Yıllar sonra yeni bir “reenkarnasyon” tartışmamız daha olmak üzere. Birileri “enkarne* kişilikler”den sözediyor, bir İlahiyat profesörü de haklı olarak, “olmaz öyle şey” diyor. İhtilaf mahkemede. Şimdilik kesin olan ise şu: Konuyla ilgili bugün yaşananlar, 30-40 yıl önce yaşananlara kıyasla çok sönük kalıyor.
Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'ın başı dertte. Bediha Bülent Çorak isimli bir kadının, “kendisine uzaydan vahiy geldiğini, birçok Kur'an ayetinin dejenere olduğunu, şahsının Mevlana'nın enkarnesi, Atatürk'ün de başka bir varlığın enkarnasyonu olduğu” yönünde ifadelerinin bulunduğunu iddia ederek, bunlara cevap verince, mahkeme mahkeme gezer oldu. Son davaya geçtiğimiz hafta Tekirdağ'da katılan Beyaz, kimi mahkemelerde bu davalardan mahkumiyet aldığını ve 15 bin YTL tazminat ödediğini de söylüyor. “Mevlana'nın enkarnesi olduğunu” iddia eden birisinin mahkemelerce “haklı” bulunması ilginç elbette. Ancak bu, “ilk vaka” değil. Bir “Necla Çarpan'ımız” vardı ki, değme fantastik senaryolara taş çıkartırdı.
Çevresi Necla Çarpan'a ilk önceleri -1960'ların başları- “âlem bir kadın” diye, biraz da tebessümle bakmıştı. İşte, “bir devlet büyüğüne yönelik aşırı sevgisiyle 'biraz farklı düşünür olmuş' bir kadıncağız…” Çünkü; önce dediğine, sonra yazdığına göre “Atatürk öte âlemden sesleniyor”du Çarpan'a. Bir süre bu tezlerini “konferansvari” toplantılarda anlatan Necla Çarpan, daha sonra “Mesaj Veriyor - Öte Âlemden Atatürk Sesleniyor” isimli; büyük boy, 164 sayfalık bir kitap koyunca ortaya, işin “ciddiyeti” anlaşılmaya başlanacaktı. Çarpan'a göre, “mesajlar” kendisine “Atatürk'ün el yazısıyla” geliyordu ve mesajlarda hemen her konuda çözüm önerileri vardı.
Kitabın ismine ve içeriğine rağmen yine de iyimserliği elden bırakmayıp, “Ne var, herkes her konuda kitap yazabilir” diyenler ise bir süre sonra fena halde yanıldıklarını anlayacaklardı. Çünkü, “Necla Çarpan vak'ası” artık gazete haberlerine de konu oluyor; haberler de okuyana, “Yok canım daha neler!” dedirtiyordu. Ama haberler doğruydu. Bakın; Necla Çarpan, koltuğunun altında bu kitap olduğu halde, 1960'dan 1980'e kadar kimlerle görüşebilmişti: “Senato Başkanı Kemal Arıburnu, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Sanayi ve Ticaret Bakanı Mesut Erez, Milli Eğitim Bakanı, Maliye Bakanı, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Jandarma Genel Komutanı, MİT Başkanı Fuat Doğu, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün Yaveri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Kemalettin Gökakın, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarı Avni Akyol, TRT Genel Müdürü Musa Öğün, Cezaevleri Genel Müdürü.” Necla Çarpan, bütün bu görüşmelerinde en büyük sorunun, “İlahî Nutuk” da dediği kitabının yeterince ilgi görmemesi olduğunu dile getirerek, eserinin devletçe toplu satın alınmasının “sorunu çözeceğini” anlatıyordu. Görüşmeler olumlu sonuç verecek ve “sorun çözülecekti.” Bu arada; ülkede esen “Çarpan rüzgârı”ndan İran Şahı Rıza Pehlevi de etkilenecek, kendisini Tahran'a davet edecek, ondan yüklüce kitap da satın alacaktı. Pehlevi'nin eşi Şahbanu ise kitabı Farsça'ya tercüme ettirecekti. Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş da, Çarpan'ı ülkesine davet eden bir başka isimdi.
Bir ara, merhum Alparslan Türkeş'le “evlenme niyetini” de izhar eden ancak Başbuğ'un yakın çevresinin -gayet doğal olarak- kendisini yaklaştırmaması nedeniyle meramını anlatma imkânı bulamayan Necla Çarpan, “kitabiyat”ına “Yeni Mesnevî”yi de katmıştı. “Tez” yine ayınıydı: Mevlana Hazretleri, ona “yeni bir Mesnevî” yazdırmıştı! Çarpan bu süreçte; bir ara üç ay hapis yatıp, sonra tıbbî müşahede altına alınmıştı. Necla Çarpan için Adlî Tıp'ın, “Demek ki Cenab-ı Hak isterse, bir insandan diğerini dinletebiliyormuş” minvalinde bir “rapor” yazması, Anadolu Ajansı'nın da Çarpan'la ilgili bazı haberlerinde, “Kemal Atatürk'ün ruhu ile temasta olduğu ilmen sabit görülen bayan medyum” diye sözetmesi ise olaydaki önemli iki “detay”dı. Bütün bu gelişmeleri yakından takip eden Örsan Öymen, Milliyet gazetesindeki 1 Ocak 1976 tarihli yazısında, Çarpan'ın üst düzey devlet yetkilileri ile görüşebilmesini eleştirerek, “Ben, Atatürk'le konuştuğunu ileri süren bu hanımefendiyle sosyal şizofreni dalının uğraşması gerekli diye düşünmüş ve gülüp geçmiştim. Gene de tanımıyorum ama tanıyanlar var” diyordu.
Tekrar doğuş anlamına gelen; ruhun öldükten sonra başka bir bedenden başka bir bedene, hayvana, bitkiye ya da tam tersi hayvandan ya da bitkiden insana geçmesine ilişkin batıl inancın adı reenkarnasyon. Tarih boyunca görülegelmiş; Eski Yunan'da felsefeci Eflatun'un sıkı müdafilerinden olduğu, Hindu ve Budistler'de de varolan tenasüh inancını İslâm şiddetle reddediyor. Kur'an-ı Kerim'de net bir şekilde reenkarnasyonun olmadığı, tekrar dirilmenin sadece Kıyamet Günü ve sadece bir kereye mahsus yaşanacağı yer alıyor.
Eski Başbakanlardan Tansu Çiller'in eşi Özer Çiller, yıllar önce reenkarnasyona inandığını söylemiş, ilaveten “bundan önceki hayatında Rus Çarı olduğunu” da deklare etmişti! Bay Çiller'in bu açıklaması o günlerde pek çok DYP milletvekilinin tepkisini çekmişti. Çiller ailesi ile yolsuzluk iddiaları ile dosya savaşına girişen dönemin ANAP Milletvekili Mehmet Seven de bu konuyu es geçmemiş; Özer Çiller'e, “Sayın Rus Çarı” hitabıyla başlayan bir mektup göndermişti. Özer Çiller cephesinde 2007 Nisan itibarıyla son durum ise Sabah'taki bir habere göre şu: Yirmiikinci göbekten torunu olduğunu söylediği Mevlana Celaleddin-î Rumî Hazretleriyle “konuştuğunu” iddia ediyor!






