Ortadoğu kazanı

00:0015/07/1999, Perşembe
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ahmet Rıdvan

Türk basınında köşe başlarını tutmuş bazı goy-goycu sınıflar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in İsrail ziyaretini acayip telâşlarla, alı al-moru mor havalarda nereye koyacaklarını âdeta şaşırıyorlar. Sanki Türkiye, paçasına güç belâ yapıştığı yeni müttefikini de kaybetmek endişesiyle bu ziyareti gerçekleştiriyormuş gibi bir hava veriyorlar. Ve demek istiyorlar ki, aman dikkat edelim, İsrail gibi bir nimeti elden kaçırmayalım!..Tabiî ki, bu çevrelerde hâkim olan psikolojiyi anlamakta güçlük çekmiyoruz.

Türk basınında köşe başlarını tutmuş bazı goy-goycu sınıflar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in İsrail ziyaretini acayip telâşlarla, alı al-moru mor havalarda nereye koyacaklarını âdeta şaşırıyorlar. Sanki Türkiye, paçasına güç belâ yapıştığı yeni müttefikini de kaybetmek endişesiyle bu ziyareti gerçekleştiriyormuş gibi bir hava veriyorlar. Ve demek istiyorlar ki, aman dikkat edelim, İsrail gibi bir nimeti elden kaçırmayalım!..

Tabiî ki, bu çevrelerde hâkim olan psikolojiyi anlamakta güçlük çekmiyoruz. Çünkü İsrail''le Türkiye arasında akdedilen "Stratejik İşbirliği"ndeki her gevşeme; Türkiye''nin iç politikasına da yansıyacak, neredeyse üç yılı bulan histerik laikçi yaptırımlarda da kademe kademe gevşemelere şâhit olacağız.

İttifak''ın sonu ne zaman?

Ama aynı soruyu biz de, kendi kendimize sormak durumunda değil miyiz? İsrail''le Türkiye''nin içine girdiği, yeni süreç daha ne zamana kadar devam edecek? Türkiye ve İsrail''in mevcut işbirliğinden beklentileri hangi şartlar tahakkuk ettiği takdirde sona erecek? Bu hususta bizim ciddi bazı öngörülerimiz yok değil. Uzun zamandır bunları yazmak için fırsat kolluyor, fakat müsait bir zamanı da denk düşüremiyorduk. Süleyman Demirel''in İsrail ziyareti, böylesine anlamlı bir zamanlamayı önümüze koymuş olsa bile, gene de bu yazının mevzusu bütünüyle bu sorunun cevabına tahsis edilmiş olmayacak. Okuyucularımızın bize bu husukta, az biraz daha zaman tanımaları icap ediyor.

Bilindiği gibi Ehud Barak''ın partisi, önemli bazı vaadlerle seçimleri kazandı. Netanyahu''ya göre daha ılımlı ve barıştan yana politikalar izleyeceği intibaları üreten Ehud Barak''ın, ciddiye alınması gereken bazı taahhütleri bulunuyor. Nedir bunlar?

Meselâ Güney Lübnan''dan çekilmek, Suriye ile barış anlaşması yapmak, yeni Yahudi yerleşimlerine izin vermemek, Filistinliler''le varılacak nihai anlaşmayı referanduma sunmak vs.

Lübnan: Turnusol kâğıdı

Şimdi asıl mevzuya girelim:

Güney Lübnan bugün, neredeyse İsrail''in işgali altında. Asıl Lübnan da Suriye''nin kontrolünde. Bu ülkede cumhurbaşkanını bile neredeyse Suriye tayin ediyor. Hamas örgütü de İsrail''e karşı mücadele ederken Suriye''yi arkasında buluyor. Bu yüzden de İran Suriye''yi destekliyor. Lübnan meselesi kısaca böyle özetlenebilir.

Şimdi İsrail/Ehud Barak diyor ki, ben Güney Lübnan''dan bir yıl içinde çekileceğim. Bu ne mânâya gelir? İster istemez, Suriye kuvvetlerinin de Lübnan''dan çekilmesini zaruri kılmaz mı? Filistin meselesi bir tarafa; bu hadise bile Ortadoğu dengelerinde öylesine büyük neticeler doğurmaya müheyya durumlar yaratabilir ki tahmin edemezsiniz.

Bu çekilmenin iyi-kötü bazı şartları da muhakkak bulunacak. Burada Hamas ve İsrail''e yönelik saldırılar ilk elde zikredilmelidir. Böylece Suriye''nin Lübnan karşısında edindiği ve bazı emperyal güçlerce zımnî olarak onaylanan politikalarının da bir sonu gelmiş olacak. Yani Suriye Kuzey Lübnan''dan ister istemez çekilecek.

Dikkatinizi çekerim: Türkiye''nin Suriye üzerine yoğunlaştırdığı tehdit politikası netice verinceye, yani APO bu ülke tarafından sınır dışı edilinceye kadar; iki problem sürekli olarak Türkiye''nin başını ağrıtır dururdu. Bunlardan birincisi, Fırat ve Dicle suları üzerindeki Suriye-Irak ve dolayısıyla Arap kamuoyunun fiilî baskısı!.. Hatırlayın bakalım: O tarihten bu yana, Fırat-Dicle suları konusunda yaprak kımıldıyor mu, kımıldamıyor mu? İkincisi de Hatay konusunun uyumaya terkedilmesi!..

Filistin konusu ayrı bir mesele, Türkiye İsrail arasındaki ilişkilere her iki ülke tabiî ki farklı açılardan yaklaşıyor. İsrail, Ortadoğu barış sürecinde bu anlaşmayı, komşu ülkelere karşı bir caydırıcılık unsuru olarak kullanıyor. Suriye''ye, Lübnan''a, FKÖ''ye, Ürdün''e vs. Netanyahu bu kozu kullanarak, Arap ülkelerini kendi zararlarına sonuç verecek anlaşmalara zorlamak istiyordu. Acaba, silâh anlaşmaları dışında, Türkiye''nin sağladığı fayda ne idi bu yakınlaşmalardan? İşte bunun üzerinde hemen hemen hiç durulmuyor. Yerine göre de görmezden geliniyor. Yazmak istediğimiz ve üzerindeki şalı kaldırmak istediğimiz asıl mevzular, işte bu konular etrafında dönüp dolaşıyor.

Türkiye''nin kompleksi mi?

Dikkatinizi çekerim: Türkiye''nin Suriye üzerine yoğunlaştırdığı tehdit politikası netice verinceye, yani APO bu ülke tarafından sınır dışı edilinceye kadar; iki problem sürekli olarak Türkiye''nin başını ağrıtır dururdu. Bunlardan birincisi, Fırat ve Dicle suları üzerindeki Suriye-Irak ve dolayısıyla Arap kamuoyunun fiilî baskısı!.. Hatırlayın bakalım: O tarihten bu yana, Fırat-Dicle suları konusunda yaprak kımıldıyor mu, kımıldamıyor mu? İkincisi de Hatay konusunun uyumaya terkedilmesi!..