tanışmaya başlamasını eğlenceli bir dille işleyen film sık sık “beraber” bir şeyler yapma özlemini bir hatırlatıyor... 11 yaşındaki Adem'in cami sohbetlerinde oruç tutmaya karar vermesiyle birlikte bir çocuğun inançla, nefsle ilk karşılaşmasını konu edinen film, tarlada maniler eşliğinde tütün toplayan işçilerden dönemin siyasi hareketlenmelerine kadar uzanıyor. Film boyunca güldüren sahneler hüzünlü bir şekilde sona eriyor. Filmin yönetmeni Yüksel Aksu ile buluştuk ve İftarlık Gazoz'un hikayesini dinledik...



Dondurmam Gaymak'tan sonra İftarlık Gazoz fikri nasıl doğdu?

Birkaç yıl önce dostum Üstün Barış aradı ve “Bir gazetede Anadolu'da ayakta kalmaya çalışan gazozcuları gördüm, bununla ilgili bir şey yapsan nasıl olur” dedi. Ben de ne alakası var, dondurmacıyı yaptık, şimdi gazozu mu yapacağız, gıda temasından kurtulamayacak mıyız dedim. O sırada da tatile gidiyordum. Milas'a geldim; sağda Bodrum solda memleket olmak üzere sola kırdım ve kendimi ramazanın ortasında buldum. Küçük bir çocuk, gazozcu çırağı olsa, gizlice oruç tutmaya kalksa, bir taraftan denizde turistlerin karşısında ve mangal yapanların arasında ve 11 yaşında arafta olsa nasıl oluru hayal ettim. Bir nefs bir inanma insanda hangi yaşlarda nasıl başları düşündüm. Ben de 12 yaşında dondurmacı çırağıyken oruç tutmaya yeltenmiş ve becermiştim. Öyle başladık.





Hikaye neden 70'lerde geçiyor peki? Çocukluğunuzdan izler taşıdığı için mi tercihiniz bu yönde oldu?

Bir parça biyografik hikayem, kendi çocukluğum. Benim çocukluğum da 70'lerde geçiyor. 70'ler bana göre dünyada ve Türkiye'de tüm problemlere rağmen yıldızı yüksek yıllar. Ben de nostaljik bir insanım. Çocukluğumu, mahallemi tanıklık ve çağrışımlarımı seviyorum. Hikaye geçen senede geçseydi olmazdı. Çünkü 70'lerin insanları daha değergam. Günümüz insanları biyolojisine, yeme içmesine, çıkarlarına çok düşkün. Ama o zamanlar toplum sinerjisi mahalle kültürü, hısım akraba arkadaşlık var. Şimdi buna daha çok network diyorlar. Bunlar benim alanım değil. Mahalle, imece, türküler eşliğinde tütün işçiliği, şarkı söyleyerek inşaatta çalışmalar, toplu sinema seyretmeler, sağcısı, solcusu, inançsızı topluca teravihlere gitmeler ve çıkışta içilen oraletler, ihtiyarların manalı manasız Ecevit-Demirel tartışmaları... Ben bunlarla ilgileniyorum. Şimdi plaza inşaatında bir işçi türkü söylese adamı oyarlar!



Avm'dekiler Anadolu'daki dostluğu bilmez




Siz işlerinizde mahalle kültürünü konu ediyorsunuz. Bugün herkes bu değerlere özlem duyduğunu söyler ama akşam olduğunda kapısını kapatır ve dışarıda olan bitene kulak tıkar. Bu ikiliği neye bağlıyorsunuz?

Yabancılaşma böyle bir şey. Bunu üretim ilişkisi belirliyor. Ben filmlerimde meydanın ruhunu anlatmaya çalışırım. Eskiden meydan terziyle berberin, pideciyle simitçinin ortada bir havuz etrafında kamusallaştığı alandı. Tarlalarda muhabbet ederek tütün kırılır, dedikodu yaparak zeytin işlenirdi. Bu durum otomasyona döndü. Bugün berberle dondurmacı aynı kamusal alanda bir hayatı yaşıyor. Ama AVM'lerdekilerin komşu dükkanla selamı bile yok. Bu bizim değil, başka toplumların mimarisi. Geçmişi düşündüğünüzde de bir hüzün oluyor. İnsan di'li geçmiş zamanıyla barışıyor, şimdikiyle çatışma halinde oluyor. Ben bugünle ilgilenmiyorum. Bugünün sırları geçmişte.



