Varşova nere İstanbul nere demeyin!

00:0025/04/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski başta olmak üzere Polonya''nın en üst düzey devlet erkanının neredeyse tamamı Rusya''daki bir uçak kazasında can verdi.Kaza mı, suikast mi, henüz aydınlanmış değil ama Leh Kaçinski''nin tarihsel Polonya-Rusya düşmanlığının bir izdüşümünü şahsında temsil ettiğini de göz ardı edemeyiz.Yazılanlara bakılırsa, Leh Kaçinski, Rusya''yla ilişkiler konusunda kendi Başbakanı''yla bile aynı görüşte değilmiş.Herneyse, bu yazının konusu değil.Konumuz, Leh Kaçinski''nin eski

Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski başta olmak üzere Polonya''nın en üst düzey devlet erkanının neredeyse tamamı Rusya''daki bir uçak kazasında can verdi.

Kaza mı, suikast mi, henüz aydınlanmış değil ama Leh Kaçinski''nin tarihsel Polonya-Rusya düşmanlığının bir izdüşümünü şahsında temsil ettiğini de göz ardı edemeyiz.

Yazılanlara bakılırsa, Leh Kaçinski, Rusya''yla ilişkiler konusunda kendi Başbakanı''yla bile aynı görüşte değilmiş.

Herneyse, bu yazının konusu değil.

Konumuz, Leh Kaçinski''nin eski Polonya''nın başkentlerinden Krakow''daki Wavel Katedrali''nde toprağa verilmesiydi.

Bu kadetral Polonya''nın tarihsel hafızasıdır sevgili okurlar.

Wavel Katedrali''nde Polonyalı krallar, prensler ve Rusya''ya karşı bağımsızlık mücadelesinde öne çıkan meşhur isimlar var.

Bu isimlerden biri de Polonya Kralı Jan Sobieski''dir..

Nereden hatırlıyoruz bu ismi?

Tabii ki İkinci Viyana kuşatmasından tanıyoruz.

1683''da Osmanlı askerleri ikinci ve son kez Viyana''yı kuşattığında Avrupa''da bir “Kutsal İttifak” kuruldu.

İşte Jan Sobieski Kutsal İttifak''ın en önemli üyelerindendi ve onun askerleri yetişmeseydi Viyana''nın düşmesi işten bile değildi.

Sobieski''nin hem kendi halkı, hem de Katolikler tarafından Avrupa Hıristiyanlığı''nın kurtarıcısı olarak anılmasının sebebi budur.

Osmanlılar Avusturya''ya Nemçeli dedikleri gibi Polonya''ya da Lehistan derlerdi.

KUTSAL İTTİFAK''IN BEDELİ

Osmanlı-Lehistan ilişkilerinin uzun bir tarihi var sevgili okurlar.

Polonya''yı “bugünkü Polonya” olarak anlamayın derim, çünkü bizim “Lehistan” dediğimiz devlet dört yüz, beşyüz yıl önce sınırları Karadeniz''e kadar uzanan, şimdiki Ukrayna''yı, Litvanya''yı, daha kuzeyde ve batıda Almanya''nın bir kısmını da içerisine alan büyük bir krallıktı.

Dolayısıyla Tuna''nın karşı kıyısından biraz yukarılarda Osmanlı ile Lehistan, aralarında savaşlar yapacak kadar sınırdaş idi.

Merhum tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı''nın kaydettiği gibi onyedinci yüzyılda ehemmiyetli bir devlet olan Lehistan, onsekizinci yüzyılda eski şevket ve satvetini kaybetmeye başlayarak dağılmış ve bölgedeki nüfuzunu da Rusya''ya terketmek zorunda kalmıştı.

Jan Sobieski''den sonra Lehistan bir taraftan Avusturya''nın, diğer taraftan Prusya(eski Almanya), öte taraftan da Rusya ve Fransa''nın ellerinde parçalanmış bir devlet haline dönüşmüştü.

Osmanlılar açısından Lehistan artık rakip bir devlet değil, Rusya''nın Ukrayna üzerinden Güney''e, Osmanlı topraklarına doğru yayılmasının engellenmesi bakımından toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesi gereken bir devlet niteliği kazanmıştı.

LEHİSTAN KRALLARINI BAŞKALARI SEÇİYOR

1711''deki Osmanlı-Rus savaşının nedenlerinden biri de Rusya''nın Lehistan topraklarındaki askeri faaliyetleriydi.

