Gazeteci Cüneyt Özdemir video, ses ve yazıyla harmanladığı dijital kitabı Hayata Kısa Bir Ara'yı tablet versiyonuyla yayınladı.
5N 1K'nın mimarı Cüneyt Özdemir, programı yaklaşık 6 aydır yaşadığı Londra'dan sunuyor. 15 kişilik ekibiyle Dipnot TV isimli haber sitesi kuran ve dijital dergi çıkaran Özdemir, Hayata Kısa Bir Ara uygulama kitabıyla melez bir yayıncılık türünün ilk örneklerinden birini verdi. Video, ses ve yazıyla harmanladığı kitabını tabletler için uygulama olarak satışa sunan Özdemir, dijital yayınevi kurmak istediğini söylüyor. Ona göre ileride kütüphanelere, el yazısına ihtiyacımız kalmayacak...
Belgesel tadında, yazı, animasyon ve görüntülü videolardan oluşan bir kitap. Mesela; Beyrut'ta sohbet ettiğim insanların kayıtlarına kitabın içinde yer verdim. Şiirin hem yazılı halini görüp, hem de sesli olarak dinleyebiliyorsunuz. Yazıları tango eşliğinde okuyabiliyorsunuz. Normalde fotoğrafların altında yer alan ve 'resim altı' denilen yazıları bu kitapta kendi sesimle anlatıyorum. İçinde on yılda Türkiye ve dünyada yaptığım seyahatlerin yanı sıra eşimle birlikte gittiğim seyahatler de var.
Uygulama kitap benim bir yıl önce hazırladığım bir proje. Bu kadar gecikmesinin nedeni finans kaynağını bulamamak oldu. Çünkü insanlar 2 bin liraya tablet alıyor, fakat bir dolara application (uygulama) almayı pahalı buluyorlar.
Çünkü güvenmiyor. İnternet ortamına kredi kartı numarasını vermek istemiyor. Dolandırılma endişesi taşıyorlar. İnternetten kıyafet alıverişi var ama application alışveriş kültürü henüz oluşmadı. O yüzden bu uygulamayı çıkarmak için çok uğraştım.
Evet. Dijital yayıncılık üzerine gelecekte bir şirket kurmak istiyorum. Yeni kitaplar üzerine çalışıyorum. Hayata Kısa Bir Ara ilk dijital kitap çalışmamızdı. Şimdi çocuk kitabı çıkarıyoruz ve sırada skeç kitabı var. Çok ünlü bir kaç isimle de bu konuyla ilgili istişare ettik. Dijital ortamda içinde video olan, sosyal medyanın yer aldığı yeni bir kitap anlayışı gelişiyor ve bu geleceğin kitabı olacak.
Cem Yılmaz dalga geçiyor ama ileride kafamıza bir çip takacakları doğru. Düşünün ben ekibimle hergün bir saat görüntülü haber toplantısı yapıyorum. Bunlar bir yıl önce James Bond filmlerinde casus teknolojisi olarak yer alıyordu. Şimdi hayatımızın içinde çünkü görüntülü konuş-mak GSM'den daha ucuz. Artık gelecekte teknolojinin nasıl olacağına dair merak etmemiz gerekmiyor çünkü gelecek zaten geldi.
Ben projeyi destekliyorum. Bir tek Rusya ve Türkiye'de böyle bir uygulama var. Yüz bin çocuğa bedava tablet verildi. Tüm aileyi de sayarsanız altı yüz bin kişide tablet var. Hükümetin yirmi milyon çocuğa tablet dağıtmak gibi bir çalışması var. Muhalefet 'bu tabletleri dağıttılar paralar yandaşlara gidecek' diye bakıyor. Mesele o değil ki. Yapılmak istenilen şey çok büyük. Kitaplar artık konuşuyor. İnsanlar bir taraftan video izleyip oyun oynayabiliyor. Tablet kitap okuma alışkanlığını değiştiriyor. Artık kitabın içinde bir şarkı ya da efekt duyabiliyorsunuz. Kitap demode bir şey.
