
Kur''an-ı Kerim meâllerinin içler acısı durumu ortada. Hâlâ muteber bir çeviriye sahip değiliz. Lâyık değiliz çünkü.
Millet olarak lâyık olduğumuz ve dahî lâyıkını bulduğumuz, en nihayet bir takım tüccarların hırs u tamâları ile bir takım cühelânın heveskârlıkları...
Hepsi bir takım. Hepsi birer takım. Tahlil ettim. Tashih ettim. Hem de yıllarca. Tenkid ettim. Tefsir ettim. Bedelinde bir ömür verdim. Ömrümü verdim. Ömrümü, yani bütün ümidimi.
Zavallı millet. Sattığından da memnun, aldığından da.
Yârânı uyarıp uyarmamanın bir mânâsı yoktu. Ben de bütün huysuzluğumla, bütün hırçınlığımla, hâsılı bütün hicranımla aradan çekildim.
Sustum.
Milli şairimiz Mehmed Akif hakkındaki iftiraları da tek tek tashih ve tenkid etmek faydasız artık. Düzeysizlik bir tek Akif''in hasımlarının alâmeti değil ki. Akif''in hasımlarının yetersizliği, seviyesizliği, ve dahî işbitiriciliği diğerlerinden hiç de farksız değil.
Mahalle, aynı mahalle. Sadakatsizlik, laubalilik, basitlik tüm nâdânın ortak vasfı.
Yeni Şafak sayfaları, ''tenbih'' adına akıttığım mürekkebin en büyük tanığı. Akif''in ve/veya millî değerlerin hasımlarıyla mücadele etmek, tek tek hatalarına işaret etmek, iftiralarına cevap vermek kolaydı.
"Bir Kur''an Şairi"yse bir öfkenin temessül ve tecessüm etmiş hâlidir. Yazarını meydanda tek başına bırakıp kaçanlar, kaçmakla yetinmeyip sıcağı sıcağına cepkeninden fişeklerini, gümüş tabakasını, kehribar tesbihini aşıranlar kimlerdi sanıyorsunuz? Cephedeki yoldaşları. Tatsız tutsuz ah o ''mahmur'' yoldaşlar. İşini bilir, keyfini bilir, o umarsız, o densiz, o donsuz yoldaşlar!
Yıllardır ''Safahat'' neşirlerine ve sadeleştirmelerine ilişmememin sebebi, bir Akif sevdalısının, bir Akif dostunun, bir Safahat işçisinin, yani Ertuğrul Düzdağ beyin, o her türlü takdirin fevkinde addedilmesi lâzım gelen kıymetli neşir faaliyetleriydi.
Nazarımda, Safahat emin ellerdeydi. Dolayısıyla çeşitli boyutlarda ve özelliklerde neşri yapılan Safahat baskılarına ulaşmak ciddi, gayr-ı ciddi okur için hiç de zor değildi. Eh, bu arada bir iki ehliyetsizin yaptığı neşirler de matbuatın cilvelerindendi. Hiçbirini tenkide lüzum görmedim. Çükü tenbih ve tenkidin lüzumu da yoktu, faydası da.
Kemal Bek''in Bordo-Siyah yayınlarından çıkan "Özgün diliyle ve günümüz Türkçesiyle iki dilli basım"ını görmezlikten gelmemin sebebi buydu.
Kamil Eşfak Berki''nin bu neşirle ilgili övücü iki yazısını ise henüz farketmiş bulunuyorum:
— "Cesur bir adam çıktı ve büyük bir iş yaptı: Kemal Bek. (...) Bir solukta tüm Safahat''ı okumamızı sağlıyor."
— "Kemal Bek''in ''akan'' Türkçe''ye uyarak ortaya koyduğu Safahat''da yeryer aşırı sadeleştirmeler var. Bunlara katılmak pek olanaklı değil. Dün de dediğimiz gibi, bu anlayışta bir yayının pratik değeri tartışılamaz. Âkif''in şiirini baştan aşağı, "bir solukta" okumak imkânını sağlıyor." (Milli Gazete, 28-29 Ekim 2007)
Belli ki tanıtıcı, tanıttığı kitabı okumamış. Okumuş olmasına ihtimal vermiyorum, zira böylesi ''bir'' soluğun mevcut olabileceğine ihtimal veremiyorum. Safahatla ünsiyeti olan hiç kimse tahrif dolu bu ticarî metâı binbir solukta bile okumayı beceremez. (Bir solukta okumak, ''okumamak'' demektir.)
İki ay önce Hürriyet gazetesinden Doğan Hızlan da bu neşir hakkında bir tanıtım yazısı yazdı. Hatırlayalım:
— "Ordu Valiliği''nin yayınladığı kitapları sevgili dostum Oktay Ekşi bana getirdi. Doğrusu Ordu Valisi Dr. Said Vakkas Gözlügöl''ün bu dengeli ve Türkiye''nin beklediği anlayışı temsil eden yayın politikasını, seçimini takdir ettim.
Cumhuriyetin 83. yılı armağanı olarak Kemal Bek''in hazırladığı Kemal Atatürk''ün Nutuk''unu yayımlamışlar, Cumhuriyetin 84. yılı armağanı olarak da Kemal Bek''in hazırladığı Mehmet Akif Ersoy''un Safahat''ını armağan etmişler.
İKİSİ de mutlaka okunmalı. Türkiye''yi, tarihimizi, insanımızı anlamak için iki temel kitap. Valiliklerin, belediyelerin bu anlayışı yansıtan yayın yapmalarını dilerim." (Hürriyet, 28 Aralık 2007)
Belli ki Doğan Hızlan da okumadan yazmış. Özeti: ahbab kelâmı.
Valiliklerin ve Belediyelerin kitap dağıtma işine soyunmaları ne güzel! Bu dağıtma işinin bir ticarî (alış-veriş) boyutu var ama, olsun! Maksat hizmet. Peki bir kitabı yayıma hazırlamak ve neşretmek için gerekli olan bilimsel ölçütler nerede? Hele hele bu eserler Nutuk ve Safahat gibi siyasî ve edebî tarihimizin önemli metinleri ise!
Yayıncıya diyecek bir şeyimiz yok. Ticarî olarak buluşu, düşünüşü birinci sınıf! Hem Nutuk, hem Safahat. Tam isabet. Peki bu kârlı düşüncenin ilmî tarafı, muhakkak riayet edilmesi gerekli bilimsel koşulları nerede?
Sözümona gayretli Valiler ile Belediye Başkanları, yayımları itibariyle biraz hesaba çekilecek olsalar, "Biz o işlerden anlamayız" demek zorunda kalacaklar ve fakat bu toprakların çocukları, ''devir''in çoğulu olan "edvar" (dönemler) kelimesini bile ''duvarlar'' diye sadeleştirecek kadar beceriksiz bir heveskârın insafına terkedilecek. Yazık. Çok yazık.
Yarın Safahat''ın şu ''velâyet'' altına alınmak istenen sadeleştirmesine biraz yakından bakmayı deneyeceğim. Çünkü Akif''i Akifçilerden, Atatürk''ü Atatürkçülerden koruyan bir "ciddiyete davet yasası" yok ülkemizde.
Varolan, bir tek ızdırabın şahsiliği, vicdanınsa umumiliği.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.