Osmanlı devrini şiirlerden okumak

Ömer Yalçınova
00:006/07/2014, Pazar
G: 6/07/2014, Pazar
Yeni Şafak
Osmanlı devrini şiirlerden okumak
Osmanlı devrini şiirlerden okumak

M. Kayahan Özgül, oldukça hacimli sayılabilecek son çalışması Candan Geçelim Yâ Hû''da, odaklandığı 19. yüzyıl tasavvuf şiirinde 333 şairin şiirlerinden tadına doyulmaz bir lezzet sofrası kuruyor. Kitabı ele alan Ömer Yalçınova, ''Candan Geçelim Yâ Hû sadece 19. yüzyıl Osmanlısının dini duygularını değil bizi de bize gösterecektir'' diyor.

M. Kayahan Özgül sekiz yıl kadar önce alt başlığı ''Modern Türk Şiirine Doğru'' olan Divan Yolu''ndan Pera''ya Selametle kitabını yayımlamıştı. Kitap Osmanlı''nın en hareketli zamanında, İlber Ortaylı''nın deyişiyle İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı''nda yazılan şiirleri konu alıyordu. M. Kayahan Özgül Osmanlı''nın siyasi, kültürel, dini… bütün yönlerini şiirin penceresinden bakarak, özgün ve faydalı bir çalışmanın içine girmişti. Çok geçmeden, aynı alt başlıkla bir kitap daha yayımladı: Osmanlı''nın Hazanında Gazel Dökümü. Kitap isminden muhtevasına kadar dikkat çekiciydi. Çünkü Osmanlı''nın 18. ve 19. yüzyıllarında bir döküm söz konusuydu. Ve bunlar gazelle dile getirilmişti; yani acının, hüznün, hazanın, ıstırabın diliyle. İkinci kitap değişimin/modernizmin işaretlerini taşıyan gazellerden bir seçkiydi.

2014''ün Haziranında M. Kayahan Özgül''ün aynı çalışmanın başka bir boyutu diyebileceğimiz Candan Geçelim Yâ Hû yayımlandı. Bu da bir seçki fakat gazelle sınırlandırılmamış. Bu sefer Özgül modern Türk şiirinin peşinde, yapılan değişiklik ve yeniliklerden ziyade 19. yüzyılda yazılmış dini ve tasavvufi şiirlere odaklanmış. Ve oradan biz okuyucular için okumaya doyulmaz bir demet şiir çıkarmış. Öncekinde olduğu gibi yine seçkiyi 333 şairle sınırlandırmış. Şiir ve şairlerle ilgili Divan Yolu''ndan Pera''ya Selametle''de ayrıntılı incelemelerde bulunduğu için, bu iki seçkisinde şair ve şiirlerle ilgili bilgi verip açıklamalarda bulunma gereği duymamış. Bu durum ilk önce okuyucunun aleyhineymiş gibi algılanabilir, fakat yazarın kısa önsözünden sonra şiirleri okumaya başladığımızda, aslında şiirlerin kendi başlarına ayakta durduklarını görürüz. Ve şiirlerin kıyısından köşesinden olsun anlam ve ahenklerine eriştiğimiz zaman, işaret ettikleriyle birlikte şairlerini de gösterdiğini fark ederiz. Bu sefer Özgül''ün bu seçiminde, diğer ifadeyle bilgiye okuyucunun şiirlerden ulaşması yolunu açmasında ne kadar haklı olduğunu teslim ederiz.

GEÇMİŞLE ARAMIZDA KÖPRÜ

Şiirler şairlerin ölüm tarihleri göz önünde bulundurularak sıralanmış. Bazı şairlerden birkaç şiir alınırken bazılarından bir gazelle yetinilmiş. Bu bile zaten okuyucu için çok şey anlatır. Buradan yola çıkarak, şairlerin şiir söyledikleri dönemde, toplum veya diğer şairler için ne kadar önemli ve etkileyici olduklarına dair bir fikir edinilebilir. Seçkide öyle şairlerle karşılaşıyoruz ki bunlar aşinası olduğumuz birçok ilahinin söz yazarlarıdır. Ve bunlar bizim sandığımız gibi yakın dönemde değil 1800''lü yıllarda yaşamış. Örneğin Maraşî-zâde Şeyh Ahmed Kuddûsî Efendi (1769-1849), halen dillerden düşmeyen, defalarca bestelenen birçok ilahinin şairidir. Bunu şu yüzden belirtiyoruz: 1800''lü yıllardan 2014''e doğru kurulan köprüde değişen pek bir şey yok. O köprüden halen geçip gidebiliriz. Ve orada kendimizi bulabiliriz. İşte buna gelenek deniliyor. Gelmediği zaman bizim biz olmamızın imkansızlaştığı ek.

