Utanmak erdemdir!

00:0025/01/2000, Salı
G: 11/09/2019, Çarşamba
Dücane Cündioğlu

"Çok iyi Arapça bilirim, Arap edebiyatına tamamen vâkıfım. İngilizcem de var. Türkçem çok kuvvetlidir. Sizden münasip bir vazifeye yerleştirilmem hususunda tavassutunuzu ricaya geldim."1947 yılında dile getirilmiş bu sözler Emin Akif Ersoy''a ait... Talihsiz genç iş arıyor, ama bulamıyor. Babasının vefatının 11. yılında ihtifal (anma töreni) hazırlıkları yapılırken Nusret Safa Coşkun''un yazıhanesine geliyor ve kendisine bir iş bulması için yardımcı olmasını istiyor.-"Hâl-i hazırda çok mağdur durumdayım.

"Çok iyi Arapça bilirim, Arap edebiyatına tamamen vâkıfım. İngilizcem de var. Türkçem çok kuvvetlidir. Sizden münasip bir vazifeye yerleştirilmem hususunda tavassutunuzu ricaya geldim."

1947 yılında dile getirilmiş bu sözler Emin Akif Ersoy''a ait... Talihsiz genç iş arıyor, ama bulamıyor. Babasının vefatının 11. yılında ihtifal (anma töreni) hazırlıkları yapılırken Nusret Safa Coşkun''un yazıhanesine geliyor ve kendisine bir iş bulması için yardımcı olmasını istiyor.

-"Hâl-i hazırda çok mağdur durumdayım. Elimden tutulması lâzım. Maddî-manevî müzaherete ihtiyacım var."

Nusret Safa ekliyor: Muhtelif işlerde bulunmuş, şimdi boşta ve ihtiyaç içinde bir otel köşesinde kimsesiz ve her türlü alâkadan mahrûm günlerini geçiriyormuş...

Akif''in oğluna iş bulup bulamadığını bilemiyoruz ama Nusret Safa fırsat bu fırsattır deyip bir röportaj yapmayı ihmal etmiyor... Nitekim biz de tafsilatı 25 Aralık 1947 tarihli Memleket gazetesinden öğreniyoruz.

Akif''in metrukâtıyla ilgili şu bilgilerin araştırmacılar için çok heyecan verici olduğu muhakkak:

-"Senelerce, onunla Mısır''da başbaşa yaşadık. Benden başka muhatabı yoktu. Son yazıları bendedir. Bunların içinde tasavvufa ait olanları da var. Kendisi neşirlerini istemedi. Fakat neşri edebiyatımıza kazandırılmak istenilirse, ruhundan af dileyerek neşrinde bir mahzur görmeyeceğim. Bu eserleri edebiyata kazandırmak sûretiyle îfa edeceğim hizmetten duyacağım huzur, peder sözü dinlememekten mütevellit çekeceğim azaptan daha kuvvetli olacaktır."

Bu metrukât yayımlanmadığına göre, acaba âkibeti ne oldu? Telif ücreti karşılığında, mağduriyet içinde yüzen Emin Akif''ten bunlar satın alınmış olabilir mi? Alındıysa kimler aldı ve niçin üzerinden yarım asır geçtiği halde günyüzüne çıkmadı? Emin Bey''in kendisinde kaldıysa, yaktı mı, yoksa güvendiği birilerine mi emanet etti?

Bu suâllerin cevabını bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir cihet var ki o da Emin Bey''in 1948''de babasının Millî Mücadele yıllarıyla ilgili hatıralarını yazıp yayımladığıdır. O hatıraların sonunda, babasının -önemli bir kısmı meçhûlümüz olan- Mısır''daki yıllarıyla ilgili hâtıralarını da yazacağını va''detmiş ve fakat bu va''d nedense (!) tahakkuk etmemiştir. Daha sonra, kendisini bulan bir baba dostu tarafından Bursa''da bir çiftliğe yerleştirildiği evlenip mazbut bir hayat yaşamaya başladığı ve fakat zevcesi vefat edince tekrar kimsesiz kalıp o içler acısı hayatın içine düştüğü biliniyor. En nihayet 1966 yılının sonlarında akılhastahanesine düşmüş ve Tophane''de geceleri içinde yattığı karoserin içinde bir sabah (27 Ocak 1967) ölü olarak bulunmuştur.

Kendisi şöyle diyor:

-"Babamın bir kusuru vardı. Çok fazla itimad ederdi. Bu yüzden pekçok nankörlükler görmüş, kırılmıştır. Diyebilirim ki ben, en sevdiği bir tane oğluna fazla itimad etmesi, hayatta başarısızlığıma âmil olmuştur."

Söyleşinin son bölümü ise sadece hüsranımızı artırıyor:

-"[Akif''in] ayın 27''sinde yapılacağını sandığı ihtifalinde söz söylemeye hazırlanırken, ihtifalin Eminönü Halkevi''nde yapılmak üzere olduğunu öğrenince, tehâlükle yerinden sıçradı, "Gitmeyelim!" dedi. Fakat birdenbire durakladı:

-Bu kıyafetle doğru olur mu dersiniz?

Kendisine şu cevabı verdim:

-Herhalde bundan utanması lâzım gelen siz değilsiniz."

27 Aralık 1999''da Akif''in kabri başında unutulan bir imza defterine -muhtemelen bir kız öğrenci tarafından- yazılan şu satırlar, tüm vicdan sahiplerinin hislerine tercüman olacak nitelikte...

-"Üşüyorum... saat dörtbuçuk... iftar vakti yaklaşmakta... ilk kez geliyorum sana... yanındayım... ilk kez geldiğim için utanıyorum... geldim... hâlâ utanıyorum..."

Utanmak erdemdir!