Ecevit ve Kılıçdaroğlu arasındaki fark..

00:001/06/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Abdullah Muradoğlu

Nur Serter gibi isimler itiraz etseler bile Kemal Kılıçdaroğlu her fırsatta “Yeni Cumhuriyet Halk Partisi” vurgulaması yapıyor.“Demokrasi Raporu”nun açıklanması sırasında Kılıçdaroğlu''nun “darbeler ve CHP” hakkında sarfettiği sözlere taktım.Davet edilmediğimiz için meslektaşlarımızın tanıklığına başvuruyorum.Mesela Sedat Ergin” 27 Mayıs''a karşı tavrınız nedir? En azından CHP''li seçmenlerin 27 Mayıs''a olumlu baktıklarını görüyoruz “diye sormuş.CHP''nin asla darbenin bir parçası olmadığını, İsmet

Nur Serter gibi isimler itiraz etseler bile Kemal Kılıçdaroğlu her fırsatta “Yeni Cumhuriyet Halk Partisi” vurgulaması yapıyor.

“Demokrasi Raporu”nun açıklanması sırasında Kılıçdaroğlu''nun “darbeler ve CHP” hakkında sarfettiği sözlere taktım.

Davet edilmediğimiz için meslektaşlarımızın tanıklığına başvuruyorum.

Mesela Sedat Ergin” 27 Mayıs''a karşı tavrınız nedir? En azından CHP''li seçmenlerin 27 Mayıs''a olumlu baktıklarını görüyoruz “diye sormuş.

CHP''nin asla darbenin bir parçası olmadığını, İsmet İnönü''nün idamları engellemek için girişimlerde bulunduğunu ve CHP''nin demokrasi dışındaki gelişmeleri desteklemediğini söylemiş Kılıçdaroğlu.

Kılıçdaroğlu''nun CHP tarihini yeniden okuması gerekiyor.

“27 Mayıs” öncesinde CHP teşkilatlarının üniversitelerdeki gösterileri örgütledikleri bilinen bir gerçek.

Darbeye meşruiyet kazandırmak için gerçekleştirilen gösterilerde büyük ölçüde CHP''nin payı olduğunu bu gösterileri örgütleyen CHP''liler itiraf ediyorlar.

Kim, kimle, nasıl iş tutmuş, biliyoruz.

Darbe sonrasında oluşturulan “Kurucu Meclis”in ezici çoğunluğu da CHP''lilerden teşkil edilmişti.

Kurucu Meclis''te yer alan ve 27 Mayıs''ı desteklediği bilinen kimi isimler şu anda bile Kılıçdaroğlu''nun milletvekilleri listesindeler.

Görüşlerini değiştirmiş olabilirler, bir sözüm yok.

* * *

Yakın tarihimizin en önemli siyasi kişiliklerinden birisi İsmet İnönü.

İdamların infaz edilmemesi için –sonuç vermeyeceği belli olan– bir takım girişimlerde bulunmuştur.

Zaten idam edilen Demokratların aileleri de idamları durdurabilecek tek adamın İnönü olduğuna inanıyorlardı.

Bu yüzden “İsmet Paşa kuvvetli asılsaydı idamlar gerçekleşmezdi” diyorlar.

Zira İsmet İnönü''nün “27 Mayıs” sonrasında Başbakan olarak yer aldığı hükümetler döneminde vuku bulan darbe girişimlerini ustalıkla savuşturduğu biliniyor.

O kez başı giden siviller değil, darbeciler olmuştu, hadi onu da geçelim.

“12 Mart” muhtırasına İsmet İnönü''lü CHP''nin destek vermesine kim itiraz etmişti?

Aynı partinin genel sekreteri Bülent Ecevit itiraz etmişti.

O kadar ki, Ecevit partideki görevinden istifa etmiş ve ardından İsmet Paşa''yı devirmişti.

Ecevit''in CHP''si hakikaten “Yeni CHP” idi.

Yeni CHP''yi eskisinden ayıran en belirgin niteliği darbecilikle hesaplaşmasıydı.

* * *

Ecevit, “CHP+Ordu=İktidar” olarak biçimlendirilmiş formüle karşı çıkarak İsmet Paşa''ya savaş açmıştı.

Bu nedenle “askeri vesayet sistemi”nin kuşku duyduğu siyasetçiler arasında yer almıştı.

CHP''yi iktidara getirmemek için, iktidara gelse bile muktedir olmaması için ne tezgahlar çevirildiği sır değil.

Kılıçdaroğlu''nun yüzleşmek istemediği gerçeklikle Ecevit “12 Mart”ta yüzleşmişti.