19. YÜZYIL TEKKE ŞİİRİ, BÜTÜN DÖNEMLERDEN İZLER TAŞIR

Özgül''e göre 19. yüzyılda yazılan dini şiirler Osmanlı''nın bütün dönemlerinde yazılan dini şiirleri anlamamız için yeterlidir. Çünkü dini şiirlerden maksat aynıdır. Maksat; din ve tasavvuf konularında (tarikat, hakikat, şeriat, aşk, vahdet, marifet…) sembollerle, yani işaret ederek, özellikle şiir diliyle yol ve yöntem göstermektir. Bu, şiir diliyle yapılırken, sanat birinci planda kaygılanılan, amaç olarak belirlenen bir unsur olmamıştır. Özelde dini, genelde Türk şiirinin maksadı insan olmaktır. Özgül bu konuyu tasavvufun mekan ve zaman üstü yönüne vurgu yaparak dile getirir. Öyleyse 19. yüzyıl dini şiirleri diyerek bir bütünün parçasından söz etmiş olmuyoruz. Aynı maksatla, benzer yollarla aynı şeyin anlatımından bir demet örnek demiş oluyoruz. Seçki, Özgül''ün bu fikrini doğrular nitelikte. Hatta Candan Geçelim Yâ Hû özellikle bu yönüyle dikkat çekiyor. Çünkü Osmanlı''nın Hazanında Gazel Dökümü Osmanlı''daki değişimi gösterirken, Candan Geçelim Yâ Hû değişmeyeni de konu alıyor.

BÜTÜN TÜRK ŞİİRİ DİNİDİR

Osmanlı''da din her şeydir. Bugüne kadar Osmanlı; askeri, ticari, ailevi, ekonomik, içtimai, kültürel… açıdan ele alınmıştır. Fakat dikkat edildiği zaman bunların hepsi de İslam''a gelip dayanırlar. Çünkü anlam ve gayelerini Kur''an- Kerim''den alırlar. İslam''a ters düştükleri zamanlar olmamış mı? Olmamış dersek büyük bir sorumluluğun altına gireriz. Olmuş dersek, yine öyle. Fakat temele gözümüzü diktiğimiz zaman orada gaza hareketini ve İslam''ı buluruz. Bu yüzden Osmanlı''nın felsefesi, kültürü, ahlakı, dünyaya bakışı, toplumu en sağlıklı biçimde Türk şiirinden okunabilir. Şunu da hemen belirtelim: Türk şiirinde dini veya tasavvufi şiir diye bir ayrım yoktur. Şahsen, olanca cehaletimle bütün Türk şiiri dinidir diyebilirim. Bunu da Candan Geçelim Yâ Hû''da görebiliriz. Namık Kemal, Ziya Gökalp veya Mehmet Akif Ersoy''un dini diye seçkiye alınan şiirleri hem sosyolojik hem felsefi hem de siyasidir. Çünkü bizim toplumumuz şiirle düşünmüş, girdiği tasavvuf yolunda, dilini şiirle kurmuş ve bulmuştur.

Öyle olunca Kayahan Özgül''ün bu seçkisi diğer iki çalışmayla birlikte bir bütün oluşturur. Ve bugüne kadar ''giden-ek'' olarak bizden uzaklaştırılmaya çalışılan ''gelen-ek''in ne olduğunu gösterir. Recep Alpyağıl Türkiye''de Otantik Felsefe Yapabilmenin İmkanı ve Din Felsefesi adlı kitabında ''gelen-ek''te kendimizi bulacağımızı söyler. Orada bizi hazır hiçbir şey beklemiyordur. Zamanla gelenek de değişmiştir.

Çünkü oraya gidecek olan insan değişmiştir. İster gidelim, isterse getirelim, Candan Geçelim Yâ Hû sadece 19. yüzyıl Osmanlısının dini duygularını değil bizi bize gösterecektir. Çünkü halen bir dönüşümün içindeyiz. Orası başlangıç, kök nokta. Ve tarihsel olarak harekete nereden başladığımızı bilmediğimiz zaman nereye doğru yol aldığımızın da farkına varamayacağız.