Prut Antlaşması''na Rusların Lehistan işlerine müdahale etmemeleri hakkında bir madde konulmasına rağmen bu madde kağıt üzerinde kalacak ve Ruslar Lehistan''ın içişlerine, hatta veraset meselelerine bile karışmaktan vazgeçmeyeceklerdi.

Osmanlı devleti de zaten bu yüzden Prut Savaşı''ndan yıllar önce bile Lehistan taçının sahibinin kim olacağı konusuyla yakından ilgiliydi.

Öyle ki tıpkı İsveç hanedanının evlilik ilişkileri nasıl Osmanlı''yı ilgilendiriyorsa, Lehistan taçını giyecek olan şahsiyetler de Osmanlı Devleti''nin titizlikle takip ettiği gelişmeler arasındaydı.

Mesela 1696''da Jan Sobieski''nin ölmesiyle boşalan Lehistan Krallığı taçını Saksonya “Elektörü” olan “İkinci Ogüst” giymişti.

Atını çok hızlı sürdüğü için midir, çok iyi kaçtığı için midir bilmiyoruz ama Osmanlı vakanünüsleri bu İkinci Ogüst''ü “Nalkıran” diye zikrediyorlar.

İsveç Kralı Demirbaş Şarl''ın Saksonya''ya bir askeri harekat düzenleyeceği haberini aldıktan sonra, asıl memleketi olan Saksonya''yı kaybetmek korkusuyla son hızla Lehistan''dan ayrılması sebebiyle Ogüst''e bu lakabın verilmiş olması da mümkündür.

Rusya ile savaş yapan İsveç Kralı Demirbaş Şarl 1704''de, Nalkıran Ogüst''ü Lehistan Krallığı''ndan azlederek yerine Stanislas Leçinski''yi getirir.

Kimi Leh aristokratları da Ogüst yerine Jan Sobieski''nin oğlu Yagobi''yi getirmek istedilerse de, olmadı.

Ama Ogüst Rusların yardımıyla, tabii onlara Kamanici kalesini hediye ederek taçını bir süre de olsa korumaya muvaffak olmuştu.

Rusya ile yakınlığı nedeniyle Lehler tarafından da sevilmeyen Nalkıran Ogüst, Varşova''da toplanan “Diyet Meclisi” tarafından krallıktan azledildi ve Stanislas Leçinski yeni kral olarak ilan edildi.

Ogüst de rahat durmadı ama Demirbaş Şarl''ın Saksonya''ya girmesinin ardından bu mesele kapandı.

Kapanmadı tabi, Demirbaş Şarl''ın Poltova muhaberesinde Ruslara yenilince Ogüst 1709''da tekrar Lehistan Krallığı''na getirildi.

Demirbaş Şarl ise Osmanlı''ya iltica edecektir.

Bu sırada sabık Leh kralı Leçinski de Osmanlı hükümetine iltica etmiş ve bir süre Osmanlı topraklarında ikamet etmiştir.

İlginçtir İkinci Ogüst 1733''de ölünce onun yerine Diyet Meclisi yine Stanislas Leçinski''yi seçti.

Leçinski''nino sırada Fransa Kralı “Onbeşinci Lui”nin kayınpederi olduğunu hatırlatmalıyız.

Ama bu kez de Avusturya İmparatoru Altıncı Şarl ile Rusya el ele vererek Lehistan''a asker soktular ve Stanislas''ı kaçırarak onun yerine Nalkıran Ogüst''ün oğlu “Üçüncü Ogüst”ü kral yaptırttılar.

Fransa, İmparator Altıncı Şarl''a karşi veraset savaşı açtı ve sonucunda bazı tavizler de elde etti.

Polonya''nın bir kısım toprakları dukalık adı altında, krallıktan vazgeçmesi karşılığında Leçinski''yi verildi.

Leçinski ölünce de bu topraklar Fransa''ya ilhak olundu.

OSMANLI iZiN VERMEZSE KRAL BİLE SEÇiLEMiYOR

1763''e kadar Lehistan taçını koruyan Üçüncü Ogüst''ün ölümüyle işler yine karıştı.

İşte Osmanlı''nın Lehistan''daki taç meselesine karşışması bu ölüm nedeniyledir.

Lehistan''ı paylaşmayı karar vermiş bulunan Prusya ve Rusya aralarında bir ittifak yapmışlardı ve yeni kral olarak da Poniatowski''yi seçmeyi düşünüyorlardı.

