Mizahın formülü yok. Mizahçının da tek bir örneği yok. Gittik yerinde gördük, yeri geldi güldük. Anladık ki bu mizah, ipe sapa gelmez. Her an her yerden çıkabilir, ummadığınız yerden vurabilir.
Komik insanlara, niye mizahçı demişler? Mizahçı, resmi karakterli bir kavram. Ürküyor insan. Mesela, 'güldürükçü' lafı ne kadar samimi. Biliyorum kulağa gayri ciddi bir iş gibi geliyor. Ama zaten öyle değil mi? 'Hoop dur orada, ciddi bir iş yapıyoruz biz burada' diyen biri ne kadar komik olabilir ki? Allah'tan görüştüğüm mizahçıların hiç biri, böyle bir laf etmedi, haklarını yemeyelim. Zaten aynı mesleği yapıp da birbirini kötülemeyenlere ilk kez rastladım. Kierkegard'ın dediği gibi (ben dersem ciddiye almazsınız belki), komik yaşamın her aşamasında var, çünkü nerede yaşam varsa orada karşıtlık var ve nerede karşıtlık varsa orada komiklik var.
Star gazetesinin karikatüristi Ahmet Kesgin, gençlere karikatür kursu veriyor. Biz konuşurken, çocuklar sınıfta kendi kendilerine çiziktiriyorlardı. Mizahçıların yazarken daha komik olduğu bir rivayettir. Ama Kesgin, konuşurken de komik. Karikatür kursu, okeyci ve tinercileri çekmek için kurulmuş. Ama şimdiye kadar Keskin'den başka okeyci gelmemiş kursa. Çünkü ders vermesi için onu aradıklarında, kahvede okey oynuyormuş. Anlayacağınız, bu kurs en azından Ahmet Bey'i kurtarmış.
Çizgi karikatüristlerin çok vaktini alıyormuş. Bu arada düşünmeye vakit bulamayan, çizerken de düşünemeyen çizerler, âlemin içinde, öyle angut olarak kalıyorlarmuş. Valla bunu Ahmet Bey söyledi, bende ciddiye alıp estağfirullah demedim. Çizerlerin çizerkenki halleri çizdiklerinden daha komik sanki. Karikatür çizerken bir yandan da sigortayı nasıl tamamlayacaklarını düşünüyorlarmış mesela. Akıllarına her eseni de çizemiyorlar tabi. 'Kimi çizemiyorsanız sizi o yönetiyordur'. Mâlum işin ucunda şutlanma korkusu var. Ahmet Bey, şutlanılmayacağı bir işte çalıştığı imajını verememiş hâlâ oğluna. 'Baba seni yine atarlar yakında', diyormuş oğlu.
Ahmet Bey'e en beğendiği çizerleri sordum. Tanıdık tanımadık birçok isim söyledi. Ama benim ilgimi, en az bilinen Yusuf Kot çekti. Çünkü Yusuf için, 'Daha az zengin olsaydı en iyi çizer şimdi o olurdu' dedi. Gidip görelim bakalım şu yeteneği.
Yusuf Kot, çizmeyi sevmiyor. Karikatürü sevmiyor. Ama hatır gönül için Caf Caf' da çiziyor. Konuşmayı da sevmiyor. Ama çok güzel gülümsüyor. Ben bile konuşturamadım onu. Hatta sonunda dayanamayıp, 'Sen en iyisi benim yazdığım habere karikatür çiz' deyip kaçtım. (İyi çizdiği efsanesini boşa çıkarmadı Yusuf, yukarıdaki karikatürüyle.) Babasından sirayet eden bir özelliği var Yusuf'un, bu genç adam iyi bir toplayıcı. Arşive ihtiyacım olursa gideceğim yanına. Yusuf 'gel' dedi. Bürosunda her yer dergi kitap yığılı. Yusuf konuşmazken, renk renk antika çalar saatler gördüm kitaplıkta. Ama saatlerin hepsi duruktu. Demek zamanı durdurdun, gibi felsefi bir komiklik yapayım dedim. Yusuf, 'Yok hepsi çalışınca çok ses çıkıyor, o yüzden çalıştırmıyorum' demez mi. Kahkahayla gülünecek bir andı ama. Onun tebessümü üzerimde baskı oluşturunca, bende tebessümle idare ettim. Bu gizli yeteneğin yanından, cümle âlemce bilinen Penguencilerin yanına gittim, kimyam bozulmaz umarım.
