
Rahmetli Erol Güngör"ün "İslam Tasavvufunun Meseleleri" adlı bir kitabı vardı. Objektif ve ilmî bir üslupla yazıldığı için eleştirileri hücuma uğramadı, hüsnü kabul gördü. Bugün böyle kitapların yeniden güncellenmesi gerekir. Neden?
Çünkü tasavvuf denen bir dünya, ya da bir anlama ve yaşama biçimi var. Bunu yok saymak mümkün değil. Ama nasıl anladığınıza ve nereden baktığınıza bağlı olarak bu dünya için çok farklı şeyler söyleyebilirsiniz. Uygulanmasındaki bazı aşırılıklara bakarak onu şirk sayabileceğiniz gibi, yetiştirdiği yüce ruhlara bakarak ona manevi hissedişin sanatı ve İslam"ın özü de diyebilirsiniz.
Farukî"nin şu mealde bir sözünü hatırlıyorum: "Tasavvuf gönülleri fethederek İslam"ın en uzak diyarlara kadar taşınması ve oralarda hüsnü kabul görmesinin şerefini taşıdığı gibi, pek çok yerde bâtıni ve sapık düşüncelerin yayılmasının, insanın insanı ilahlaştırmasının ve İslam ümmetinin geri kalmasının da sorumluluğunu üstlenmelidir".
Bu durum tasavvufun hem suiistimalini he de gücünü de gösterir. Ya da salt aklın ve yegâne algı aracı duyular olan bilimin karşısında, gönlün ve hissedişine bir sınır olmayan duyguların kudretine de işaret eder. Bu her iki alanın varlığı da bir gerçeklikse, insan hayatında her ikisinin de gücü nispetinde temsil edilmesi gerekir. Aslında bunu diktatörlüğe kalkışmayan akıl da kabul eder.
Ne var ki, bilimin gücü madde ile sınırlıdır, aklın gücü de bilgiyle. Duyguların gücü ise sonsuz ve belirsizdir. Bu sebeple duygular vahiy ile zapt edilmezse insanı, kendisini en muktedir ilah bilmesine kadar götürür. Ama vahyin kontrolünde olursa fonksiyonunu sağlıklı olarak icra eder. "Kontrolsüz güç güç değildir", musibettir.
Aslında akıl bunu da kabul eder. Ama nefis ve şeytan da kendilerine düşeni yapma sevdasında ve çabasındadır.
Bu yüzden, "tefakkuh etmeyen tasavvuf zındıklığa götürür" demişlerdir. Tefakkuh, kelamullahı anlamanın ve onun çizdiği sınırlar içinde yaşamanın adıdır. İşte fıkıh da budur. Zındıklık ise din kisvesi altında yoldan çıkmanın adıdır.
Aslında hakkıyla yapılan tefakkuh, tasavvufu da içerir. Bu yüzden Gazali kendi zamanı için haklı olarak "fıkıh" kelimesinin içinin boşaltıldığından ve artık mesela akdin, yani hukuki bir sözleşmenin şartlarını ezberlemekten ibaret görülmeye başlandığından yakınır.
İşte bendeniz, bütün aczimi itirafla birlikte, tasavvufun gücünü gördüğüm için sık sık bu konulara giriyorum. Oysa aslında tasavvufu bizzat ehli tasavvufun savunması ve sapmalara öncelikle onların işaret etmesi gerekir. Çünkü mesele öyle bir hal aldı ki, her ne çizgide olursa olsun, tasavvuf adına ne yapılıyor, ya da ne söyleniyor olursa olsun, onu eleştirme Allah"ı inkâra denk bir günah sayılıp saldırı sebebi yapılıyor. Bu sebeple hiç kimse de böyle bir riski göze alıp kaşınızın altında gözünüz var diyemiyor. Sonuçta bundan zararlı çıkan da yine öncelikle tasavvuf ve tarikatlar oluyor. Onun için çürükleri önce onların ayıklaması gerekir diyoruz.
Ama diğer tarafta ya şartlanmış bir tasavvuf düşmanlığı, ya da bana bulaşıp canımı sıkmasınlar diyen bir sessizlik ve aldırmazlık hâkim.
Çünkü ehli tasavvuf, bazen tasavvufun çok detay konularından olan rabıta, istiğase, tevessül gibi meselelerde o kadar duyarlı oluyor, karşı çıkanlara o kadar tepki gösteriyorlar ki, İslam"ın temel meselelerini inkâr edenlere bu tepkinin öşrünü bile çok görüyorlar. O halde dengesiz bir durumla karşı karşıyayız demektir.
Bununla birlikle diğer İslam ülkelerinde farklı tasavvuf anlayışları da var. Mesela Mağrib"de, Moritanya"da tasavvufi merkezler aynı zamanda ilim merkezleridir.
Şimdi önce ilgili olan herkesin bildiği şu mütearifeyi tekrarlayarak başlayalım: Tasavvuf ve tarikat birbirinden farklı şeylerdir. Tasavvuf Hz. Peygamber"den beri var olan bir anlama, yaşama ve hissediş biçimidir. Nefis tezkiyesi, züht, takva ve ibadet eğitimidir. Tarikatlar ise onun farklı zamanlarda farklı üstatlar elinde aldığı değişik şekiller, ya da tasavvufun mezhepleridir. Tıpkı fıkıh denen ilmin farklı mezheplerinin olduğu gibi. Birinin bulunmasında problem yoksa diğerininkinde de olmamalıdır.
Kısaca tasavvuf genel bir tabirdir, tarikat ise onun farklı pratikleridir.
Bu minval üzere bir süre devam etmek istiyorum. Bakalım nereye kadar gidebiliriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.