Hem Fransa, hem de Osmanlı bu kişinin kral olmasına karşıydılar.

Değerli tarihçimiz Prof. Kemal Beydilli''nin aktardığı bilgilere göre Poniatowski''nin ileride Rus Çariçesi İkinci Katerina ile evlenebileceği, bu suretle Polonya ve Rus taçlarının birleşmesiyle Osmanlı devleti aleyhine büyük tehlikelerin doğabileceği endişesi sözkonusuydu.

Osmanlı''nın rızası olmadan Poniatowski''nin tahta geçmesi zordu ve Prusya Kralı II. Friedrich hemen bir çözüm önerisinde bulundu.

Bu öneriye göre Poniatoswski, Polonyalı bir hanımla evlendirilerek Osmanlı''nın endişesi giderilebilirdi.

Prusya, Osmanlı ile bir ittifak yapmak istediğinden bu işi çözmek zorundaydı.

Osmanlı''nın zorluk çıkarması üzerine Rusya da Poniatowski''nin adaylığından vazgeçmeyi düşünüyordu.

Prusya ve Rusya''nın Lehistan''da Osmanlı aleyhine olabilecek gelişmelere izin vermeyeceklerini taahhüt etmeleriyle Osmanlı Devleti Poniatowski''nin taçı giymesine rıza gösterdi.

Ne ki Poniatowski, son Polonya kralıdır ve Prusya ile Rusya Polonya''yı aralarında taksim etmişlerdir.

1790''ların sonlarında artık bağımsız bir Lehistan sözkonusu değildir.

Topkapı Sarayı''nda Lehistan elçisi

Polonya''nın yutulması Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmiş değildir.

Topkapı Sarayı''nda Osmanlı görevlileri elçileri takdim ettiğinde, orada herhangi bir Leh diplomatı bulunmadığı halde, “Ekselansları Lehistan Elçisi” diye seslenildiği Lehliler arasında bir efsane gibi dolaşırken, İstanbul''daki Rus elçilerinin ise bu hitaptan daima rahatsızlık duydukları biliniyor.

Katolik hıristiyanlık taassubuyla İkinci Viyana Kuşatması''nın akamete uğramasına sebep olan Lehistan Kralı Jan Sobieski''nin halkı, 1800''lerden itibaren her zaman Osmanlı''nın desteğini aradı.

İstanbul, Ruslara karşı gerçekleştirilen ayaklanmalara karışan Leh yurtseverlerinin sığınağı oldu.

Avrupa yakasındaki Polonezköy''ün de bir sürgündeki bir “Leh kolonisi” olduğu ve Osmanlı nezdinde adeta Polonya toprağı gibi muamele gördüğünü hatırlatalım.

Ruslara karşı savaşan Leh subaylardan Osmanlı ordusuna katılan, kariyerlerini paşa olarak tamamlayan ve müslüman olarak ölen çok sayıda şahsiyet var sevgili okurlar.

Belki bir ara bunları da anlatırız.

Krakow''da Wavel katedarali''ndeki devlet törenini televizyonlardan izlerken bu tarihi geçmişi anlatmamazlık edemezdim.

Leh Laçinski''nin yerini kim dolduracak?

Benzer bir gelişme 250 veya 300 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı bu soru bizi doğrudan ilgilendirirdi ama şimdi değil.

Ama aynı soru Rusya''yı da, Amerika''yı da yakından ilgilendiriyor, o da başka.

Polonya''nın milli şairi İstanbul''da ölmüştü..

Belki kimsenin dikkatini çekmedi ama Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski''nin toprağa verildiği Wavel Katedrali''nde yakından tanıdığımız meşhur bir şairin de mezarı vardı.

Polonyalıların “milli şair” olarak zikrettiği bu şahisyetin adı Adam Mickiewicz''tir.

Wavel Katedrali''ndeki devlet töreniyle ilgili gazetelerimizde verilen haberlerde Jan Sobieski dahil mezarlıktaki kimi meşhur şahsiyetlerin adını zikredilmişti ama bu isimler arasında Adam Mickiewicz yoktu.

Bir zamanlar Polonya toprakları sayılan Litvanya''da doğmuş olan Adam Mickiewicz ne Krakow''u ne de Varşova''yı hayatında görmüş bile değildi.

Litvanya''da doğmuştu ve doğduğunda zaten ortada Polonya diye bir devlet yoktu.

