Yedi Güzel Adam; yeni güzel çığır

Yusuf Genç
00:0022/05/2014, Perşembe
G: 21/05/2014, Çarşamba
Yeni Şafak
Yedi Güzel Adam; yeni güzel çığır
Yedi Güzel Adam; yeni güzel çığır

Yedi Güzel Adam dizisiyle birlikte gözler yeniden Türk edebiyat ve düşüncesinin dev isimlerine çevrildi. Eskiden beri kim oldukları tartışılan Yedi Güzel Adam'ın yeniden tartışmaya açılmasına ve genç kuşaklar tarafından bu isimlerin tanınmasına imkân sağladı. Televizyonun da dâhil olduğu sahne dünyası, ne kadar iyi niyetle de yola çıksa, başka kaygıları dolayısıyla asıl olanı ıskalama konusunda mahirdir. Açtığı tartışma ve yeniden gündeme gelmesine vesile olduğu isimler dolayısıyla Yedi Güzel Adam dizisi teşekkürü hak etse de bahsi geçen isimlere ve 'Tek Güzel Adam' olan Sezai Karakoç başta olmak üzere tüm Yedi Güzel Adamlar'a eserlerine giderek ve daha derinlemesine yaklaşmak gerekiyor.

Eskiden beri yaşadığımız tartışmadır Yedi Güzel Adam'ın kim olduğu meselesi. Artık tam anlamıyla bir edebiyat efsanesinden söz ediyoruz. Belli ve sabit bir yedi kişiden söz etmediğimizi belirtmekte yarar var. Yedi rakamı bir imge.

TÜRK EDEBİYATI'NIN YEDİ GÜZEL ADAM'I VERSUS MAVERA'NIN YEDİ GÜZEL ADAM'I

Yedi uyurlar, yediler, yedi güzel adamlar. Şahitlik edenlerin de her vesileyle ifade ettiği üzere farklı Yedi'lerden söz edebiliyoruz. Türk Edebiyatı'nın Yedi Güzel Adam'ı ve Mavera'nın Yedi Güzel Adam'ı en bilinenleri. İlk kez, Yedi Güzel Adam şiirini Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç'a ithaf ederek yayınlıyor. Bu anlamda ilk Yedi Güzel Adam'ın yedisi birden Sezai Karakoç'tur. Yedi Güzel Adam'ın hayatta olan iki kişisinden biri olan Rasim Özdenören'in de ifade ettiği bir Yedi Güzel Adam var. Buna göre, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Akif İnan, Erdem Bayazıt ve Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören'in aktardığı Yedi Güzel Adam.

Yedi Güzel Adam meselesinde istisnasız herkesin üzerinde hemfikir olduğu en önemli başlık ise güzel adamların tamamının ortak büyüğünün Üstad Necip Fazıl Kısakürek olması. İsimler farklılaşsa da gerek Mavera'nın gerekse de genel olarak Türk Edebiyatı'nın Yedi Güzel Adam'ının tamamının yol göstericisi ve öğretmeni Necip Fazıl. Üstad Kısakürek hem çıkardığı dergilerle hem de başka vesilelerle Türkiye'nin bütününü etkileyen bu isimlerin düşünce ve sanat hayatlarına doğrudan etki etmiş, Cahit Zarifoğlu'nun deyişiyle müt-hiş bir isimdi.

80 KUŞAĞI KALEMLERİNİ GÜZEL ADAMLARA BORÇLU
TURAN KARATAŞ:
'Yedi Güzel Adam'ın isim babası Cahit Zarifoğlu hariç, diğerleriyle büyük bir talih eseri şahsen tanıştım, görüştüm, konuştum. Bir ikisiyle konuşmaklığımız daha uzun sürdü, sürmektedir. Rahmetli Erdem Bayazıt'la 2007'de Sapanca Şiir Akşamları vesilesiyle bir araya geldiğimizde; rüzgârlı bir akşamüstü, dalgın suya bakarak, ölümü duyan bir hassasiyetle, öksürüklerin fasıla verdirdiği konuşmasıyla yaklaşık üç saat boyunca, Sezai Beyle ilişkileri bağlamında, anlattıklarından epeyce etkilendiğimi hatırlıyorum.

'Hoca' demişti, 'bunları dinle ve kaydet, bir gün lazım olur. Edebiyat tarihine bir dipnot yahut derkenar olarak kaydedersin' demişti. Anlattıklarını, hemen ertesi gün, aklımda kaldığı kadarıyla kaydettim ve şimdilik bende duruyor. Vadesi geldiğinde kaleme de gelir.  Şunu bir vefa borcu kabilinden hassaten belirtmek isterim. Bizim nesil, bilhassa benim gibi Anadolu'da büyüyüp okuyan dindar, muhafazakâr 80 kuşağı, varsa edebî zevkini, sanat beğenisini hatta bilgisini bu öncü kalemlere borçludur büyük oranda. Ben şahsen ilk ciddi, edebi okumalarımı, ideolojik bilincimi Mavera dergisinin 79, 80 yıllarında çıkan nüshalarındaki ürünlere, yine aynı yıllarda hemen aynı yazarların Yeni Devir gazetesindeki yazılarına borçluyum.'