O yüzleşme ve hesaplaşma CHP''yi sıkıştığı dar alandan çıkarmış ve birinci parti yapmıştı.

Halk, “Karaoğlan”a güvenmişti.

Kılıçdaroğlu CHP''sinin “Demokrasi Raporu” olması gereken bir gelişmeye tekabül ediyor.

Anamuhalefet sarmalından kurtulabilmesi için başka bir yol da gözükmüyor.

Bu noktada tek sorun, halkın ''Yeni CHP''ye ve Kılıçdaroğlu''nun kadrosuna ne kadar güven duyduğuyla ilgili.

Söylemin yeni olması elbette önemlidir ama ondan da önemlisi “güven”dir.

CHP bu eşiği henüz geçebilmiş değil.

Baas rejimi “model” olsun!

“Anadolu Ajansı” mahreçli bir haberde Suriye''deki olayların küçük gruplarca meydana getirildiğini ve rejime yönelik protestoların halkın çoğunluğu tarafından tasvip edilmediği öne sürülüyor.

Önce Suriye resmi ajanslarının verdiği bir haber olduğunu zannettim ama haberin altında Anadolu Ajansı''nın imzasını görünce şaşırdım tabiatiyle. Çünkü haber bambaşka bir Suriye tablosu çiziyor.

Haberi yapan muhabirler çok sayıda Suriyeliden görüş almışlar. Görüş alınan kişiler arasında numune kabilinden bir tek kişi bile Baas rejimine yönelik protestoları destekleyici ibare kullanmamış.

“Demek ki öyle denk gelmiş” diyeceğim ama bir gazeteci olarak katılamayacağım. Binin üzerinde insanın yaşamını yitirdiği, onbinlercesinin gözaltına alndığı olayların sanki ortada hiçbir şey olmamış, herşey güllük gülistanlıkmış gibi yansıtılması açıkcası tuhaf geldi bana.

Maşallah, görüş verenlerin hepsi de olayların dışardan yönlendirildiğine inanıyor. Hepsi de Beşşar Esad''ı acaip seviyorlar. Hepsi de Suriye''de yaşanan olayları “El Cezire” ve bazı Arap kanallarının abarttığını düşünüyorlar. Hepsi de mevcut rejimden memnunlar ve hepsi de mutlular.

Yani ortada Suriye halkı açısından protesto edilecek bir durum sözkonusu değil. Ne güzel, gıpta ettim. 40 yıldır aynı parti, aynı aile yönetiyor Suriye''yi. Biz de mutlu olmak istiyoruz, biz de böyle bir sisteme geçelim. Hatta bütün bölge için model olsun bu sistem.

Darbecilere “darbe hukuku” uygulanmayacak!

“12 Eylül” darbesi hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Milli Güvenlik Konseyi''nin halen hayatta olan üyeleri ifade vermeye çağırılmışlar.

Darbe sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi emekli Oramiral Nejat Tümer önceki gün vefat ettiği için ifade veremeyecek.

Milli Güvenlik Konseyi''nin beş üyesinden sadece iki isim hayatta şimdi. Biri darbe sırasında Genelkurmay Başkanı ve MGK Başkanı Kenan Evren, diğeri ise Hava Kuvvetleri Komutanı ve MGK üyesi Tahsin Şahinkaya.

Ülkemizin darbelerle hesaplaşması kabilinden önemli bir soruşturma bu. Her şeyin bir bedeli varsa, elbette bu kural darbeciler için de geçerli. Darbeciliğin ödüllendirilen değil cezalandırılan bir fill olarak kabul edilmesi demokrasimiz için gerekliydi.

Evren ve Şahinkaya paşalar da 31 yıl önce işledikleri bu fiilden ötürü ilk defa ifade vererek kendilerini savunacaklar. Demokratik ülkelerde darbeciler eninde sonunda mahkeme önüne çıkartılırlar. Pek çok ülkede bunun örnekleri var.

Kuşkusuz “12 Eylül” darbesinin soruşturulması her şeyden önce simgesel bir önem taşıyor. Hiç kimse biri 94, diğeri 86 yaşındaki iki emekli generalin hapse atılmasını beklemiyor. Soruşturma nasıl sonuçlanır bilemeyiz ama bir ceza sözkonusu olsa bile, yaşları itibariyle bu cezanın infazı gerçekleşmeyecek.

Oysa “12 Eylül yönetimi” kimi gençlerimizin yaşının büyültülerek idam edilmesinde bir beis görmemişti. Demokratik Hukuk devletinde ise suçu ne olursa olsun kimsenin yaşının küçültülerek cezalandırılması beklenemez.

“Darbe hukuku”yla “demokratik hukuk devleti” arasındaki fark da bu.