Rasim Özdenören kırk yıl önce, bir yıl sonra

Âlim Kahraman
04:0016/07/2023, Pazar
G: 15/07/2023, Cumartesi
Yeni Şafak
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören

“İlk görüşmemizde Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Alaeddin Özdenören’i beraberce tanıdım. Rasim Özdenören’in üzerinde bir kot pantolon vardı. Hafta sonuydu galiba, evden geliyordu bu rahat kıyafetleriyle. Ben ise gerçek bir yazar ve şaire ilk defa bu kadar yakın olmanın heyecanı içindeydim. Onların bu gündelik halleri, doğal ve alçak gönüllü tavırları beni şaşırtıyor; tanımadan önce içimde yücelttiğim kişiliklerini sahih hale getirerek reel bir saygınlığa kavuşturuyordu.”

Rasim Özdenören’i Hakk’a uğurlayalı bir yıl oldu.

İnsan dünyada yaş aldıkça tanıklıkları artıyor. Aradan geçen on yıllarla beraber arkadan gelen kuşakların öne doğru yer değiştirdiğini, öndeki kuşakların ise birer birer, bir dönemeci dönerek bu dünyadan çekildiklerini görüyor. Bunlar sıralı olanlar.. Bir de ortalama insan ömrüne ulaşmadan ölenler, bize “vakitsiz” gibi görünen ölümler var. 1987 yılında, Cahit Zarifoğlu’nu kaybettiğimizde 47 yaşındaydı. Ani ve “genç” yaştaki ölümü hepimizi şaşkına çevirmiş, içimizdeki tazeliğini hiçbir zaman kaybetmemişti/kaybetmedi. Aralarında bir dostluk, edebiyat arkadaşlığı bulunan ve Zarifoğlu ismiyle beraber anılan diğer isimlerden Akif İnan’ı kaybettik ardından (2000), sonra Alaeddin Özdenören (2003), Erdem Bayazıt (2008) bizi bu dünyada bırakıp ebedî âleme göçtüler. Onları temsilen Rasim Özdenören kalmıştı aramızda; onu da geçen yıl, 82 yaşındayken uğurladık. Önümüzde bir nesil vardı, şimdi yok. Bir bakıma arkadan gelenlere, bizlere yol açtılar. Hem gidenlere hem onları izleyecek olan bizlere rahmetiyle muamele eylesin Rabbim. Ölüm kimseyi atlamamış bu zamana kadar, öyle birisi yok aramızda.

Rasim özdenören ve Cahit Zarifoğlu

ÖZDENÖREN İLE İLK TANIŞMA

1980 yılında -bir Ramazan günüydü- Ankara’da tanıdım Rasim Özdenören’i; Mavera dergisinin o sıralar Selanik Caddesi 52/27 numaradaki bürosunda. Sabah erkenden otobüsten inmiş (İstanbul’dan gelmiştim) hepsinden önce varmıştım bu adrese. Üç-dört katlı bir iş hanının en üst katıydı. Asansörle çıkılıyordu, iki oda bir salonlu, mutfağı banyosu bulunan bir daire gibi planlanmıştı. Büyük odalardan biri (salon diyelim buraya) ikiye ayrılmış, bir tarafta kitap ve dergi rafları, koliler bulunuyor; öbür kısım mescit olarak kullanılıyordu. Büro olarak kullanılan diğer odaydı. Girişte sağda Cahit Zarifoğlu’nun masası vardı, yanında küçük bir kitaplığıyla.. Öbür tarafa iki masa daha konulmuştu. Birinde Erdem Bayazıt oturur, diğeri serbest kullanılırdı. Rasim Özdenören veya Akif İnan gazete yazılarını yazarlardı orada. Girişte solda kalan duvarın önünde misafir koltukları vardı.

İlk görüşmemizde Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Alaeddin Özdenören’i beraberce tanıdım. O akşam iftardan sonra Mavera’nın hazırlanmakta olan hikaye özel sayısı için bir açıkoturum gerçekleştirilecekti. Beni de bunun için davet etmişlerdi.

Rasim Özdenören’in üzerinde bir kot pantolon vardı. Hafta sonuydu galiba, evden geliyordu bu rahat kıyafetleriyle. Ben ise gerçek bir yazar ve şaire ilk defa bu kadar yakın olmanın heyecanı içindeydim. Onların bu gündelik halleri, doğal ve alçak gönüllü tavırları beni şaşırtıyor; tanımadan önce içimde yücelttiğim kişiliklerini sahih hale getirerek reel bir saygınlığa kavuşturuyordu.

