Bilgisayar oyunundan uyarlama 23'üncü yüzyıl fantazisi
MUTANT GÜNLÜKLERİ / The Mutant Chronicles
2008, ABD yapımı
Bilim-Kurgu Serüveni / 111 Dakika
Simon Hunter
Thomas Jane, Ron Pearlman, John Malkovich, Anna Walton, Benno Fürmann, Sean Pertwee, Devon Aoki
Amerikan İngilizcesi / Türkçe altyazılı
Tiglon Film
Tiglon Film
Bir kaç bölümünde sert bilim-kurgusal şiddet gösterileri, yanısıra da kısa süreli bir cinsellik/çıplaklık ve argo diyaloglar içermektedir. İlköğretim çağı çocukları ve aşırı şiddetten hoşlanmayan izleyici profili için uygun değildir.
* * ½
Dünyamız 23'üncü yüzyılda iyice tekinsiz bir yere dönüşmüş ve gezegenin her köşesini, geçmişteki bazı sapkın bilimsel deneylerin sonucunda ortaya çıkmış bulunan zombi benzeri vahşi yaratıklar kaplamıştır. Binbaşı Mitch Hunter (Thomas Jane) “ölü mutantlar” adı verilen bu insanımsı yaratıkları yok etmek için kıyasıya bir mücadele içindeki askerî birliklerin başındadır. Öte yandan, Samuel Kardeş (Ron Pearlman) adlı rahip de yine aynı yaratıklara karşı mücadele eden dinsel bir örgütün liderliğini yapmaktadır. 23'üncü yüzyılın dünyasında küresel yönetim, dev şirketlerin oluşturduğu bir “Konsey”in eline geçmiştir ve bu topluluğun başkanı da insanlığın değil yalnızca ekibinin çıkarları doğrultusunda hareket eden Constantin (John Malkovich) adlı bir para babasıdır.
Popüler bir bilgisayar oyunundan beyazperdeye uyarlanan “Mutant Günlükleri”, film dağıtım sisteminde zaman zaman gözlenen ilginç düzenlemelerden biriyle, anavatanı ABD'den aylar önce Türkiye'de gösterime giriyor. Rusya, İngiltere, Yunanistan, Kanada ve Filipinler gibi bazı ülkelerde daha geçen yaz ortasında izleyiciyle buluşan, Brezilya gibi ülkelerde ise salonlara hiç uğramadan doğrudan DVD'si basılan bu yapıtın ABD gösterim tarihi ise 24 Nisan 2009 olarak gözükmekte…
“Mutant Günlükleri”nin, kalburüstü oyuncu kadrosu ve yüksek teknik kalibresine bakıldığında, salt DVD piyasası ya da kablolu kanallar için üretilen B-kalite bilim-kurgu gösterilerinden biri olmadığı açıkça meydanda. O nedenle, yönetmen Simon Hunter'ın bu gösterişli serüvenine kendi ülkesinde neden bu şekilde üvey evlat muamelesi yapıldığını doğrusu tam olarak anlayabilmiş değiliz. Öğrenebildiğimiz kadarıyla, film henüz beyazperdeye yansımadan ABD'nin ünlü “Bilim-Kurgu Kanalı”nda (Sci-Fi Channel) gösterime sunularak, sinema salonlarındaki olası şansı da zaten büyük ölçüde öldürülmüş durumda; bu yüzden de önümüzdeki baharda yapılacak olan sinema gösteriminin sırf yönetmenin egosunu bastırmak amaçlı olduğu düşünülebilir.
“Terminator” serisinden bu yana iyice ıcığı cıcığı çıkartılmış olan “karamsar bir gelecek tasavvuru”yla bezeli bilim-kurgu filmlerinin, bu saatten sonra anılan türün kronolojisine öyle çok da özgün parçalar ekleme şansı bulunmuyor. Çünkü, fütüristik hayallerin bir sınırı var ve Hollywood senaristleri artık o sınıra iyice dayanmış durumdalar. Ancak, “Mutant Günlükleri”, söz konusu alandaki filmlerin genel bayatlığına karşılık, usta aktör John Malkovich ve 80'lerin kült dizisi “Güzel ve Çirkin”deki aslan görünümlü makyajından bu yana yamuk yumuk suratlı sinemasal karakterleri âdeta tapulamış durumdaki Ron Pearlman başta olmak üzere, sağlam oyuncu kadrosu ve etkileyici görsel efektleriyle yine de beyazperdede rahatlıkla izlenebilecek (bana kalırsa özellikle de orada izlenmesi gereken) ilginç bir gösteri. Ancak, elbette ki bütün bu ses ve görüntü cümbüşüne, yanısıra da içerdiği yoğun şiddete tahammül edebilen, türün sert diline yeterince alışkın izleyiciler tarafından…
'Uçak kazası' arka fonunun üzerinde bir psikolojik drama
2008, ABD yapımı
Psikolojik-Gerilim / 100 Dakika
Rodrigo Garcia
Anne Hathaway, Patrick Wilson, Andre Braugher, Dianne Wiest, David Morse, William B. Davis
Amerikan İngilizcesi / Türkçe altyazılı
Fida Film
Warner Bros.
