Müslüman bir şövalye: Roger Garaudy

Yıldız Ramazanoğlu
00:005/12/2006, Salı
G: 15/12/2006, Cuma
Yeni Şafak
Müslüman bir şövalye: Roger Garaudy
Müslüman bir şövalye: Roger Garaudy

Marks ve Kierkegaard arasında gidip gelen bir ruh. Akıl ve imanın oluşturduğu kimya. Roger Garaudy bunun peşindeydi. Kimya Kuran'dı. Yönümü değil cemaatimi değiştirdim diyordu bu yüzden. Yön, sonuçları ne olursa olsun sadece hak ve adaleti talep etmek, hayatına istikamet verecek sözün peşinde olmaktı

Üniversite yılları kendimize dair ne bulursak okumaya çalıştığımız zamanlardı. Elimizden kayıp giden gizemli bir medeniyetin izini sürdüğümüz yıllar. Bu açlık içinde Roger Garaudy'nin Türkçeye çevrilen eserleri özellikle de İslam'ın Vaadettikleri kitabı benim kuşağımdan birçok insanın Garaudy ile ilk karşılaşmasıdır. Altmışlarda çevrilen ve yeni baskılarını göremediğimiz, daha çok onun marksist birikimini ve felsefi yaklaşımlarını ortaya koyan metinlerden yaşımız tutmadığından habersiz kalmıştık.

Batı kültürünün içinden çıkıp gelen yeni Müslümanların deneyimleri her zaman farklı bir heyecanla karşılandı. Muhammed Esed, Abdulkadir es Sufi, Martin Lings, Eva de Vitray Meyerovitch bu seçkin insanlardan birkaçı. Yine de Garaudy'nin İslam dünyasında yaptığı seyahatler, verdiği konferanslar onun kitlelerle de buluşmasını sağladığından etkisi daha geniş oldu. Batılı aydınların İslama sıçrama yapabilme imkanının en çarpıcı deneyimini sundu bir bakıma. Kendi macerasını anlattığı kitabı Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum ile, çok çetin yaşam pratiklerinin, fırtınalarla dolu düşünce dünyasının ve geniş okumaların içinden filizlenen Müslüman öznenin varoluşuna tanıklık ediyoruz.

Yönetici, militan ve yoldaş olarak otuz yedi sene süren Fransız Komünist Partisi tecrübesi, antisemitizmle mücadele ederken siyonizmle de hesaplaşılması için sarfettiği çabalar, onun sadece siyasi bir kişilik olarak algılanmasına, güçlü entelektüel birikiminin görmezden gelinmesine yol açtı. Batı entelijansiyası İsrail politikalarını eleştirmesi ve dünyayı hak ve adalete çağırması nedeniyle bütün eserlerine hatta her sözüne sinsi bir sansür uyguladı. Yazıları hala akademi dünyasında ve medyada abluka altında. Fakat sanat estetik siyaset ve felsefe alanında verdiği eserleri biraz emekle arayıp bulmak her zaman mümkün.

İslam'a bir elinde İncil ötekinde Marks'ın Öğretisi ile girdiğini söylemişti Suudi Arabistan'daki bir ödül töreninde. Bu oradaki Müslümanların beklemediği bir şeydi ve soğuk bir hava esmesine neden olmuştu. Avrupa'da Hristiyanların dinleyici olarak katıldığı bir konferansının başlığı ise: İslam Peygamberi hz. İsa idi. Ortaklaşmalara vurgu yapmayı tek bir hakikatin açılımlarına eğilmek olarak gören yaklaşımlarıyla beyin fırtınaları estirmişti. Batı dünyasından insanlarla karşılaşmalarda izlenmesi gereken yol, tahrif olmuş dinlerden başlamak ve aşağılamak olamazdı ona göre. İnsani ortak paydalardan yola çıkmanın yaratacağı güven ortamı iyi bir diyalog için elzemdi.