Bence öyle. Neden okuduğumuz bir şeyi tek duyumuzla hayal edelim ki. Okuduğumuz anda bir ses duyup, görüntü izlesek daha iyi olmaz mı?
Yazı da bizim hayalimizi yönetmiyor mu?
Kaç kişinin kütüphanesi var?
Kitaplarımı Londra'ya getirmedim. Çünkü gerek yok. Ne okumak istiyorsanız internetten indirebiliyorsunuz. Daha hızlı bulabiliyorsunuz. Kitapların çoğunu tablette alıyorum. Geçtiğimiz gün programa Ara Güler'i konuk ettim. O bana 'Boşver fotoğrafı, dünyanın en iyi anlatım dili sinema' dedi. Hayatımız değişiyor. Geleceğe hazırlık yapmamız gerekiyor.
O kadar da değil tabi. İnsanın kendi hayat tecrübesi her şeyin üstünde.
Desteklenmiyor. Çünkü biz hep tüketiyoruz, ama hiç üretmiyoruz. Dijital kitap uygulamasına bir yıl sponsor bulamadım. Büyük GSM firmalarına gidip kitabın nasıl bir şey olduğunu uzun uzun anlattım.
Evet. Sabah erken uyandığında biraz oyun oynuyoruz, ben gazeteleri okurken o tablete saldırıyor. Eliyle sağa sola giden bir şeylerin olduğunu keşfetti. Oğlumun nasıl kitap okuyacağını merak ediyorum. Bildiğimiz kitabı okuyacağını düşünmüyorum. Onun ileride el yazması öğrenmek zorunda olup olmadığından emin değilim. El yazısı onun ne işine yarayacak ki?
Öyle. Dijital kitaplar çıktığında eğitim anlayışı değişecek. Dünyadaki eğitim sistemi öğretmen ve öğrenci ilişkisine dayanır. Yani otoriter bir sistemden bahsediyoruz. Yeni eğitim sisteminde bu otorite ortadan kalkacak ve belki de oyunla eğitim sistemi gelecek. İlla çocuğa bir şey öğretmek için eline cetvelle vurmamız mı gerekiyor? Puan kaybettirelim ya da ödül verelim. Mesela; öğretmenin olmadığı bir eğitim sistemi düşünebiliriz.
Türkiye'de yapabilir miyiz emin değilim. Çünkü böyle bir proje yapmak istediğinizde önce şirket kurmanız gerekiyor. Devlet hemen sizden vergi ödemenizi bekliyor. Özel sektöre gittiğimde ise bana 'Neden sen yapıp masrafa giriyorsun ki? Silikon vadisinde yapsınlar iki yıl sonra kopyasını burada yaparız' diyorlar. Devletten sadece vergi kolaylığı istiyorum o kadar. Ben teknoloji üreten biriyim. Kitap ve dergi üretiyorum ama hiç teşvik görmüyorum.
Yoo. Artık nerede olduğunuzun bir önemi yok.
Hala kullanıyorum ama bir milyon takipçiniz olduğunda daha dikkatli davranıyorsunuz. Kitlelere yayın yaparken gözümde şu görüntüyü canlandırıyorum; 'Stüdyodayım ve karşımda bir robot kamera var, acaba kaç kişi beni seyrediyor' İki yüz elli bin kişinin karşısında duruyorum.
Aynısı Twitter için de geçerli. Oraya yazdığınız bir şey sadece sizi ilgilendirmiyor. O yüzden eskiye göre biraz daha kontrollü kullanmaya çalışıyorum. Çok dayak yiyince nasıl kullanılacağını da öğreniyorsunuz. Zamanında polemiklere girdiğim için kendimi gazetelerde buluyordum ve pişman oluyordum. Ayrıca sosyal medyanın insanların kariyerlerini bağladığını düşünüyorum.
Benimle çalışan arkadaşların hesaplarını takip ediyorum. Marjinal bir şey yazdıklarında rahatsız oluyorum. Ben de çalıştığım kurumu temsil eden biriyim, yazdığım herhangi bir şeyden çalıştığım kurum rahatsız olabilir. Yani sosyal medyada çok da yalnız değiliz. Birinin gözünün içine bakıp söyleyemediğim bir şeyi yazmamayı öğrendim.
