
Gazzeli küçük bir kızın savaşta ailesini kaybettikten sonra yaşadıklarını anlatan 'Muna' 24 Haziran'da seyirciyle buluşacak. Filmde Muna'ya sahip çıkan gönüllü bir doktoru canlandıran Leyla Göksun, "Gazze'deki zulmü oynarken yaşadım" diyor.
Silahların gölgesinde bir yaşam, yetim kalmış Gazze ve ümmetin hazin haykırışı... İsrail zulmüne direnen Filistin'in, gün geçtikçe acı hikayelerine bir yenisini daha ekliyor. Dinlediğimiz onlarca hikayeden biri de Filistinli küçük kız Muna'ya ait. Savaşta anne ve babasını kaybeden Muna'nın bugün nerede olduğunu kimse bilmiyor. Ancak hikayesi beyaz perdede binlerce insanı ağlatacak kadar hazin. Bugüne kadar katıldığı pek çok festivalden ödülle dönen filmin yönetmeni Serdar Gözelekli, senaryo aşamasında küçük kıza ulaşmaya çalışmış ancak bir türlü bunu başaramamış. Filminde "Gazze'de aynı acıyı paylaşan ve hayatta kalabilmek için saklambaç oynayan binlerce çocuktan biri" diye tanımladığı Muna'nın öldüğü haberlerini bile almış ama bu habere hala daha tam olarak inanmıyor. 24 Haziran'da vizyona girmeye hazırlanan "Muna" adlı filmde Leyla Göksun, Turgay Aydın, Kaan Çakır gibi başarılı isimler yer alıyor. Başroldeki Leyla Göksun, Gönüllü Yeryüzü Doktorları Derneği'nde görev yapan ve Muna'yla tanışan bir doktoru canlandırıyor. Bu filmin duygularını harekete geçirdiğini söyleyen Göksun'la filmi ve Gazze'yi konuştuk.
Gazze'de yaşayan Muna'nın anne ve babasını kaybetmesinin ardından yaşadıklarından esinlenerek yapılan bir film. Gerçek bir hikaye. Bir gece Filistinli ailenin evine, İsrailli askerler tarafından baskın yapılır. Bu baskından mutfak dolabına saklanarak kurtulan altı yaşındaki Muna, bir süre sonra sokaklarda ailesini aramaya başlar. Yeryüzü doktoru olan Ela onu bulur ve sahiplenir.
Gerçek hikayeden sadece Muna'nın savaşta anne ve babasını kaybetmesi ele alındı. Diğer kısımlar kurgu. Yeryüzü Doktorları Derneği'nden doktorların bu olay üzerine Gazze'ye gidişi de gerçek değil. Biz, senaryoda çaresiz çocuğa yardım eli uzatabilecek biri olarak doktoru seçtik.
İlk başta çok heyecanlandım. Bu filmi hiçbir zaman gişe filmi olarak düşünmedim. Gerçek bir hikayeden alıntı olduğu için zor olacağını biliyordum ama tereddüt etmeden kabul ettim. Yaşananları aktarmak benim için çok önemliydi.
Oldukça üzücüydü. Oynarken duygulandığım çok fazla sahne oldu. O küçük kızın çaresizliği ve güçlü oluşu beni çok etkiledi. Hikayesi ağır ve üzücü. O duyguları yansıtabilmek için iç güdülerimle oynadım. Sinemanın ne olduğunu bu filmle anladım diyebilirim. Sanki Filistin'de yaşananları oynarken hissettim. Tarsus'ta değil de Filistin'deydim.
Hikayeyi dinlemekle içinde olmak çok farklı şeylermiş. Biz onlara toplumsal olarak bir şeyler yapmalıyız. Çekimler bittikten sonra gönüllü bir kuruluşa üye olmak istedim. Aslında bunu hep istedim ama cesaret edemiyordum. Ama artık onlar için bir şeyler yapacağım. Film, duygularımı harekete geçirdi. Empati kurmaya başladım.
Gazze'de yaşayan masum insanların yaşantılarını görecekler. Kendi hayatlarından da bir şeyler bulacaklardır. Filmi izleyenlere bir mesajımız var: "Biz zulüm altındaki insanların neler yaşadığını size göstermeye çalıştık. Siz bunları izledikten sonra rahat yaşantınıza devam edecekseniz edin. İzleyin ve siz karar verin."
Nasıl oynayacağımı günlerce düşündüm. Senaryoyu defalarca okudum. Birçok not aldım. Yazdım, çizdim. Yönetmen benim donuk bir karakter olmamı istedi. Gözyaşımın bile akmaması gerektiğini söyledi. Benim karakterim bu açıdan çok zordu. Daha önce "Doktorlar" dizisinde de yer aldığım için mesleki olarak nasıl oynayacağımı biliyordum ama buradaki durum çok farklı. Savaş mağduru masum insanların hayatı ele alınıyor.
Aslında benim oldukça hassas bir yapım var. Soğukkanlı olamazdım sanırım. Paniğimdir ve çok duygusalım. Yardıma muhtaç birini gördüğümde hemen harekete geçiyorum. Hatta filmdeki gibi Gazzeli bir çocuğu evlat edinebilirim. Kendimden önce çevremi düşünüyorum.
Orada yaşayanlar sıkışmış durumda. Hakimiyet İsrail'de olduğu müddetçe durum çok daha kötüye gidecek. Ellerinde kalan son toprakları savunmaya çalışıyorlar. Evin babası her gün ekmek almak için dışarı çıkmak zorunda, geri döneceğinden emin olamıyorlar. Herkes endişe halinde. Zor durumda olan bu masum insanlara bir şekilde yardım etmeliyiz.