Altay Öktem ve Serkan Altuniğne Penguen dergisinin kel tayfası. Böyle söylememe kızmazlar herhalde. Şu 'Barışık olmak' fiilini sevsem, barışıklar kelleriyle diyeceğim ama demiyorum bakın. Doktor ağabeyimiz Altay Bey, kırkından sonra mecburi mizahçı olmuş. Sıkıntılı bir adam. Kara kara şeyler yazıyor. Ama birileri buna kara mizah deyip gülüyor. Yazdıklarına çizdiklerine sınır koyan olmadığı için, at koşturuyorlar Penguen'in koridorlarında. İnsanın beslenmesi için rahat olması lazım. Faturayı ödeyebilecek miyim sıkıntısıyla çizilmez diyorlar. Sanat acıdan, açlıktan çıkar da, kardeşim hep de aç kalınmaz ki. Serkan, baştan söyledi zaten. Yaptıklarında derinlik olmadığını. Dertlerini bir gerizekalı karakteriyle anlatınca insanlar gülüyormuş, bu kadar basitmiş. Felsefi bir taraf arayıp durmayın artık. Levent Kırca muamelesi görmek istemiyor gençler. Politik çizgileriyle nam salan Penguen, 'Yeni meclisten bize iş çıkmasın, biz buluruz malzeme, yeter ki onlar iyi olsun' diyor. Zaten iki kişiden biri AK Parti' ye oy verdi. Yapacak bir şeyleri yok. Kızları komik bulan erkekler vardır. Ama Altay ve Serkan onlardan değil. Kızlara göre değilmiş mizah işi. Kızlara 'ne komiksin' dediğinde kızıyorlarmış. Ama erkeklere 'komiksin' deyince daha da komikleşiyorlarmış. Gülse Birsel tek kadın mizahçıymış. O da erkekvâri yazıyormuş. Mış muş. Halbuki ne komik kızlar var. Yok yok bunların karşısına çıkmamış belli.
Sağcı mizahçı nasıl oluyor sahi? Zaman Gazetesi'nin beyaz saray gibi olan binasının kapısına dayanıp, Salih Zengin'e sormak lazım. T-söyleşiler hazırlıyor Salih Zengin. Mizahçıları da iyi bilir. Görüp dokunmuşluğu, yanlarında poz vermişliği bile var. Bu arada Zengin, Zaman Gazetesi'nde fotoğrafı basılan tek muhabir. Sağ camianın ciddi adamlarına, eğlenceli pozlar verdiren biri. Salih Zengin, tiye aldığı söyleşilerde, bir tek Cüneyt Arkın'da mayayı tutturamamış. Oynadığı rollerle o kadar özdeşleşmiş ki Arkın. 'Kılıçla bir hareket yaparmısınız' diyen Salih Zengin'in kellesini uçuruyormuş az kalsın. Karikatüristlerin de nemrut gibi adamlar olduğunu söylüyor. 'İklili ilişkilerinde sıcak olabilirler. Ama dışarıya karşı hep konuşma balonları var. Gerçi röportajın sonuna doğru açılıyorlar ama röportaj bitmiş oluyor.' (Kendisi de başta açılamamıştı, gerginsiniz galiba Salih Bey, dedikten sonra arkasına yaslandı şöyle, tarçınlı kurabiyelerinde etkisiyle) Salih Zengin, araştırmacı karıştırmacı gazeteci. ABD seçim döneminde Şirinevler'de seçim sandığı açacak kadar. Türk halkına 'Ağbii bunlar Amerika'ya gidecek değil mi?' diye sordurtacak kadar da ince zekâ sahibi.
Mizahçı deyince tek tip yok ki. Yazarı var çizeri var, çizgi romancısı, karikatüristi, animasyoncusu, stand upçısı, radyo programcısı, mahallenin Münire ablası ... En popüler olanlarsa, televizyoncular. Hızlı erişim aracının güldürüye katkısı. Mizahçılar senaryo yazınca eğlenceli diziler çıkıyor ekrana. Hasan Kaçan'ın geçmişi Gırgır'a dayanıyor, geleceği de (Allah bilir ama) PANA FİLM de projeleri devam edeceğe benziyor. Tek kanallı dönemde mizah dergileri önemliymiş. İnsanlar haftanın diğer günleri birbirini yerken, Cuma günü (Gırgır günü) o kavga eden adamlar gider, aynı dergiyi alıp gülerlermiş. Böyle anlatınca biliyorum inanası gelmiyor bizim 80 kuşağının. Mizah dergilerinin modası geçmeye başladığı dönemde, kanallara da bereket gelmiş. Mizah dergilerinin 500.000 sattığı dönemler varmış. Ama şimdi televizyon bedava bilet gibi her yere sokuyor sizi. 'Gülmek için niye para verelim' diyor insanlar. Hasan Kaçan, tercihini televizyondan yana yapmış biri. 'Bizler sanatçı ruhuna sahip zanaatçılarız. Yoksa televizyon sektöründe sanat yapamazsınız” diye baştan kabul ediyor gerçeği.
