Zekat vererek mutlu olmak

Esmanur Hangül
04:0025/03/2023, Cumartesi
G: 25/03/2023, Cumartesi
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Enbiya Yıldırım

Allah Teâlâ Müslümanların hem birey hem de toplum olarak ruh ve vücut sağlıklarını korumaları, dengeli ve huzurlu bir yaşam sürmeleri için bazı emirler vermiştir. Bu emirlerin bir kısmı, namazda olduğu gibi, insanların bedenine; bir kısmı da zekat ve sadakada olduğu gibi, maddî imkanlarına yöneliktir. Keza kısmı da, hac da olduğu gibi, hem bedenlerine hem de yeterli maddî güce sahip olmalarına bağlıdır.

Şu bir gerçektir ki, Rabbimiz insanın neye muhtaç olduğunu ve neleri yaparsa hayatı en mutlu şekilde geçireceğini, toplumun huzura ereceğini bildiğinden dolayı yapılmasını istediği hususları hayatın tüm alanlarına yaymıştır. İnsanın da, gerçek anlamda mutlu olabilmesi ve rabbiyle barışık bir hayat sürebilmesi için, bu buyrukları ayrıma tabi tutmaksızın yerine getirmeye çalışması gerekir. Bu yüzdendir ki, Allah katından gelen emirlerde sınıflamaya gidilemez. Kaldı ki, bu emirlere uymanın faydalarını yine insanın kendisi görür. Akıllı ve düşünen bir kimse ise kendi yararına ve mutluluğuna olan bir şeyi elinin tersiyle itmez ve onu yapmaktan kaçınmaz.

Buyruk Allah katından geldikten sonra bir kısmını yaparım, bir bölümünü terk ederim demek olmadığından bedenimize hitap eden namaz ve oruç gibi ibadetler nasıl Allah’ın bir buyruğu ise, nasıl ifa edilmeleri zaruri ise, Allah Teâlâ’nın diğer buyrukları da aynıdır. Maddî durumu yerinde olan ve şartlarını taşıyan kimsenin hacca gitmesinin farz olması bu yüzdendir. Aynı şekilde zekât vermek de farzdır. Allah’ın fermanı olması açısından bakıldığında namaz kılmak ile zekâtı vermek arasında bir fark yoktur. Her ikisi de Allah’ın emridir. Dolayısıyla Rabbe yakınlık ve güzel kul olabilmek için her bir emrini yerine getirmek gerekmektedir. Nitekim pek çok ayette zekât emredilmektedir. Bunun yanında namaz emri zekat emriyle birlikte tam yirmi yedi yerde geçmektedir. Üzerinde bu kadar durulması, bir anlamda önemini de göstermiş olmaktadır. Örneğin bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, onların mükâfatları rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.”(Bakara, 277)

Hz. Peygamber de bu hususa vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır: “İslam dini beş temel üzerine kurulmuştur: Kelime-i şehadet, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.”(Buhârî, İman, 37)

O halde, kulluğun tamam olabilmesi için insanın Rabbimizin her bir emrini yerine getirmesi gerekmektedir. Bedenine, malî imkanlarına veya ikisine birden hitap eden buyrukları bir ayrıma tabi tutmaksızın îfâ etmeye koşmalıdır. Çünkü bunlar bir bütünün parçalarıdır. Her bir parça yerli yerine konmalıdır ki bütün meydana gelsin ve insan Allah katında dört dörtlük bir Müslüman olsun.

Zekat ibadetine gelince, maddî durumu yerinde olan müminlerin kulluk görevlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Edâsı çok büyük fedakârlık ister. Bu nedenle zekat ibadetini gerçekleştiren insanın Allah’a imanı çok güçlüdür. Zira Allah’ın emri olmasa, kazandığı para tamamen kendisine ait olduğundan bundan birilerine bir şey vermesini gerektirecek bir durum yoktur. Sonuçta kendi kazancıdır. İsterse başkalarına ikramda bulunur, istemezse sadece kendisine saklar. Onu zorlayan biri yoktur. Ayrıca eli cebe atmak insanların en zorlandığı fiildir. Bu nedenle insan sırf Allah’ın buyruğudur diyerek zekatını veriyorsa gerçekten iyi bir Müslümandır, imanı sağlamdır. Rabbine o kadar güvenmektedir ki, infâkının malını eksiltmeyeceğini ve verdiğinden daha fazlasının ona ihsan edileceğini bilmektedir. Rabbinin şu iki buyruğuna olan güveni tamdır: “Allah faizi eritir. Sadakaları verilen malları ise artırır.” (Bakara, 276)

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte sevaplarını kat kat arttıranlar onlardır.” (Rûm, 39) Böylece belki de hiç tanımadığı veya ömrü boyunca bir daha göremeyeceği birilerine kazancının belli bir kısmını hiç yüksünmeden sunar.

Zekatı veren mümin şöyle düşünür: “Kardeşlerimden biri maddî olarak dara düştüğü zaman, onun yardımına ilk koşacak olan benim. Sıkıntı çekmesini, imkansızlık yüzünden perişan olmasını istemem. Çünkü onun kederi benim de kederimdir. Maddî imkansızlıklar yüzünden en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığını, evindeki huzurunun tamamen kaçtığını öğrendiğimde benim de tüm neşem kaçar. Bu nedenle yardımına hemen koşarım. Kaldı ki Allah Teâlâ “Müslümanlar kardeştir” buyurmakta (Hucurât, 1), tüm müminlerin aynı anne babanın çocukları gibi olmasını istemektedir. Bu durumda, anne-baba bir kardeşim sıkıntıya düştüğünde nasıl endişeye kapılıyor ve sıkıntısını gidermek için koşuyorsam, diğer mümin kardeşlerim için de aynı çabayı göstermek durumundayım. Bu yüzden zekat, mümin kardeşlerimin sıkıntılarını kaldırmak adına benim için büyük bir fırsattır. Hele de deprem felaketinin yaşandığı şu dönemde.

#ramazan
#emir
#müslüman
#fayda
#buyruk
#zekat
#Enbiya Yıldırım
#namaz