DİRİLİŞİN MEŞALESİNİ ÖNCE SEZAİ KARAKOÇ ATEŞLEDİ
ŞABAN ABAK:
'İçinde yaşadığımız çağın adı 'Diriliş Çağı'dır ve 21'inci yüzyıl, İslam Milleti'nin ve İslam Medeniyetinin Diriliş Yüzyılı olacaktır. Üstad Necip Fazıl'ın 'Tohum saç, bitmezse toprak utansın!' haykırışyla -hamdolsun- yeşerip filizlenmiş, ruhta, inançta, düşünce ve sanatta diriliş capcanlı bir nabız gibi duyulmaktadır bugün. Büyük Doğu ilk kez 1943'te çıktı ama asıl etkili dönemi 1949'da başladı. Sezai Karakoç o sırada Gaziantep'te parasız yatılı lise son sınıf öğrencisiydi ve derhal bir mektup yazıp şiir gönderdi. Bu Karakoç'un henüz 17 yaşındayken Büyük Doğu'da yayımlanmış ilk şiiridir. Yepyeni bir çağı haber veren 'Diriliş' dergisi ise Nisan 1960'da yayımlanmaya başladı. Yazı kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Şevket Eygi, Kadir Mısıroğlu, Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu, Nevzat Yalçıntaş, Gökhan Evliyaoğlu ve Sait Mutlu.

İslam Birliği, İslam Ortak Pazarı, ortak para birimi gibi kavramların Türkiye'de ilk kez kullanıldığı ünlü kitabı 'İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü' 1967'de Ötüker yayınlarınca basıldı. Ardından Sütun ve 1968'de 'İslam'ın Dirilişi' basıldı. Hepsi hakkında dava açıldı, 'bilmez kişiler'den oluşan bilirkişi raporlarıyla yasaklanıp toplatıldı. Diriliş dergisi büyük baskılar sonucu yayınına ara verdi. Başlıca yazarları Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Erol Güngör, İsmail Kıllıoğlu, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Ebubekir Eroğlu, Cahit Koytak, Sedat Umran, Rasim Özdenören, Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, Ahmet Yücel, Kâmil Öztürk ve Alaaddin Özdenören. Cahit Bey'in Sezai Karakoç'a ithaf ettiği ve esasen Kur'an-ı Kerim'deki 'ashab-ı kehf'i anlattığı 'Yedi Güzel Adam' şiiri de bu dönemde Diriliş'te yayımlandı.

ÖNCE DİRİLİŞ VARDI

Diriliş'in ara verdiği bir sırada 1969'da Nuri Pakdil hemen hemen aynı yazarlarla Edebiyat'ı çıkardı. 1974'te Erbakan-Ecevit koalisyon hükümeti kurulunca bazı genç yazarlar Edebiyat'tan ayrılarak 'Milli Gazete' ve 'Yeni Devir' gazetelerinde yazmaya, ardından 1976'da Mavera dergisini çıkarmaya başladılar. Ancak Edebiyat 1985'e kadar 15 yıl yayımlandı. Diriliş ise son ve altın çağını 1988-1992 arası haftalık çıktığı dönemde yaşadı ki benim kuşağım bu son dönemin abonesiydi. Kim hangi yıl doğdu, bir fikir veya bir sanat görüşü 'ilk kez' hangi dergide hangi tarihte kim tarafından seslendirildi gibi hususlarda tarihlere dikkat ederek tabloyu okursak, kişileri ve olayları doğru zemine oturtmak kolaylaşır. O zaman mesela tohumla ağacı birbirine karıştırmaz, öncü ile takipçiyi aynı şey sanma yanılgısına da düşmeyiz.'

YERİNE BAŞKASI KONULAMAZ KİTAPLAR YAZDI
N. AHMET ÖZALP:

'Yedi Güzel Adam'ın merkezi kişiliği Nuri Pakdil'in yaşamı gibi yazısı da kelime-i tevhitle aynı mantık üzerine kuruludur. Bilindiği gibi kelime-i tevhit nefy (ret) ve ispat (kabul/tanıklık) bölümlerinden oluşur. Gerçek inanca varabilmek için öncelikle onun karşıtının reddi gerekir. Ancak retle arınan insan kabul ya da tanıklığın yapısını kurabilir. Pakdil'in yazılarında reddin öncelikli nesnesi, başta 23 karşı devrimiyle egemen olan tek parti faşizminin yabancılaştırıcı, kimliksizleştirici, kişiliksizleştirici, onursuzlaştırıcı uygulamaları olmak üzere tüm dünyadaki zulüm ve sömürüdür. Kabul ya da tanıklığını da Kur'an'ın biçimlendirdiği, insanı önceleyen, emeğin kutsal sayıldığı, adaletin egemen olduğu evrensel İslam uygarlığı oluşturur. Bu ret ve kabul devrimci, savaşçı ve evrensel bir ruh verir Pakdil yazısına. Çünkü Kur'an bir devrim bildirisidir. Çünkü her çeşidiyle zulmün ve sömürünün yok edilmesi için gelmiştir. Çünkü belli bir toplum ve zamanla sınırlı olarak değil, bütün zamanlar için ve tüm insanlık için gelmiştir. Pakdil yazısını benzersiz kılan yönlerinden biri de kuşkusuz onun dili ve anlatımıdır.

Sanatçı kimliği de burada çıkmaktadır ortaya. 'Yüzde yüz estetik' ilkesi, onun yazısının biçimsel yapısını belirler. Bu nedenle dili, anlatımı ve diğer biçimsel özellikleriyle eşsiz, yalnız kendine özgü metinler sunar okura. Ülkemizde tek parti faşizmi, kimi mevzilerden çekilse de başta eğitim olmak üzere birçok alanda ideolojik egemenliğini sürdürmektedir. Dünyada, en çok da Orta Doğu'da zulüm ve sömürü şiddetini artırarak devam etmektedir.

Bu egemenliğe son vererek uygarlığımızın yeniden inşasını sağlayacak atılım, ancak Pakdil'in bir devrim meşalesi gibi önümüzü aydınlatan metinleriyle beslenmiş, donanmış, bilinçlenmiş, arınmış ve bilenmiş insanlarca gerçekleştirilebilir. Pakdil'in kitapları, ülkesi, insanı, Orta Doğu, tüm dünya ve bütün insanlık adına en küçük bir kaygı taşıyan vicdanlar için vazgeçilemez, yerine başkası konulamaz kitaplardır. '

ANADOLU'NUN ÇOCUKLARI ONLARA ÖZENDİ
BERAT DEMİRCİ:
'On dokuz yaşından gün almıştım, Mavera Dergisi'ni tanıdığımda. Sivas MTTB başkanı idim ve atladım Ankara'ya gittim… Maraş'ta görev yapan amcam Erdem Bayazıt ile ahbaptı, selamını götürdüm. Hoşbeşten sonra hemen Sivas'a davet ettim ve o da hemen kabul etti… MTTB'nin mütevazı salonunda Erdem ağabey muhabbet etti, meydan hatibi değil idi; sohbet adamıydı… Şehrin entelektüelini toplamıştık, kendisi öyle istedi ve bir öğretmen gibi tahtanın önüne geçti ve ders anlatır gibi anlattı. Derin konuşuyordu, içtendi. Sonra Sivas'a çokça geldi, hiçbir daveti geri çevirmedi. Ben de Ankara'ya sık giderdim ve derginin yazıhanesinde vaktimi geçirirdim. Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Akif İnan, Alaaddin Özdenören ile de tanışıklığı ilerlettim. Cahit ağabeyi Sivas'a çağırdım gelmedi, Rasim Bey o işlere bakmazdı; Akif İnan ise geldi ve arkasından Anadolu'ya çıktığında yol geçirirdi. Son görüşmemizde Hafik Gölü'ne gitmiş, balık yemiştik; bol bol türkü söylemiştik. Çok tatlı sohbetlerimiz, hatıralarımız olmuştu istisnasız hepsi ile… Rasim Özdenören hariç diğer dördü rahmetli oldu… Hepsine rahmet diliyorum… Bu isimlerin ve Mavera'nın benim için hususi yönüne gelince… İlk şiirlerim Mavera'da yayınlandı.

Cahit ağabey, benim müstear isimle yazdığım ve 'Gurbet Şiirleri' seçkisinde yayınlanan bir şiirimi konu eden bir yazı yazmıştı Vedat Can imzasıyla… Mavera, Anadolu'ya yönelikti ve sevilmişti… Bu ağabeylerimizi de çok sevmiştik. Onlara özenerek Sivas'ta Gurbet dergisini çıkarmıştık… Erdem Bayazıt ile nasip imiş göçmeden bir müddet önce Sivas'ta bir şiir gecesi münasebetiyle görüştük, kucaklaştık; nefesi daha yumuşamıştı. 'Çeyrek asırlık dostum!' diyerek, muhabbetle kucaklamıştı. Sonra rahatsızlanınca telefon etti ve helallik diledi. Öyle göçtü gitti. Erdem ağabeyin kardeşi Ahmet Bayazıt'ı da rahmetle anıyorum bu vesileyle, kuşak olarak bize daha yakın idi; meydan yeri onu çok tanımaz; bilge, sanatçı bir kişilik ve samimi bir mümin idi…