Marks ve Kierkegaard arasında gidip gelen bir ruh. Akıl ve imanın oluşturduğu kimya. O bunun peşindeydi. Kimya Kuran'dı. Yönümü değil cemaatimi değiştirdim diyordu bu yüzden. Yön, sonuçları ne olursa olsun sadece hak ve adaleti talep etmek, hayatına istikamet verecek sözün peşinde olmaktı. Kierkegaard'ın hepimizi derinden sarsan Korku ve Titreme'sini bu yüzden defalarca okumuş. Kendini bir tanrıtanımaz olarak adlandırdığı zamanlarda bile bundan "Tanrı olmayan her türlü ilahı reddetmekle Allah fikrini arıtmaktan ibaret bir ayıklama yaptığı" çıkarımında bulunmuştu bu yüzden. Tanrıtanımazlığın "kamil imandan önceki son safha" olduğunu kuvvetle hissediyordu içinde. Bu hissiyatın peşine düşmek, onun Hristiyan bir komünist militan olmasına yol açmıştı. Cenevre'de 2 Temmuz 1982'de imam Buzuzu'nun önünde kelime-i tevhidi söylediğinde kendini bu sözün bütün sorumluluğunu üstlenecek bir halde bulmuş, içinde kopuş ve sükunet verici bağlanışı aynı anda duymuştu. Tam bu müstesna anda din değiştirmiş gibi değil de dinini tamamlamış gibi hissettiğini söyler anılarında. Bundan böyle onu reddeden Batı dünyasından ruhen radikal bir kopuşu yaşıyordu ama bu medeniyetin kazanımlarını da takdir etmeyi sürdürüyordu.

Türk Edebiyatı Vakfı 2006'da Garaudy'nin üç önemli eserini yayınlayarak yeni kuşaklara iyi bir armağan vermiş oldu. Kitapların mütercimi kendini kitaplara sanata ve estetiğe adamış mütevazı bir gönül adamı: Cemal Aydın. Yıllardır sessiz sedasız büyük işler yapıyor. İki büyük dil nehri olan Türkçe ve Fransızca'ya en mütekamil bir şekilde hakim olan Aydın'ın önemli şerhleriyle birlikte, bu kitaplar kültür ve sanat hayatımız için büyük bir zenginlik. Kitaplardan en çarpıcı olanı kuşkusuz Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum. İnsan ömrüne ne çok şey sığabiliyor. Lirik bir komünist, tutkulu bir Müslüman olan Garaudy iki dünya savaşını, aşkı, ihaneti, sürgünü, ölümle defalarca karşılaşmayı, tecriti, herşeyi yaşamış bir düşünür. Cezayir'de olanlara, dünyanın Rusya tecrübesine yakından tanıklık etmiş ve koskoca bir yüzyıl tam da onun içinden geçmiş sanki. Hristiyanlarla Marksistler arasındaki diyalogların başlatıcısı olarak da, sosyalizmin ve İslamın vaadettiklerini karşılaştırırken de kalbimize ve beynimize birlikte hitabetmeyi başarıyor. Bu kitaptaki üslup onun edebi yanını da açığa çıkarmış.

Kızılderililerin soykırımı, "Amerika'nın keşfi" adını alıyor; zenci ve köle ticareti, "Yeni Dünya"nın uyanışı içinde basit bir olay olarak kalıyor, afyon savaşı ve Hintli askerlerin yokedilmesi ise, "beyaz adamın yükü" olarak görülüyor. Bunları teşhir edince de istenmeyen adam -persona non grata- oluveriyor büyük düşünür.

İnsanlığın Medeniyet Destanı ve Şahitlerim de TEV'nın yayınladığı diğer Garaudy kitapları. Mezopotamya'dan Konfüçyüs'ün Çin'ine, Roma İmparatorluğu'ndan İslamın yayılışına insanlığın birçok medeniyet havzasının anlatıldığı destanda, eserler ve hadiseler keyfi ve sübjektif olarak seçilmemiş. İnsanlığın bütün geçmişi içinde bizlerin hayatını hala değiştirebilecek ve zenginleştirecek olan şeyler nelerdir, bu sorunun yönlendirmesiyle oluşturulmuş bu önemli kitap. Şahitlerim'de ise yüz yüze görüşmeler tartışmalar yaptığı, yazıştığı, çağdaşı olan şairler filozoflar ve siyaset adamlarıyla ilişkileri gözler önüne serilmiş.

Yaşamını İspanya'da sürdüren, çok yakın tarihimizin en önemli ve muhteşem tanıklarından biri olan Garaudy okunup anlaşılmadan, ondaki geniş vizyonun ince ayarların içimizdeki karşılıklarını arayan bir yolculuğa çıkılmadan, gelişkin ve adil bir Müslüman toplum ya da bireyi inşa etmek zor görünüyor.