Bir kaç bölümünde (uçak kazası ana temasıyla ilişkili) ürkütücü görüntüler içermektedir. İlköğretim çağı çocukları ve şiddetten hoşlanmayan izleyici profili için uygun değildir.
* * ½
Genç terapist Claire Summers (Anne Hathaway), hocası Perry (Andre Braugher) tarafından, korkunç bir uçak kazasından sağ kurtulan beş yolcuya danışmanlık yapmakla görevlendirilir. Zor bir görevi üstlenen Claire'in yaşadığı meslekî gerilim, kendisine uzattığı yardım elini reddeden ve kazazede konumunu sömürerek ona açık açık kur yapan Eric ile (Patrick Wilson) karşılaştığında daha da artar. Claire, bu sırnaşık yolcuyla arasında mesleğinin gerektirdiği ahlâkî mesafeyi korumaya çabalarken, diğer hastalar ise kazaya dair -havayolları şirketinin resmî açıklamalarıyla çelişen- bazı ayrıntıları anımsamak için mücadele vermektedirler. Havada gerçekleşen olası bir patlamayla ilgili anıları su yüzüne çıkmaya başladığında, olayın hayatta kalan son tanıkları gizemli bir şekilde ortadan kaybolmaya başlar. Ardarda gerçekleşen bu kayboluşlar üzerine Claire de kazada havayolu şirketinin parmağı olabileceği fikrine kapılır. Gerçeği açığa çıkarmaya kararlı olan bayan terapistin içine çekildiği komplo ve hastası Eric ile giderek derinleşen ilişkisi, kaderin acı bir oyunu sonucunda gitgide birbirine karışacaktır.
“Yolcular”, daha ziyade Amerikan televizyon dizilerinde üstlendiği senaristlik ve yönetmenliklerle tanınan Kolombiyalı sinemacı Rodrigo Garcia'nın Hollywood'da şimdiye kadar çektiği en yüksek bütçeli proje olma özelliğine sahip. Kolombiya'nın uluslararası alandaki gururu, Nobel ödüllü ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez'in de oğlu olan 50 yaşındaki sanatçı, bugüne kadar hem yazıp hem de yönettiği filmler ve dizilerle bir çok yarışmada önemli ödüller kazandı, Emmy gibi bazılarında da bu ödüllere aday gösterildi. Garcia'nın yazarlık noktasında babasından genetik olarak güçlü bir miras devraldığı kuşku götürmez; ancak Hollywood mahsûlü bir uçak kazası dramasında onun fazlaca sistem dışı kalan yönetmenlik anlayışının böyle bir öyküyü pazarlamakta ciddi sıkıntılar yarattığı da bir başka gerçek. Ronnie Christensen'in senaryosundan uyarlanan “Yolcular”, gerçekte oyuncularından sermayesine kadar eksiksiz bir Amerikan yapımıyken, sırf Garcia sinemasının yaydığı genel hava nedeniyle, dünya piyasasına sıkıcı bir Latin Amerika korku-gerilim denemesi görünümünde dağıtıldı, bunun sonuncunda da gişede hak etmediği bir hüsrana uğradı. Oysa, standart bir Amerikan yönetmeninin elinden kolay kolay çıkmayacak türden insanî dokunuşlarla bezeli bir öykü bu. En büyük kusuru da izleyiciye hangi kategoride takdim edileceğine doğru düzgün karar verilememiş olması. “Gerilim” değil, “serüven” değil, “korku” ise hiç değil; fakat film IMDb sitesinde bile bu yanlış sözcüklerle tanımlanıyor. Bize kalırsa eli yüzü düzgün bir “psikolojik drama” çekmiş yönetmen. Uçak kazası arka fonu nedeniyle ilk anda son yılların fenomen dizisi “Lost”u çağrıştırsa da aslında derdi bambaşka olan, insan ruhunun labirentlerinde dolaşmaya merak sarmış bir kordela bu. “Şeytan Marka Sever”in çilekeş asistanı Anne Hathaway ve “Yeşil Yol”un mülayim gardiyanı David Morse başta olmak üzere, gayet kaliteli bir oyuncu kadrosuna ev sahipliği yapıyor. Sürpriz finali de işin cabası…
DVD piyasası için çekilmiş, beylik bir 'kan gölü sineması' örneği
DAVETSİZ GELEN 2 / No Man's Land: The Rise of Reeker
2008, ABD yapımı
Korku-Gerilim / 88 Dakika
Dave Payne
Robert Pine, Lew Temple, Lawrence Thomas, David Stanbra, Michael Muhney, Michael Robert Brandon, Ben Gunther
Amerikan İngilizcesi / Türkçe altyazılı
Özen Film ve Umut-Sanat
Özen Film
Yoğun korku ve şiddet öğeleri içermektedir.