İstanbul'da mahalle kültürünü yaşarım


Geçmişe, mahalleye, birlikte yaşayabilmeye tutkun birisi olarak İstanbul'da nasıl bir yaşam sürüyorsunuz peki?

Yaşar Kemal'den bir Tutunamayanlar, Oğuz Atay'dan da bir İnce Memed çıkmamış. Sanatçılar olarak bizler daha çok tanıklıklarımız tecrübe ve duyarlılıklarımız bizi nereye çağırıyorsa, bunlarla bağlaşığız. Ben kendi kasabasını seven bir insanım. Şuanda Çengelköy benim mahallem. İstanbul'da da mahalle gibi yaşıyorum. Çengelköy'de bir uçtan öbür uca tüm esnafı tanırım. Önemli bir kısmına veresiye borcum var. Kredi kartı kullanmam. Bonus biriktirmek yerine hatır biriktirmeyi tercih ediyorum. İstediğim şeyi poşetle alıp gidebiliyorum, esnaf bana güveniyorsa o hatırı biriktirmişim demektir. Bu da benim için daha önemli. Dolayısıyla orada da kendi mahallemi kurdum.



Cem için kutuba da giderdim




Cem Yılmaz nasıl dahil oldu filme?

İlk aşamada Cem'e senaryoyu okutmuştum. Fakat gazozcu ustanın henüz karakterleşmediği sonucu çıktı. Cem de gündeme gelince bir de ona göre daha muzip, yaşını başını almış ama komiklikleriyle, arızalarıyla öne çıkan bir şeyler yaptık. Cem de sevdi. Kendi filmine gidiyordu; ağustostan önce yetişemem dedi. Ben de sen ol ben kutuplarda da çekerim dedim.



Cem Yılmaz da bir senarist-yönetmen... Çoğunlukla kendi projelerinde yer almayı tercih ediyor. Bir oyuncu olarak Cem Yılmaz'la nasıl bir süreç geçirdiniz? Birbirinize müdaheleleriniz oldu mu?

Cem sadece bir oyuncu hatta bir tür oyuncu değil. İyi bir yönetmen ve senarist. Prodüksiyon tecrübesi benden daha fazla. Yeni teknolojiyle çözebileceğimiz sahnelerin birçoğunu Cem'e sordum. Birkaç doğaçlama yaptı ve bazı yerlerde senaryoya inanılmaz katkıda bulundu. Beş para etmeyen yönetmenlik egosuyla daha da beş para etmeyen star egosunu bir kenara bıraktık. Ya da belki bizde yoktu.



Dönem filmleri İstanbul'da, belli konu ve yöntemlerle çekiliyor. Siz 70'lerin Ege'sini anlatabilmek adına nasıl bir yol izlediniz?

Dönem filmi denince akla fötr şapka, kruvaze ceket, rugan ayakkabı gelir. Ve “Ah nerede o eski Beyoğlu” olur. İyi de başka bir yerde tarih yaşanmadı mı? Janjanlı kostümler ama şimdiki zamanın aklı ve grameriyle yazılmış diyaloglar...Kostümün kendine özgü sosyo-ekonomik ve kültürel bir karakteri var. Fötr Anadolu'da bir tütün tarlasında sıcak geçmesin diye hasırdan olur. Yoksulların fötrü uçları düğümlenmiş mendildir. Islatıp kafaya geçirirsin. İşçi kostümünde 15 tane yama vardır. Ben bunlar için 1 yıl çalıştım.






#Yüksel Aksu
#İftarlık Gazoz
#Cibar Kemal