Bir Kur'an şairi

Zeki Bulduk
00:0027/06/2000, Salı
G: 15/05/2014, Perşembe
Yeni Şafak
Bir Kur'an şairi
Bir Kur'an şairi

Dücane Cündioğlu'nun, İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un tamamlamadığı Kur'an-ı Kerim tercümesi üzerine hazırladığı "Bir Kur'an Şairi' isimli çalışması yayımlandı.

Bu ülkede önce 'İstiklâl Marşı Şairi' olarak bilinir M. Akif. İkinci safhada Muasırlaşmak-Medenîleşmek-İslâmlaşmak üçgeni etrafında Sebil-Reşad dergisi çevresinde tanınır. Abduh-Efgani ve diğer ıslahatçı düşünürlerden etkilenip-etkilenmediği kanaatleri çevresinde değerlendirilir. Son merhalede sürgün, üzgün, hakkı gaspedilmiş bir vatanperver olarak görülür. Bu ayırımlara giderken eseri-Safahat-ekseninde söz söylemediğimiz bellidir. Zira Safahat bir kült kitap olarak, tıpkı Mesnevî gibi zamanın bölündüğü bir döneme aittir.

Cılız kafaların 'baytar' diye alaya aldıkları bir şairin, bir büyük ümmete mersiyesidir. Akif'i tanıyanlar son kertede onun bir büyük mustarip ve Kur'an alimi (kurra) olduğunu bilirler. Bu sebepledir ki, Dücane Cündioğlu'nun büyük bir emekle, Birun Yayınları'nın da temiz çalışmasıyla ortaya koydukları 'Bir Kur'an Şâiri/Mehmed Akif ve Kur'an Meali' isimli çalışma M. Akif'in asıl kimliğine ve çok bilinmeyen (ama çok konuşulan) eserine dair bilgileri gözler önüne seriyor.

M. Akif için zor bir tercih olmuştu, Diyanet'in ona Kur'an Tercümesi mesuliyetini vermesi. Zira İstiklal Harbi'ni destanlaştırmak ve de Huccetu'l Veda adlı bir eserde Peygamberimiz'in Veda Hutbesi'ni edebî bir abide olarak kelama dökmek istiyordu. Ömrü vefa ederse de Selahaddin-i Eyyubi'nin portresini çıkarmayı düşünüyordu. (Bu tasarıları merhum gerçekleştiremedi, lakin Ömer Rıza Doğrul onun ithamıyla birçok eser kaleme aldı.)

Yapmak istediklerinin yanında ilahî kelamı Türkçeye aktarmanın mesuliyeti ve de hata yapma korkusu Akif'i Kur'an Tercemesi yapmaktan uzak tutuyordu. Ancak şu var ki Kur'an'a hürmet edememe düşüncesi bu duyarlı şairin elini kolunu bağlamış; diğer eser çalışmalarına da el sürememiştir. Hakkaniyet sahibi M. Akif, aldığı avansı da zamanla Diyanet Riyasetine geri yollamış ve tamamlanamayan eser/terceme adeta efsaneleşmiştir.

Akif'i sevenler de sevmeyenler de üzülmüşlerdir bu eserin 'kayıplığına.' Zira sevenler tercümenin Arapça aslına/anlamına vakıf olduğunu bildiklerinden; sevmeyenler ise zamanla Türkçe ibadetin yasalaşırsa böyle bir tercüme sayesinde ayakta kalacağını düşündüklerinden üzülmüşlerdir.

Öyle ki hem Arapçaya hem de Türkçeye vakıf, Safahat gibi bir eserin yazarı albetteki ahenkten ve de sözün vuruculuğundan bihaber tercüme yapamayacaktı.

Mustarip şair

Mustarip ki, eseri de mustarip olmuştur gönüllü sürgün yıllarında. Ancak şu var ki M. Akif'in sürgünü inanan yüreklerde sürgün vermiştir. Süleyman Nazif: "Eğer Allah, Kur'an'ı Türkçe inzâl etseydi, Akif'in lisanıyla inzâl buyururdu" demiş. Eşref Edip de tercüme için: "Bir şiir gibi senelerce üzerinde işlenmiş, hiçbir tarafında, hiçbir noktasında hiçbir pürüz kalmamış. Su gibi akıyor, bir çağlayan gibi gönülleri heyecana veriyor" der... Sanırım tercüme yaptığı dönemde Mesnevî'siyle gönül yoldaşı olan Mevlana'nın yarenliği de M. Akif'in dilini diri kılmıştır. Dücane Cündioğlu'nun hazırladığı kitapta tercüme metinlerin yanında M. Akif'in hayatı, meâl ekseninde gerçekleşen hadiseler, dönemin önemli olay ve kararlarıyla birlikte verilmiş.