Engelli mi özürlü mü?

00:007/12/2012, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Faruk Beşer

Önce isimlendirme üzerinde durmalıyız. Engelli sayılan insanlar var, sayılmayanlar var. Birileri kendilerini tam kabul edip diğerlerine engelli diyorlar. Engelli dediklerini de engellerine göre derecelere ayırıp birinci derece, ikinci derece... engelli diyorlar. Bazıları da engelli yerine özürlü demeyi tercih ediyorlar.Doğrusu her iki isimlendirme de bana rahatsız edici geliyor. Kim neye göre ne kadar engellidir? Ya da özürlü olma nereden başlar? Kendilerini engelli ya da özürlü saymayanlar her

Önce isimlendirme üzerinde durmalıyız. Engelli sayılan insanlar var, sayılmayanlar var. Birileri kendilerini tam kabul edip diğerlerine engelli diyorlar. Engelli dediklerini de engellerine göre derecelere ayırıp birinci derece, ikinci derece... engelli diyorlar. Bazıları da engelli yerine özürlü demeyi tercih ediyorlar.

Doğrusu her iki isimlendirme de bana rahatsız edici geliyor. Kim neye göre ne kadar engellidir? Ya da özürlü olma nereden başlar? Kendilerini engelli ya da özürlü saymayanlar her türlü engeli aşabilen, ya da hiçbir özrü bulunmayan insanlar mı? Kendi ideolojik ve duygusal kozasına sıkışıp, bazı temel gerçekleri bile göremeyenler engelli sayılmayacaklar mı? Yani bir zihin özürlüler varsa bir de akıl özürlüler var, diyemez miyiz?

O halde engellilik denen şey göreceli bir durum ve herkeste ya diğer insanlara göre, ya da diğer varlıklara göre bir derece engellik olabilir.

Sonra engellenilenlere ne diyeceğiz? Mesela temel hak ve özgürlükleri ellerinden alınıp, inancının gereğini yaşayamayanlar, kamusal alan denip başörtüsü takmasına bile izin verilmeyenler de engelli değil mi?

Bunu bırakalım ama bence özürlü nitelemesi de engelliden daha masum görülmüyor. Hatta daha rahatsız edici diyebiliriz. İnsanları varoluşsal olmayan niteliklerle böyle kategorilere ayırmak isabetli olmasa gerek.

En iyisi bunu kendilerine sormak lazım dedim ve bir âmâya sordum, bu iki isimlendirmeden hangisi sizce daha doğru, dedim. Hiçbiri doğru değil dedi. Peki, ne denmesini istersiniz dedim. Mesela gözleri görmeyen desinler diye cevap verdi. Sonra düşündüm, Kuranı Kerim de bu meseleye değinmiş, bu gün engelli denen insanların hukukuna şaşıracağımız derecede yer vermiş. İsimlendirirken de mesela şöyle söylemiş: "Bu konuda âmânın, topalın ve hastanın bir yükümlülüğü yoktur". Yani tıpkı bu arkadaşımızın dediği gibi, özelliği doğrudan söylemiş. Eğer bu kelimelerde bir anlam kayması olmamışsa bunları bu gün de aynen kullanmamızda bir sakınca var mıdır? Bunu muhataplarına sormak lazım.

Elbette benimki gibi bir kişi ile istatistik yapılmış olmaz, ama isimlendirirken bile bu insanları rahatsız etmemek, onları varoluşsal bir kategori kılmamak için isimlendirmeyi onlara sormaya değer; nasıl isimlendirilmek istersiniz diye. Aslında bunu söylerken bile paradoksal olarak yine "onlar" dediğimizin farkındayız. Ama bu, meramımızı ifade edememekten kaynaklanan bir zorunluluk.

Sözgelimi, âmâ kelimesinin Türkçesi "kör". Ama bu kelime anlam kayması yaşamış, aşağılayıcı şekilde de kullanılır olmuş. Mesela hiç yapılmayacak bir sakarlık yapana, "kör müsün be adam!" denir. O halde bunun kullanılmasının, en azından şimdilik hoş görülmeyeceğini söyleyebiliriz. Oysa âmâ kelimesinde bu olumsuzluk gözükmüyor.

O halde mesela bir dernek ya da sosyal işlerle ilgilenen bir bakanlık böyle bir araştırma yapmalı ve bu kardeşlerimizin incinmeyeceği bir isimlendirme bulmalı ki, onlara destek amacıyla çabalarken bile onları kırmayalım.

Ben şahsen normal denen insanlara göre belirgin bir arızası olan kardeşlerimizin o arıza ile isimlendirilmesinin doğru olacağını sanıyorum, âmâ gibi. Yine de, onlara sormak lazım.

Bu durumda karşımıza çıkacak zorluk, zihin özürlü denen insanları isimlendirmemiz olacaktır; onlara ne diyeceğiz? Onların isimlendirmeden derdi olmadığı için "özürlü" mü diyeceğiz? İlginçtir ki, "mecnun" kelimesini bir tarafa ayırırsak Kuranı Kerim"in bu konuda nispi özrü olanlara doğrudan bir ad vermediğini görürüz.

İslam"ın engellilere bakışını anlatalım derken isimlendirmede takılıp kaldık. Pazar günü ve sonraki yazılarımızda bu konuyu ele alacağız.