Polonya, büyük lokma olarak Rusya tarafından yutulmuştu.

Mickiewicz genç bir liseliyken Polonyanın bağımsızlığı için mücadele veren bir örgüte girmişti.

Dolayısıyla Rus gizli polisi tarafından fişlenmiş ve arkadaşlarıyla birlikte Polonya toprakları dışına sürgüne gönderilmişti.

KIRIM''A SÜRGÜN GİTTİ

Sürgün gittiği yerlerden biri de yine Rus işgali altındaki Kırım''dı ve burada hem müslüman hem de Çarlığa karşı savaşım veren Rus aydınlarıyla tanıştı.

Mickiewicz kendini Kırım''ın başkenti Bahçesaray''dan şimdi Ukrayna''ya ait olan Karadeniz''in en batısındaki Odesa şehrine göndertmeyi başardı.

Burada güçlü bağlantılar kuran Mickiewicz, bir İngiliz gemisiyle gizlice Avrupa''ya kaçarak Paris''e gitti.

Artık bütün yaşamını sürgünde Polonya davasına adamıştı.

1853''te Kırım Harbi çıkınca sürgündeki Polonyalılar, Rusya''ya karşi savaşmak üzere İstanbul''a sökün etmişlerdi.

Şimdi Odesa ile İstanbul arasındaki Burgaz''da Rusya''ya karşı savaşmak üzere bir gönüllü “Polonya lejyonu” teşkil edilmişti.

Bu işin organizesi İstanbul''da yapılıyordu.

İngiltere ve Fransa, Osmanlı ile birlikte Rusya''ya karşı birleşince Polonyalıların bağımsızlık umudu da artmıştı.

KIRIM HARBİ''NDEN SONRA POLONYA BAĞIMSIZLIĞINA KAVUŞTU

Beklenti Kırım harbinin sonunda Polonya''nın bağımsızlığına kavuşmasıydı.

Polonya gönüllülerinin askeri organizasyonunu yine bir ayaklanma sırasında İstanbul''a sığınan Leh mültecilerinden Michal Czaykowski üstlenmişti.

Czaykowski müslüman olmuştu ve askeri kariyerini ilerleterek çoooktaan “Sadık Paşa” adını almıştı.

Sürgündeki Lehlerin gözbebeği olan şair Adam Mickiewcicz de cebinde Üçüncü Napolyon''un “ihtiram gösteriniz” diye yazılı bir mektubuyla birlikte apar topar İstanbul''a gelmişti.

Sadık Paşa ile aralarında Polonya lejyonunun “yahudi” ve “leh” olarak ayrılması konusunda bir ihtilaf yaşamıştı.

MİCHAL CZAYKOWSKİ MÜSLÜMAN OLUP SADIK PAŞA ADINI ALDI

Sadık Paşa, Polonyalı gönüller arasında ayrı bir Yahudi taburunun kurulmasına şiddetle karşıydı.

Bunun hikayesi uzun ama Adam Mickiewicz 1855''de, Kırım savaşı sürerken Beyoğlu''nda ikamet ettiği bir evde hastalanarak öldü.

İçorganları bu evin bodrumunda toprağa verilirken cesedi bir buharlı gemiyle Paris''e gönderildi ve orada gömüldü.

Mickiewicz''in kemikleri 1890''da Paris''ten alınarak Krakow''daki Wavel katedraline götürülerek Polonya krallarıyla aynı mezarlıkta toprağa verildi.

Yaşamını kaybettiği Beyoğlu''ndaki ev ise müze haline getirildi.

2. DÜNYA SAVAŞI''NDAN SONRA POLONYA RUSYA''NIN UYDUSU OLDU

Ne ki Kırım Harbi sonucunda İngiltere ve Fransa, Polonya''nın bağımsızlığı meselesini gündeme bile getirmedi.

Polonyalıların bağımsızlık için Birinci Dünya Savaşı''nın sonunu beklemeleri gerekti.

Bu bağımsızlık da çok sürmedi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar ve Ruslar yine Polonya''yı paylaştılar.

1945''den sonra elde kalan Polonya, Sovyet Rusya''nın uydusu olarak varlığını sürdürebildi.

Sonra “Dayanışma” ve “Leh Valesa” gelir.

Sovyetler dağıldıktan sonra Polonya gerçek anlamda bağımsızlığına kavuştu.

Leh Valesa cumhurbaşkanı bile olur ve derken Leh Kaçinski''ye kadar geliriz.