Konuştuğum tek kadın mizahçı Ayça Şen. Gülse Birsel ile de buluşacaktık ama. Sabaha kadar senaryo yazdıktan sonra konuşmaya pek halleri kalmıyor. (Hasan Kaçan da tecrübe edilmişti) Ayça ile evinde buluştuk. İşlevsiz bir şemsiyenin altında balkon sohbeti ve bol sıvı tüketimi. Ayça'ya bakıp da çocuk sahibi kadın diyen var mıdır bilmem. Yaramaz bir çocuk tadında hala. Konuşurken o eller kollar nasıl açılıyor sağa sola. Gözlerinizin içine bakarak konuşuyor bir de. Kim demiş komik kadın yok diye? (Hemen cevap verelim, Altay ve Serdar Beyler ve benzeri düşünenler) Ayça, olay çıkaran kadınlar vardır ya. İşte onlardan. Olay dediysek kötü hadise değil yani. Bir şeyler olur mutlaka onların olduğu yerde. Çünkü o bir şeyleri, onlar yapar zaten. Ayça Şen resim yapıyor, bir ara mizah dergisinde çiziktirmişliği de var. Ama en çok yazıyor. Erkeklere cevabı da belli. 'Benim bir sürü komik kız arkadaşım var. Mizahçı erkekler 7 yaşındaki gibi davranıyorlar. (Kızlar hiç komik değil, diyerek). Mizahçı erkekler maçodur zaten.' Siz onun böyle söylediğine bakmayın. Onun bir sürü mizahçı erkek arkadaşı var. (Ben kızıştırdım ortalığı) Ama Ayça Şen acayip iyi bir şey yakaladı. Ortalığı karıştıran, kendi kendine etrafa neşe saçan adamların azlığından dem vurdu. Oysa kadınlar öyle mi? Üzülerek tarafsız kalmalıyım ki, Ayça Şen haklı.
Yandaki karikatür, gazetemizde çalıştığını yeni farkettiğim, farkedince de, 'Ağbii şuna bi karikatür çizsene' diye pişman ettğim adam, Behzat Taş tarafından çizildi. Karikatürü görünce, 'Ağbii hani Ayça nerde' dedim.O da, 'Bu karikatürde yazındaki hiç kimse yok' dedi. Peki o zaman soruyu değiştirelim. 'Kadın nerde' dedim. 'Hıı dalgınlığıma denk gelmiş. Ama zaten erkek egemen bir dünya değil mi?' deyip, yanımdan kaydı .
Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Tan Oral, sabahları kedisinin ayak ucuna dokunmasıyla uyanıyor Tan Bey. Önce BBC daha sonra Amerika'nın Sesi'ni dinliyor. Gazete okuyor sonra kahvaltı yapıyor. Öğleye doğru küçük öfkeler, sevinçler, hainlikler oluşuyor içinde. Sonra o içinde oluşan kabarcıkları çiziktiriveriyor. Gazetesine ise saatler tam vaktini vurduğunda, gönderiyor. Çünkü erken gönderirse kaybediyorlar karikatürünü, geç gönderirse de endişelenip, hemen arıyorlar, 'nerde kaldı' diye. 30 senedir Cumhuriye'te çiziyor, Tan Oral. 30 senede Cumhuriyet'in yönetimi değişmiş, ama o değişmemiş, Gazetesiyle 180 derece ayrı düştüğü zamanlar da olmuş. Ama gazetesi iyi yada kötü yorum yapmıyormuş asla. 'Mizah taraf tutarak yapılmaz. Mizahın sağı solu belli olmaz. Ne zaman nerede vuracağı kestirilmez. Eğer kestiriliyorsa o mizah olmaz. Bir çizerin ertesi gün ne çizeği bilinirse o çizer bitmiş demektir' der üstad Tan.
'Çocuğumuz karikatürist olsun mu?' diye soran sanatsever analara ve babalara da cevabı hazır. 'Dünyada para, mutluluk getirecek bir sürü meslek var. Uçurumdan düşen bir insanın son anda yakaladığı bir daldır karikatür. Öyleyse enayiliğin gereği yok.' Ayrıca mizahçıların çoğunun solcu olduğu söylenir. Tan Oral'a göre sebebi belli. 'İktidarlar hep sağcı olduğu için mizahçılar solcu oldu'. (Solcular bi kerelik kapsalar şu koltuğu, bak nasıl mizah yapacak sağcılar).