Bu ilk görüşmeden sonra, fırsat buldukça Ankara’ya onları ziyarete gittim. Büyük bir cömertlikle sundukları dostlukları beni onlara daha yakın kıldı. Bu durum 1983 yazında Mavera’nın Cahit Zarifoğlu’yla beraber İstanbul’a taşınmasından sonra da devam etti. Cahit Zarifoğlu’nun vefatından sonra, özü aynı kalmak üzere yeni bir bağlam kazandı. Rasim Özdenören’le konuşmalarımızda, onların 1962-1967 yılları arasında Sezai Karakoç’la benzer bir durumu yaşadıklarını öğrendim anlattıklarından. 1987’de, Mavera yayınını henüz sonlandırmadan biz, kendi kuşağımızdan arkadaşlarla kendi dergimizi, Yedi İklim’i kurduk (Yedi İklim’le yakın ilişkim; kurucu, yazar ve yayın kurulundan bir isim olarak, 1993 yılına kadar devam etti. Ben o yıl Üniversite’ye intisap ettim.)

Rasim Özdenören’in evinde Alim Kahraman Rasim Özdenören

BİRLİKTE GEÇEN YEDİ YIL

Özellikle Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu’yla beraber yürüdüğümüz yedi yıl (1980-1987) benim için çok verimli yıllar olarak geçti. O yıllardaki kazanımlarımın, önüme açılan ufukların ayrı bir değeri var. 2000’li yıllar, kalem verimlerim bakımından yeni bir dönem olarak görünüyor bugün gözüme. Sanki daha bağımsız ve kendi başıma kalem oynatmaya başlamıştım artık. Fakat o ilk dönemde Ankara’da geçen günlerin, Rasim Özdenören’le gece geç saatlere kadar süren sohbetlerimizin, Cahit Zarifoğlu’yla mektup-laşmamızın tadı hiç eksilmedi.

Diğer ağabeylerle olduğu gibi Rasim Özdenören’le de ilişkimiz kesintisiz devam etti. Eskisi kadar yüz yüze görüşmüyorduk, fakat telefonla, daha sonra internet üzerinden bu ilişki hep sürdü. 2007’de hakkında Işıyan Kelimeler adıyla bir kitap hazırlayıp yayımladım. Hece dergisini çıkarırken benden bazı istekleri oldu. Elimden geldiği kadar bunları yerine getirdim. Son hastalık günlerinin öncesine kadar sık olmasa da yazışıyorduk.

YÜZ YÜZE SON UZUN GÖRÜŞME

Yüz yüze son görüşmemiz Yüz Yüze Konuşmalar adlı bir proje için oldu. Hem yazılı -kitap- hem de görüntü -cd- olarak yayımlanan bu çalışmanın yüz yüze konuşma kısmının çekimleri için Ankara’ya gittim. 2018 yılı olabilir. Hece dergisinde bir araya geldik. Senin hatırın için kabul ettim, dedi. Yaşlılık halleri üzerine çökmüştü. Etrafında yapılan işlerden kolayca memnun olamıyordu. Hakkında yapılan çalışmalarla ilgili görüşlerini sordum, bir ara Birçok yazı yazılmıştı yıllar içinde; tezler hazırlanmış, kitaplar yayımlanmıştı. Baktım, onların hiçbirinden de tam memnun değil yazar. Konuşmamız bittikten sonra, eski günlerdeki gibi ‘Bize gidelim’, dedi; bunun o andaki gerçekleşme şartlarının zorluğunu düşünmeden. Bir süre sonra, sen bana bakma, kendi işine, programına bak, dedi.

Rasim Özdenören’den okuduğum ilk hikâye, Mavera’nın ilk sayısında (Aralık 1976) yayımlanan “Mor Sinekler” oldu. Fakülte üçüncü sınıftaydım. Hararetle Necip Fazıl okuduğum yıllardı. Fakültede ise Tanpınar sularında yüzüyorduk. Özdenören’i asıl izlemeye başladığım yıl 1977’dir. Yeni Devir gazetesindeki köşe yazılarının tiryakisi olmuştum kısa sürede. Bu yazma serüveni ölümüne kadar sürdü yazarın. Hem fikir hem üslup olarak onun yazılarından besleyici gıdalar aldım. Fakat bende, hikayeciliği hep birinci sırada oldu Özdenören’in.



#Edebiyat
#Yazar
#Eser