Hollywood vampirleri iyi çocuk yaptı

Emeti Saruhan
00:003/02/2013, Pazar
G: 2/02/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Hollywood vampirleri iyi çocuk yaptı
Hollywood vampirleri iyi çocuk yaptı

Geçmişte bir korku karakteri olan, ürperti ve tiksinti uyandıran vampirler, bugün iyi eğitimli, karizmatik, güçlü, insancıl yönleri ağır basan iyi çocuklar olarak karşımıza çıkıyor. Vampirin Kültür Tarihi kitabının yazarı Gülay Er Pasin, Hollywood'un sıkıntıya girince başarısı garantili, vampir klişeli filmlere yöneldiğini söylüyor. Kısacası vampirleri iyi çocuk yapan Hollywood oldu!

Son dönemde vampir filmleri, dizileri hem yapımcılar hem izleyiciler tarafından oldukça ilgi görüyor. Vampirler yeni akım filmlerde karizmatik, olağanüstü güçlü, neredeyse ölümsüz karakterler olarak görünüyor ve bu özellikleriyle de özellikle genç izleyiciyi yakalamayı başarıyor. Oysa geçmişte vampirler bir korku ögesiydi. Gece mezarlarından çıkan vampir zavallı kurbanının kanını emerek onu da vampire dönüştürürdü. Vampirlerin aristokrat ve kültürlü karakterlere dönmesi William Polidori'nin vampiri Lord Ruhtven ile başlıyor. Günümüz vampirleri ise modern hayatın içine karışmış, insan kanı emmeyi reddeden, çekici ve karizmatik yaratıklar. Gülay Er Pasin yeni yayınlanan Vampirin Kültür Tarihi kitabında ölüm algısı üzerinden giderek vampir karakterinin nasıl oluştuğunu ve sinema ve edebiyata nasıl yansıdığını incelemiş. Biz de Pasin'le geçmişteki ve günümüzdeki vampir algısını konuştuk.

SEBEP ÖLÜMSÜZLÜK ARZUSU

Vampir konusu ile ilgilenmesinin farklı alanlara ilgisi sonucunda şekillendiğini Pasin, çıkış noktasının ölüm olduğunu anlatıyor. 'İnsanın en büyük bilinmezi ve aynı zamanda evrendeki varlığını anlamlandırmak için başvurduğu temel soru ölüm ve sonrası. Ölüm ve ölüm sonrasını anlamlandırma çabası bu gibi konulara adım adım götürüyor. Beni vampire götürdü. Daha önce korku sineması ve edebiyatına ilgim vardı. Vampire giden yolu izledim, vampirin bileşenlerini oluşturan temaları kendimce belirleyerek inceledim. Konuyu çalışmamdan önce hiç bilmediğim farklı şekillerde ölüm algıları olduğunu fark ettim' diyor. Gülay Er Pasin vampir karakterinin doğuşunda yatan sebebin ölüm korkusu, ruhun ölümsüzlüğü ve biricikliği inancı, ölümsüzlük düşü ve evreni ve insanın evrendeki varlığını anlamlandırma çabası olduğunu söylüyor. Pasin'e göre vampiri şekillendiren ana unsur öldükten sonra kendi bedeninde dirilmesi. Yani ölümsüzlük. İnsanlara çekici gelen unsur ise ruhun biricikliğini vampirde görmek. Çünkü vampirler aynı zamanda hatıraları ile diriliyor. Bilinç açısından ve insan yaşamının hatıralarını korumakla bir bakıma insani yönünü de koruyor. Pasin, insanüstü güçlere sahip, gücü kendisinde olan, hastalıklara olduğu kadar tarihe tanıklığıyla insanın doğasına ve sosyal ya da politik sistemlere de bağışıklığı olan vampir karakterinin şehirlerin güvensiz ortamında bireyler için çok cazip bir karakter olduğunu söylüyor.

ÖLMEDEN GÖMÜLME ÇOKTU

İnsanlık kültüründe vampir karakterinin ortaya çıkmasını besleyen bazı unsurlar var. Bunlardan biri geçmişte sık yaşanan erken gömülme vakaları. Gülay Er Pasin, 'Yakın tarihlere kadar ölmeden gömülme olayı sık yaşanıyor. Hatta bu nedenle, mezarlara eğer kişi ölmediyse nefes alabilsin diye hortum, etrafı görebilsin diye de kibrit ve mum bırakılıyor. Katalepsi, letarjik uyku gibi durumlarda kişi öldü sanılıp gömülebiliyor.' diyor. Ölünün hortlayacağı ve yakınlarını da yanına alacağı korkusuyla, kafasının ayrılıp başka yere gömülmesi, ellerinden ayaklarından bağlanması, kazıklar saplanarak mezara sabitlenmeye çalışılması gibi önlemler alınıyor. Bu gibi yeni ölüden duyulan korku nedeniyle alınan önlemler zaman içinde vampire karşı alınan önlemler olarak karşımıza çıkıyor. Bir de gömüldüğü toprağın özelliklerine bağlı olarak bozulmadan kalan bedenler var. Pasin, bunların bilimsel açıklaması olduğunu ancak mezar açıldığında bedenleri bozulmadan kalanların da vampir zannedildiğini ifade ediyor. Tüberküloz gibi hastalıklar da vampirliğin işaretlerinden sanılabiliyor. Tüberkülozda görülen müthiş halsizlik, ağrı olmaması, ağızdan kan gelmesi belirtileri vampir tarafından ısırılmış ya da kan emmiş vampir olarak değerlendiriliyor. Ayrıca güneşten kaçınmaya neden olan porphyria ya da bedende aşırı kıllanmaya neden olan hirsutizm gibi hastalıklar da bu korkuları ve kurmacayı besliyor.