* *
Bir kasaba şerifi, oğlu ve kovaladıkları suçlular… Bu heyecanlı takip, ölüm ve hayat arasındaki gizemli bir dünyada sıkışmalarıyla yarım kalır. Çünkü insanî bütün farklılıklarını bir tarafa bırakarak, doğaüstü bir ölüm makinasına karşı güçlerini birleştirip el birliğiyle mücadele etmeleri gerekecektir.
Bir kumarhane soygununa karışan üç kaçak, benzin almak üzere Ölüm Vadisi'ndeki Six Corners Cafe'de mola verirler. Ancak, bu esnada kahvaltı yapmak için aynı yerde duraklayan son derece tehlikeli kişilerle karşılaşırlar. Silahlar ateşlenir ve istasyon çatışma sırasında alev alıp havaya uçar. 6 kişi hariç, çevredeki herkes yok olmuştur. Şerif, kendisi gibi polis olan oğlu, iki suçlu, bir bayan doktor ve genç garson kız…
Çatışmanın gerçekleştiği şehirlerarası yol, olaydan sonra sanki bütünüyle terk edilmiş gibidir. Telefonlar çalışmamaktadır ve mevcut araçlar da çıkan yangında kullanılmaz durumdadır. Bu 6 insan, çok geçmeden çölün ortasındaki garip bir zaman boyutunda sıkışıp kaldıklarını anlarlar. İsteseler bile hiç bir şekilde birbirlerine zarar veremediklerini fark ettiklerinde, yaşadıkları gizem daha da derinleşir. Aralarından bazıları çıkan bir başka silahlı çatışmada ölümcül yaralar almalarına rağmen, herkes yaşamaya devam etmektedir. Bilimin geleneksel kurallarının işlemediği bir evrendir bu. Ve üstelik burada yalnız da değillerdir. Korkunç bir şekilde sakatlanmış ölü bedenler, etrafına mide bulandırıcı çürük kokuları yayan bir “şeytan”dan uzak durmaları için onları uyarmaktadır. Kahramanlarımız, şimdi artık hayatın yeniden normale döndüğü başka bir güne uyanabilmeleri için kendi aralarında didişmeyi bir kenara bırakmak ve hepsini birden tehdit eden “ruh koleksiyoncusu”na karşı var güçleriyle savaşmak zorundadırlar.
“Kanunu temsil eden güçlerle kanunları çiğnemiş tekinsiz tiplerin, kendilerinden çok daha tehlikeli ortak bir düşman karşısında işbirliğine gitmesi” teması, John Carpenter'in günümüzde artık bir polisiye sinema klasiğine dönüşmüş bulunan 1976 yapımı düşük bütçeli filmi “13'üncü Karakola Saldırı”dan sonra irili ufaklı bir çok yapıma esin kaynağı oldu. 1990'ların başından beri önemsiz korku-gerilim filmleri çekip duran Amerikalı yönetmen Dave Payne de kendine özgü bir çekiciliği olan bu tema çerçevesinde bol kanlı bir korku-gerilim filmi kurgulamaya çalışmış. Yine kendisinin imzasını taşıyan 2005 tarihli “Reeker”in devamı niteliğindeki “Davetsiz Gelen”, tahammülü bazen gerçekten de çok zorlaşan kan ve şiddet sahneleri içeriyor. Bu yöndeki bir sinema anlayışının insanlığa hiç bir faydası olmadığını savunan biri olarak, söyleyecek tek sözüm var: “Geçiniz; hayat da zaman da bu kadar ucuz değil!”