
Bölgesel gelişmeler Türkiye''ye türlü biçimlerde yansıyor.
Bunlardan biri de, “karşılaştırmalar, benzetmeler, model tartışmaları” üzerinden yürüyor.
Kuzey Afrika''daki gelişmeler karşısında (aralarında bizim de olduğumuz) bazıları Türkiye''nin dünyada ve bölgede değerlenen demokratik bir model olduğunu söylerken; kimileri Kuzey Afrika''da devrilen rejimlere işaret ederek Türkiye''de de benzer bir otoriterleşme riskinden söz ediyor.
Her yorumcu elbet siyasi meşrebi ve tavrından yola çıkıyor.
Ve her iki grup da kendi analizini destekleyecek bolca veri buluyor.
Peki bu nasıl olabiliyor?
Olabiliyor zira, iki farklı “siyasi katman” birbirine fazlaca, hatta bilerek karıştırılıyor.
Şöyle:
İlk katmanda Türkiye''nin yaşadığı değişimin ana istikameti, ana politikası var. Bu zaviyeden bakıldığında Türkiye''nin ekonomide, dış politikada, iç dinamiklerin yaşadığı demokratik nitelikli değişimde ciddi, köklü bir reform sürecini harekete geçirdiği ve göstergelerini her geçen gün daha da yükselttiği dünyanın her köşesinden görülüyor.
Sadece geçtiğimiz 12 ay bile bu bilançoya unsur üzerine unsur ekledi…
Asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşme istikametinde seyri, askerî vesayet düzenindeki gerileme önemli boyutlara ulaştı. Değişim dili demokratik ruha, demokratik beklentilere oranla henüz sınırlı olsa da, Kılıçdaroğlu''nun genel başkan olması, Türkiye''de yaşanan gelişmelerin bir baskısı, bir sonucu olarak doğdu. Referandumda ''Evet'' ve ''Hayır'' oyları arasındaki yüzde 16''lık fark, değişim sürecine yönelik toplumsal desteğin parti aidiyetlerinin ötesine geçtiğini gösterdi. Kürt sorununda siyasi tartışma, çözüm, temas kapısı açıldı.
Şüphe yok ki, tüm bu sahalardaki gelişmeler, inişli çıkışlı yaşanıyor…
Siyasi iktidar hedefe koyduğu askerle ittifaklara gidebiliyor, bu konudaki değişim sürecini ağırdan alabiliyor, Kürt sorununun da asayişçi politikalara çarkettiği dönemler olabiliyor. Gençlik hareketlerine, sokağa karşı dozu kaçan sertliklerle, talep edilmesinden tedirginlik duyan ataerkil vurgularla sıkça karşılaşabiliyoruz.
Geçtiğimiz yıl bunlara da tanıklık etti.
Ancak demokrasi hedefli, toplumsaldan ekonomiye kadar uzanan değişim hattı, esas olarak karşımızda duruyor.
İlk katman bu…
Şimdi gelelim ikinci katmana…
“Ülke otoriterleşiyor, bu demokratik değişim değil, iktidarın el değiştirmesidir” diyen kesime…
Söylediklerine nasıl ve nereden malzeme bulduklarına…
Bu katman (basın sahasında yaşanan yapısal değişiklikleri, çift yönlü aşırı taraflaşmayı ve gazetecilikten uzaklaşmayı bir yana bırakacak olursak) daha çok sıcak siyaset, partiler arası ilişkiler, liderlerin üslubu ve tavrı üzerinden karşımıza çıkan sıcak gündemle oluşuyor.
Bu katmanın üslupla, sert siyasi mücadelelerle, eleştiriden çok siyasi iktidarın canına kasteden bir dönemin çarpık yayın politikalarının sonuçlarıyla, siyasi liderlerin ve özellikle iktidardaki siyasetçilerin psikolojik durumuyla, zihniyetiyle, siyasi meseleleri aşırı kişisel bir algıya hapsetmeleriyle yakından ilgisi var.
Öyle ki, zaman bu tür unsurlardan oluşan çıkışlar, gerginlikler esas değişim sürecini gölgeleyebiliyor.
Asıl siyaset gündelikten, gündeliğin ürettiği, ülkeye has ataerkil ve otoriter kokulardan, vurgulardan oluşuyormuş gibi bir hava oluşuyor.
Endişeli yorumcuların malzeme deposu da burası…
Bunların, bu katmanın bir sorun oluşturduğu gerçek…
Bu sorunun özgül ağırlığı daha da artabilir…
Ama yaşanan değişim sürecini bu noktalara kilitleyerek bir iktidar oyunundan ibaret sanmak Türkiye''yi anlamak açısından yapılacak büyük bir hatadır.
Türkiye politik ve sosyolojik açıdan sadece zamanın ruhuna uygun davranan değil, aynı zamanda bu ruhu üreten ülkelerden birisidir…
Bunu elbet üslup, zihniyet ve yöntem değişimi de takip edecektir…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.