Dipnot TV'de fark ettirmeden televizyon kanalı kurduk. Baktığınızda internet sitelerinin hepsi yazı üzerine tasarlanmış. Haber sitelerinde fotoğraf galerileri yer alıyor. Buralarda yer alan görüntülerin hepsi uygunsuz ve bu beni çok rahatsız ediyor. Düşünün tecavüze uğramış kadınların fotoğraflarını resim galerisi yapıyorlar. Ben bunu yapmak istemedim. Dipnot TV'de televizyon yayınına başladık. Raytinglerimiz düştü. Ama onun yerine reklamlar almaya başladık. Çünkü geleceğin trendi dijital televizyon olacak. Şu anda tamamen sosyal medyanın gücüyle yüzde elliye yaklaşan yayınımız var. Haber içeriğimizi kendimiz üretiyoruz.
Reklamlarla ayakta duruyoruz. Ben bunları yapmasam gayet iyi para kazanan biriydim. Son üç yıldır bütün sermayemi bu işlere yatırdım. Gittim reklam filminde oynadım. Beni 'mesleğe ihanet ediyor' diye yerden yere vurdular.
Ben içerik üreten bir gazeteci olmaya çalışıyorum. Medyanın sahipleri iş adamları. Yaptığım kitap, çıkardığım dergi, yüzde yüz gazetecinin alın teri. Ben emekli memur bir babanın oğluyum. Çalışıyorum ve kazandığımı bu işe aktarıyorum. Kazandığım paralarla bir sürü ev almak yerine geleceğin teknolojisiyle insanlara bir şeyler katmak ve bağımsızlığımı yakalamak istiyorum. Ekonomik bağımsızlığınız yoksa ve kendi medyanızın patronu değilseniz, yeterince özgür olamıyorsunuz.
Baba olmak nedir bilmiyorum, öğreniyorum. Londra'ya taşındıktan sonra evden çalıştığım için ev erkeği oldum. Eşim ofise gidiyor. Sadece yayın için stüdyoya gidiyorum o da toplasan iki saatimi alıyor. O yüzden çocuk uyurken ve yemek yerken karşısında beni görüyor. Eskiden 'Soğukkanlıyız dünya başımıza yıkılsa çatır çatır sunarız' diye övünüyorduk. Geçtiğimiz gün yirmi şehit haberi sundum ve ağladım. Artık çocuğun ne kadar zor yetiştiğini biliyorum.
Var tabi. İnsanın vatanı anadili. Anadilini konuştuğunuz yerde kendinizi çok daha rahat hissediyorsunuz. Türkiye dünyaya çok kapalı. Papa istifa ediyor rayting sıfıra iniyor. Burnumuzun dibinde Suriye savaşı var ama kimse haber yapmıyor. Bana hep 'Sen neden Londra'dasın?' diye soruyorlar. Bir sürü komplo teorisi üretiyorlar. Türkiye'de birbirimizi yiyoruz. Londra'ya gitmek hayata daha geniş pencereden bakmamı sağladı.
Hayır. Ana akım medyada olmayı çok önemsiyorum. Bir dönem programı bırakmayı düşündüğümde Meral Okay bana 'Cüneyt bırakma çünkü prime time'da vicdanlı birinin olması çok önemli' demişti. Ben bu cümleye çok şaşırmıştım. Yapabildiğim kadar bu mesleği sürdüreceğim.
On yıl daha devam eder. İstanbul'da teknoloji fuarları, internet ve sosyal medya üzerinde duruluyor. Oysa sosyal medyada konuşulanların yüzde ellisi televizyonda izlenilen şeylerden oluşuyor. Teknolojiden bahsediyoruz ama en büyük kitlelere ulaşan yine televizyon. Türkiye'de tablet kullananların sayısı çok az. Bu yüzden dergiyi Dipnot tablette ve akıllı telefon sahibi olanlara da çıkarıyoruz. Perşembe günü Dipnot Tablet'te çıkıyor Pazartesi günü telefonunuza indirebiliyorsunuz.






