
Sevgili Kürt kardeşim,
Biliyorum; sen epeydir bu “kardeş” kelimesinden hazzetmiyorsun. En başından yazayım: Sana “kardeş” derken, bunu ne kibirle, ne tepeden bir bakışla, ne de bir “ağabey” duruşuyla yazıyorum. İnsan ikizine “kardeş” derken hangi hissiyatla söylerse, inan ben de sana “kardeş” derken aynı hissiyatla, aynı samimiyetle sesleniyorum.
Senin de dikkatini çekiyor mu? Önce kelimelerimize, yani dillerimize saldırdılar. Sen Kürtçe konuşurdun, ben Türkçe; ama bu, iletişim kurmamızı engellemezdi. Zira ikimiz de, lisanlarımızın üzerinde bir gönül diliyle, daha doğrusu, “Müslümanca”yla konuşurduk.
Çelik ve barutun milletleri ve medeniyetleri yıkamadığını söylerler; El Hakk doğrudur. Onun için de en başta dillere saldırırlar.
Sanma ki saldırıya uğrayan sadece senin dilindir, sadece Kürtçe'dir. Benim dilim, Türkçe, seninkinden daha fazla saldırıya uğramış, daha fazla zulme maruz kalmış, kelimelerinden, kavramlarından, musikisinden, estetiğinden, derinliğinden, yani ana damarlarından koparılmıştır.
Sen Kürt, ben Türk lisanlarıyla konuşsak da, bizi lisanlarımızdan vurmak isteseler de, bir asır boyunca gönül dilimizi onlara teslim etmedik, aynı istikamete baktık, aynı kıbleye yüz koyduk.
Ne kutlu bir mücadele verdik birlikte!.. Gönül dilimize, inancımıza, kutsallarımıza, birlikteliğimize saldıranlara inat, nasıl da imanımızı çoğalttık!..
16 Temmuz sabahında, uçaklar, tanklar ve silahlı hainler, yani çelik ve barut milletin iradesi karşısında, milletin iman dolu göğsü karşısında paramparça olmuştu.
Genel Kurmay ve TBMM'nin önü, yeni günün ilk ışıklarıyla aydınlanırken, şehit ve gazilerimizin mübarek kanları ışıldamaya başladı.
Daha o anda, o mübarek kanın, istikbalimizi aydınlattığına yürekten inandım.
Yanılmadım... Ankara Kızılay'da, Külliye'de, Kısıklı'da, Taksim'de, Sakarya'da, Diyarbakır'da, Batman'da, Van'da, 81 vilayetin her birinde, Dombra ile Grup Tillo aynı coşkuyla dinlenirken; o meydanlar bayrağımızla, ortak bayrağımızla, bizim, hepimizin bayrağımızla kızıla boyanırken umudum tazelendi, “Elhamdülillah” dedim.
“Allah'ım” dedim, “bir gavur uşağı gavurun, Fetullah Gülen'in şirretiyle, sen hem bize ders verdin, hem de Türk ile Kürt'ü yeniden gönül dilinde buluşturdun, sana sonsuz hamdü senalar olsun” dedim.
Sevgili Kürt kardeşim,
Recep Tayyip Erdoğan, 2005 yılında, 2009 yılında, 2011 yılında, bütün tehditlere, bütün saldırılara, tuzak ve kumpaslara göğüs gererek, Türk ile Kürt'ü tekrar kucaklaştırmanın samimi mücadelesini verdi.
15 Temmuz, işte bu kucaklaşmayı engellemek isteyenlerin en son ve en kanlı saldırısıydı.
Gönül dilimizi yıpratsalar da, henüz gönül gözlerimizi kapatamadılar. Senden, olan bitene gönül gözüyle bakmanı özellikle istiyorum.
Bu PKK, Fetullah Gülen'in de DAİŞ'in de öz be öz kardeşidir.
Bunlar, Ahmet Arif'in deyimiyle, “engereklerdir, çıyanlardır”.
Hele bir geriye dönüp bak: Müslüman kanı dökmekten başka ne yaptılar? Kürt, Türk, Arap kanı dökmekten başka ne yaptılar?
15 Temmuz hezimetiyle Fetullah ve onun efendilerinin planları suya düştü. PKK'nın şimdi, tam da şimdi, çocuklara kıyıyor olması, suya düşen planı diriltme çabası değildir de nedir?
PKK'nın saldırıları, yarım kalan bir darbeyi tamamlama yönünde beyhude bir çaba değil de nedir?
Asker üniformalı Fetullahçılarla, PKK'nın on yıllardır ortak hareket ettiğini, Türk ve Kürt kanı akıtarak efendilerine hizmet ettiklerini daha net görmüyor muyuz?
Gavurun emrinde hareket eden, gavurun kılıcını sallayan bir örgütten, Müslüman'a, Müslüman Kürt'e bir fayda gelebilir mi?
Batı'nın, Müslüman Kürt'e iyilik yapabileceğine inanıyor olamazsın.
Şehitler Köprüsü'nde Abdullah Tayyip Olçok'u Fetullah'ın teröristleri katletti; Fırat Simpil'i, Yasin Börü'yü, Hüseyin Utku'yu PKK'nın teröristleri katletti. Hepimiz üzüldük, ama gavur sevindi.
15 Temmuz gecesi, Kürt, Türk, Arap; hepimiz nasıl da tankların önüne çıktık, nasıl da bombalara kafa tuttuk, nasıl da kurşunlara kafa attık? Vatanımız ve bayrağımız için günlerce ne güzel bir nöbet tuttuk?
Ne diyor Recep Tayyip Erdoğan? “Öleceksek, adam gibi ölelim!”
Allah hepimize uzun ömürler versin; ama, öleceksek de, adam gibi ölelim.
Şimdi sıra sende. Gavurun uşakları, gavurun kalaşnikofları, gavurun planları karşısında Kürt yiğitliğini sergilemenin, “öleceksek adam gibi ölelim” deyip yaşamanın ve yaşatmanın sırası sende.
Çocuk öldürenlere, Kürt öldürenlere, Müslüman öldürenlere ezanların, salaların, tekbirlerin eşliğinde kutlu bir itirazın sırası sende.
Fetullah'a hep birlikte “edi bese”, “yeter artık” dedik; şimdi Fetullah'ın kardeşi PKK'ya aynı yürekli çıkışı yapma sırası sende.
Bilesin ki, bu Fetullah, PKK, DAİŞ ve onların ipini elinde tutan efendileri için en iyi Türk, ölü Türk'tür, en iyi Kürt, ölü Kürt'tür, en iyi Müslüman da ölü Müslüman'dır.
Gel, ortak dilimize, gönül dilimize yeniden sahip çıkalım; gel Kürt kardeşim, kucaklaşalım, helalleşelim. Gel Kürt kardeşim, bu toprağı, bu vatanı, bu devleti, hepimizin olacak şekilde yeniden birlikte inşa edelim.
16 Temmuz şafağında şehitlerimizin kanıyla ufkumuzu aydınlatan, Kürt ve Türk bizi tekrar kucaklaştıran, gönül dilimizi bize tekrar bahşeden Allah'a şükürler olsun.
Allah'a emanet olasın sevgili Kürt kardeşim; baki selamlar...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.