
Gazeteci Mustafa Sabri Beşer’in kaleme aldığı fantastik roman “7 Renkli Gezegen”, Anonim Yayınları etiketiyle okuyucularıyla buluştu. Kitap LGBT propagandası gibi zararlı ideolojilerin tehlikesine dikkat çekiyor. Beşer, “Bu kitabı okuyan bir ortaokul veya lise öğrencisi, sadece bir macera yaşamayacak, aynı zamanda kendi kimliğini ve geleceğini yeniden düşünme ihtiyacı hissedecek” diyor.
7 Renkli Gezegen, sıradan bir ortaokul öğrencisi olan Fuad’ın umut dolu, cesaret isteyen serüvenini anlatıyor. Fuad, hayatındaki soruların peşine düşerken, ona sadık dostu Yuyo (sevimli bir yarasa yavrusu) eşlik ediyor. Ancak bu masum ikili, kısa süre içinde kötülüğün simgesi olan Kral Siyon’un karşısına çıkıyor. Kral Siyon, yalnızca fantastik bir düşman değil; o, gençlerimizi ve çocuklarımızı tehdit eden kimliksizleşmenin, cinsiyetsizleşmenin, aidiyetsizliğin ve umutsuzluğun bir sembolü. Fuad ve Yuyo, sadece kendi kaderlerini değil, aynı zamanda bir neslin umutlarını yeniden inşa etmek için mücadele ediyor.
Gazeteci Mustafa Sabri Beşer’in kaleme aldığı fantastik roman “7 Renkli Gezegen” geçtiğimiz günlerde Anonim Yayınları etiketiyle okuyucularıyla buluştu. Kitap LGBT propagandasına gibi zararlı ideolojilerin tehlikesine dikkat çekiyor.
“7 Renkli Gezegen” sadece bir roman değil, bir çağrı aynı zamanda. Beşer ile “7 Renkli Gezegen”i konuştuk.
Kral Siyon’un asıl planı, insanları ailesiz bırakmak
Toplumsal ahlaki bozulmalar üzerine derin kaygılar taşıyan biriyim. İstanbul Aile Vakfı ve Büyük Aile Platformu gibi sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, LGBT lobilerinin dayatmalarına karşı çeşitli çalışmalar yürüttük. Coğrafyanın kader olmadığını, sosyolojinin ise kaderden öte “helak” sebebi olduğu noktasında iddia sahibiyim. Bir gün, bir eğitim kurumunda yazarlık kulübü altında ders verirken fark ettiğim bir gerçek beni derinden sarstı. Genellikle gençlerin kitap okumamasından şikâyet ederiz, ama gerçekte ortaokul ve lise öğrencileri çok yoğun bir şekilde kitap okuyorlar; şaşırdım! Ancak tek kategoride: Fantastik romanlar. Öğrenciler arasında bir akım haline gelmiş. Çocuklarla sohbet ettim. Zihin dünyalarına dokunmak istedim. Aile, kimlik ve LGBT meseleleri üzerine sorular yönelttim. Mütedeyyin ailelerin çocuklarının dahi LGBT propagandalarına karşı sempati duyması beni ürküttü! Okudukları kitaplar ve izledikleri içerikler, onların düşünce dünyasını şekillendiriyordu. Yaklaşık yetmiş farklı fantastik roman inceledim. Detaylı analizler yaptım. Batı menşeli bu eserlerde, isimler, mekanlar ve olay örgüsü bilinçli olarak kurgulanmış. Roman karakterlerinin isimlerinin her biri anlam yüklü, ancak genç okuyucu yabancı isimlerin arkasındaki mesajı fark etmiyor. Oysa aynı isimler, ileride bir filmde, bir dijital oyunda ya da bir sözde “onur yürüyüşünde” karşısına çıktığında, o karakterle özdeşleştiği için doğal bir sempati geliştiriyor. Bu kitaplar bilinçaltına işleyen bir mesaj sistemiyle gençlerin düşünce yapısını dönüştürüyordu. Ben bir edebiyatçı değilim, akademik anlamda bu alanda bir geçmişim yok. Ama belki de bu sancı, bu kaygı, bu arayış beni yazmaya itti. Kitabın her karakteri, her mekân ismi ve olay örgüsü bilinçli olarak kurgulandı. Birçok güçlü metafor içeren, okuyanı içine çekecek bir hikâye oluşturmaya çalıştım. Çünkü bu kitabı okuyan bir ortaokul veya lise öğrencisi, sadece bir macera yaşamayacak, aynı zamanda kendi kimliğini ve geleceğini yeniden düşünme ihtiyacı hissedecek.
Kral Siyon, aslında tek bir kişiyi değil, bir sistemi temsil ediyor. O, günümüz dünyasında insanları kontrol altına almaya çalışan küresel güçlerin bir metaforu. Medyanın, popüler kültürün, teknolojinin ve sapkın ideolojilerin insanları nasıl yönlendirdiğini görüyoruz. Aile bağlarını zayıflatan, insanları bireyselleştiren, geçmişle bağlarını koparan bir dünya inşa edilmeye çalışılıyor. Kral Siyon’un asıl planı, insanları ailesiz bırakmak ve onların kendi köklerinden kopmasını sağlamak. Çünkü ailesi olmayan, bir topluluğa ait hissetmeyen bireyler daha kolay yönetilir. Bugün de aynı durum geçerli değil mi? İnsanlar dijital dünyada birbirine bağlanıyor gibi görünse de aslında daha yalnızlar. Kimliklerini kaybettiklerinde, dayanak noktalarını da kaybediyorlar. İşte Kral Siyon’un dünyası da böyle bir yer. İnsanların robot gibi olduğu, duygu yerine kuralların hâkim olduğu bir distopya… Bu yüzden Fuad ve arkadaşları, sadece bir gezegeni kurtarmak için değil, “kendi kimliklerini, ait oldukları değerleri ve insan olmanın anlamını korumak için savaşıyorlar.”
Kim olduğunuzu keşfetmekten korkmayın
n Romanın temalarından biri olan kimlik ve aidiyetsizlik sorunu, özellikle günümüzde gençler ve aileler için önemli bir konu. “7 Renkli Gezegen”, bu konuda gençlere nasıl bir farkındalık kazandırmayı amaçlıyor? Bu tehditlere karşı çocuklara ve gençlere vermek istediğiniz ana mesaj nedir?
Günümüzde gençlerin en büyük sorunu, kendilerini tanımadan başkalarının onlar hakkında karar vermesine izin vermeleri. Çevre, medya, popüler kültür sürekli bir şeyleri dayatıyor: ‘Şöyle görünmelisin, böyle düşünmelisin, şu şekilde yaşamalısın.’ Ama insan dediğin eşrefi mahluktur; tek tip olamaz. Fuad, bir yolculuğa çıkıyor ama aslında bu, kendini keşfetme yolculuğu. Yuyo da aynı şekilde… O da ailesini arıyor. Çünkü aidiyet, insanın temel ihtiyacıdır. İnsan nereye ait olduğunu bilmezse, kendini kaybeder. Gençler: Kim olduğunuzu keşfetmekten korkmayın. Size dayatılan kalıplara sıkışmayın. Kendi hikâyenizi kendiniz yazın. Başkalarının hikayelerinin figüranı olmayın! Her gün akşam 5 dakikada olsa, alakalı ya da alakasız şekilde anne babanızla iletişimde olun.








