İki ayda bir yayınlanan siyaset ve sosyal bilim dergisi Tezkire, çokça kafa karıştıran, sağlıklı bir açılım ve anlatımı gerektiren bir konuyu 'Tarih Bilinci' konusunu yetkin imzalarla masaya yatırıyor
İki ayda bir yayınlanan siyaset ve sosyal bilim dergisi Tezkire, son sayısında herkesin kafasını çokça karıştıran bir konuyu kapağına taşıyor. 'Tarih bilinci' konusunu, kendi alanlarında yetkin isimlerin doyurucu makaleleriyle birlikte etraflıca işliyor.
'İroni' ve 'temsil' kavramlarının tarih yazımı ve tarih bilinciyle olan ilişkisini irdeleyen Murat Güzel, makalesinde Fukuyama'nın 'tarih sonu' tezinden yola çıkıyor. Siyasal bir örnek olarak Türk tarih tezini ele alan Güzel, Cumhuriyet dönemi modernleşme çabasınının nasıl toplumsal bir krize dönüştüğünü anlatıyor.
"...Bir yanda erişilmesi istenen bir 'muasır medeniyetler seviyesi' vardır, öte yanda toplumsal tortulaşma olarak bu hedefe ulaşmayı engelleyen, bizi 'geri bırak(tır)an', olumsuz ve olumsuz olduğu kadar da hayali bir mazi... Ama aynı mazi, 'muasır medeniyetler seviyesi'ne ulaşmamız için 'muhtaç olduğumuz kudreti asil kanımızda mevcut' olarak bulmamızı doğruluyan bir mazi olarak da kurgulanabilir aynı hayallilik niteliğine yaslanılarak. Böylelikle muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmek için sürdürülmesi gereken mücadele bir nevi 'Türk'ün ateşle imtihanı'ndan çıkarak, kendisine karşı verdiği savaşa dönüşür. Türk toplumunun bir parçası sürekli diğeriyle bir mücadeleye tutuşmuştur. Türk tarih tezinin bu ikili karakterinde gözlemlenen 'simgesel bölünme' bugünkü Türk toplumsallığının 'krizi'ni karakterize eder."
Küreselleşmenin tarih bilinci üzerindeki etkisini inceleyen Yasin Aktay, tarihin insanlara, eskisi gibi ortak bir duygu ve paylaşım hissi uyandırmadığı kanısında. "Dün tarih galiplerin tarihiydi, bugün dünya (globe) egemenlerin dünyası olmayı sürdürüyor" diyen Aktay'a göre tarih ve toplumsallık arasında sıkı bir ilişki bulunuyor: "Tarihin birincil koşulu toplumsallıktır; bir ortak yaşama kültürüne sahip insanların üzerinde uzlaştıkları bir geçmiş algısıdır. Bu algı asla geçmişin nesnel bilgisinin bir ifadesi değildir. Tarih bilgisinin artık iyice bilinen tabiatı gereği nesnel olamaz da. Bir toplumun varolma momentlerinden biri, o toplumun ihtiyaç duyduğu bir ortak geçmiş hikayesidir, belli insan gruplarının birbirleriyle münasebetlerini temellendirebildikleri, biradalıklarını belli bir geçmişe ve hukuka dayandırabildikleri bir hikaye".
Armando Salvatore, Murat Kayacan'ın Türkçeleştirdiği yazısında, Çağdaş Arap Düşüncesi'nin son dönemlerdeki en önemli iki temsilcisi olan H. Hanefi ve Cabiri'nin, İslâm geleneğinin rasyonel otantikleştirilmesi konusundaki görüşlerini, 'evrensel referans çerçevesi' ve 'entellektüel fark' kavramları ekseninde inceliyor.
1980'li yılardaki Arap entelletüel söyleminin genel bir teşhisini yapan Salvatore'nin yazısının ardından Şevket Kozan, ünlü oryantalistlerin İslâm dünyasına atfen ortaya attığı 'tarih bilinci yoksunluğu' iddiasının içeriğini sorguluyor. Kozan, yazısında İslâm'ın tarih bilincinden yoksun olduğu savlarının oryantalistlerin kurgulaması olduğunu ve tarih bilinci kavramının da zaten böyle oryantalizm kokan tezlere zemin hazırlamak için ortaya atıldığına işaret ediyor.
Zamansallık ve rivayetselliğin, tarihsel bilincin gerçekliği algılama tarzının iki temel formu olduğunu ileri süren Burhaneddin Tatar, çeşitli felsefecilerin konu hakkındaki yaklaşımlarını değerlendirerek bu iddiasını temellendirmeye çalışıyor.
"Batının ilericilikle nasıl özdeşleştirildiğini anlayabilmek için Batı'nın oluşturmuş olduğu söylemlere bakmakta fayda vardır" diyen Şerif Esendemir, 'modernlik' kapsamında yapılan tartışmalardan yola çıkarak 'tarih ve bilinç' konusunu açımlıyor. Modernliğin bir zaman kategorisi olarak nasıl bir söyleme dönüştüğünü inceleyen Esendemir, 'tarih'in kavramını Bergson ve Deleuze'un görüşleri çerçevesinde tanımlıyor.
Şinasi Gündüz, Cem Uzun, Ercan Şen, Talal Asad, Mucahit Bilici, Alain Finkielkraut ve Emmanuel Levinas dergiye yazılarıyla katkıda bulunan diğer isimler arasında yer alıyor.







