Hayat İdam edilen bir başbakanın ardından

İdam edilen bir başbakanın ardından

“Menderes bir fikirdir” diyen Mustafa Armağan kaleme aldığı Ezan Şehidi Menderes kitabında şöyle tarif ediyor onu: “Menderes, yalnız, idam fotoğraflarıyla zihinlerimize kazınmış mazlum Başbakan değildir. Usta bir polemikçi, sözünü budaktan esirgemeyen bir hatip, cesurca değerlendirmeleri bulunan bir siyasi düşünürdür”

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
İdam edilen bir başbakanın ardından
Ezan Şehidi Menderes, Mustafa Armağan, Hümayun Yayınları, Eylül 2021, 288 sayfa

Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir.

Devletin ceberut tavrı, asık suratı ve mütehakkim çehresini değiştiren, halkının ‘güler yüzlü’ Başbakanı Ali Adnan Menderes’e ait, tarihe kazınmış bu yakıcı son sözler. 1950… İki kurtuluş tarihini bağrında barındırıyor: “14 Mayıs” ve “16 Haziran”. Biri halkın zorba tahakkümden kurtuluşu, öbürü Ezan-ı Muhammedi’nin semalara âzad oluşu. Çifte bayram yani. 1960’a kadar sürecek, silahların altında bir nevbahar… İşte bu 10 yıllık devrin panoraması elimizdeki kitap. Yazarın kelimelere can veren kendine has üslubu ve adeta konuşan fotoğraflarıyla capcanlı bir panorama. Giriş kapısında ‘Ezan Şehidi Menderes’ ismi altında, tebessüm eden çehre karşılıyor sevenlerini. Nasıl tebessüm edilmez ki bu şanlı payeye?

16 Haziran 1950, Ezan-ı Muhammedi’nin muhteşem dönüşü ile başlıyor unutulmaz manzaralar. Yaşayarak hissetmenizi istediğim için o tadı, gördüklerimden ikramda bulunamayacağım maalesef yalnız bir ipucu, gözünüz gönlünüz yaşla dolacak… Dile kolay, 18 yıl süren esaretten kurtarmak onu, din diline kavuşturmak. “Bu ne muazzam mazhariyetti ki, kıyamete kadar okunan o ezandan o şehide oluk oluk sevap akacak.” Bir anlamlı ziyaret… Başvekil, Bağdat’ta İmam-ı Azam’ın türbesinde, yere çöküp oturmuş; hürmetkâr ve düşünceli. Neyi fark etti biliyor musunuz? “Ölümsüzlüğün yalnız dinden geçtiği”ni. Siyasete hayal getirmişti Menderes. O hayal: “Müslüman, zengin, hür ve gelişmiş bir Türkiye” idi. “Halk ile arasındaki ufuk buluşması bundandı. Hasret ve hayalin buluşmasıydı Menderes’ in fani şahsında tecelli eden ümit”.

Bir tarafta ‘milleti insan yerine koymayan’, hatta çok şaşıracaksınız ama 1950-59 döneminde tam 10 yıl boyunca Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını protesto edip katılmayan bir CHP lider kadrosu. Neden mi? Kendileri iktidarda değilse Cumhuriyet Bayramı’nın kutlanması caiz değildir de ondan! İste yalnız bu misal bile o dönemi yansıtan en net fotoğraflardan. Öbür tarafta ‘halka hizmet Hakk’a hizmettir’ vecdiyle coşan vatan ve millet sevdalıları.

VE İDAM EDİLEN BİR BAŞBAKAN

Kısa baharımıza, kara bulutlar hızla yığılıyor; su uyuyup düşman uyumuyor adım adım darbeye götürecek planlarını işliyordu. Bir gaflet uykusu muydu DP’yi saran; ordusuna, milletine kutsal bir aşkla bağlı Başbakanı yanıltan “bu ne masumiyetti ya Rabbi?” Bu fazlasıyla iyi niyetin saikleri neydi?

Kerbela’ydı âdeta 27 Mayıs, “Demokrasimizin Kerbelası” ve ardından gelen Yassıada günleri.

“İdam kararının açıklanmasına kadar idam edileceğine asla inanmayan” Başbakan, ümitle başlayıp hüzne dönen satırlarla dolu mahkûm mektupları, dosttan çıkan mızrak, hatıra defteri…

Ve geldik işte o kara güne: -Bugün ayın kaçı? - “17 Eylül Pazar”. Saat 13:23’te bir “Allah” nidası bırakıp da gitti yapayalnız mahzun, bitkin, yaralı vekil. Gökyüzü sağanaklarla boğulurken,“Çocuğum sana kurban olsun” diye haykıran, “baksanıza halk bizi seviyor” diye güvendiği binlerce kalabalık neredeydi, neredeydi sığındığı, o müşfik kucak? “Ah Menderes…” “Onun deryasında, ben de kaybolayım” diyenlere davettir işte bu kitap.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.