ARİSTOKRAT VAMPİR

Vampir önceleri iğrenilen ve korkulan bir karakterken zaman içinde değişikliğe uğruyor. Aristokratlarla özdeşleştiriliyor. Halk kültüründeki gece mezarından çıkan varlık, yerini John Polidori'nin aristokrat, iyi giyimli, centilmen, kültürlü vampiri Lord Ruthven'e bırakıyor. Lord Ruthven'den başlayarak cazip çekici erkek vampir karakteri ortaya çıkıyor. Pasin zaman içinde popüler kültürün, özellikle sinemanın etkisiyle Bram Stoker'ın vampirinin adeta damgasını vurduğunu ancak romanın alt metinlerinin okunmadığını söylüyor. Pasin, 'Bram Stoker'a baktığınızda, örneğin, Jonathan Harker'ın Dracula'nın vatanına yolculuğu o dönemin İngilteresindeki zengin, tutucu ve ikiyüzlü aile babası kişilerin sefahat alemleri için Doğu Avrupa'ya gitmelerine göndermedir. Bu gibi alt metinler görmezden geliniyor. Emlak satın alma yoluyla İngiltere'ye gelen istilacı olmasından korkulan Doğudan gelen öteki olarak da görülen Dracula'nın bu yönü, Bela Lugosi'nin Macar aksanıyla canlandırdığı vampire giydirilmiştir.' diyor.

İNSANİ YÖN ÖNE ÇIKTI

Günümüzde vampir karakterleri içeren dizi ve filmlerin artışını dizi ve sinema sektörünün yaşadığı ufak bir çıkmaza bağlıyor Pasin. 'Yeni karakterler üretmek kolay değil. Bu tür karakterler, üzerinde uzlaşılmış klişelerle her tür anlamı tüm dünyanın anlayabileceği karakterler. Onun için ekstra bir çabaya girmeye, bir derinlik yaratmaya gerek yok. Anlamı üstünde bir karakter sunuyorsunuz. İstediğiniz gibi popülerleştirebilirsiniz' diyor. Vampir karakterinin edebiyatın katkıları ile çok değiştiğini ifade eden Pasin kendisinden korkulan varlığın bir anda çekici, cazip, insan üstü güçlerle donanmış, aynı zamanda ölümün bilgisine sahip, hemen hemen tüm hastalıklara bağışıklığı olan, güçlü ve tarihe tanıklık ettiği için deneyimli ve öngörülü bir karaktere dönüştüğünü söylüyor. Vampirin iradesi haricinde dönüştürülmüş insan olmayı arzulayan bir karakter olarak sunulmasının da Anne Rice'ın Vampir Günlükleri'yle başladığını ifade ediyor. True Blood dizisinde ise kurt adam, peri, vampir ve insan birarada yaşıyor. Vampir artık korkunun bir canavarı değil klişe bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

BİRAZ ET BİRAZ CİNSELLİK

Günümüzdeki dizi ve filmleri değerlendiren Gülay Er Pasin, 'Her şey çarpıtılıyor. Bu Hollywood'un etkisi. Bizde sinema salonu da kalmadı. Vampir de üzerinden toplumsal eleştiriler yapılan bir karakter olmaktan çıkarak kimi zaman aksiyon filmlerinde, romantik komedilerde, dizilerde, macera filmlerinde herhangi bir karakteri temsil ediyor. Günümüzdeki vampir filmleri tamamen gençlere yönelik, biraz et gösterilen, cinsellik ve aksiyon içeren, çekici genç kadın ve erkeklerin rol aldığı sanatsal diyemeyeceğim popüler kültür ürünleri. Ne sosyolojik ne ontolojik bir derdi olan filmler ve diziler. Nadiren de olsa saygı duruşunda bulunduğum Let the Right One In gibi bir filmle karşılamak mümkün. Ama ne yazık ki bu dizilerin kitapları çok satıyor, türün eserleri değil. '

Bizde de vampir var

'Bizim sinemamızda Dracula İstanbul'da filmi var. Dünyada ilk kez vampirde sivri dişlerin gösterildiği filmin iyi bir uyarlaması. Stocker'ın romanı Türkçe'ye biçim ve içerik olarak korunarak aktarılmış' diyen Gülay Er Pasin, şunları söylüyor:'Haç yerine Kur'an okunuyor. Edebiyatımızda da Kerime Nadir ismiyle yayınlanmış Dehşet Gecesi var. Çok bu topraklara ait bir roman. Fakat bunu edebiyatçılarla konuştuğunuzda Kerime Nadir'in bunu kendisinin yazmadığını isminin kullanıldığını söylerler. Şimdi genç yazarlar var. Onlardan ümitliyim. Anadolu'nun korku öykülerini yazıyorlar.'