
I-
Onlarla açık havada, mini Beltur’da karşılaştım. Telefon konuşmama tanık oldular ve muhabbet oradan ilerledi. Tanışmıyorduk. 20 dakikalık konuşmanın ardından yine tanışmadan ayrıldık. Tanışmak aynı istikamete bakmaktır. Bir anlığına dahi olsa aynı istikamete bakmak.
Kulak misafiri oldukları konuşmamın teması şuydu: Okullarında konferans vermemi isteyen bir idareciye, bütün bir okul ya da sınıfa değil, 15-20 kişiyi geçmeyen bir gruba seminer vermeyi önerdim. İlk dersin arkasından öğrencilerin ilgisine göre ayda bir defa, hatıra, hafıza, zaman ve mekâna dair edebî metinler üzerinden okuma atölyesi yaparız, dedim. Tahmin edeceğiniz gibi idareci bunun çok zor olduğunu, öğrencilerin dikkatini toplamanın mümkün olmadığını, hele hele böyle ağır konuları asla dinlemeyeceklerini söyledi.
Şöyle yapsaydım sorun yoktu: Bütün bir okulun karşısında konuşmaya çalışıp, öğrencilerin pek azı dinlediği, çoğunluk gürültü yaptığı ve cep telefonuna baktığı için ara ara onların dikkatini toplamak üzere onlara iltifatlar edip başka okullardan, başka gençlerden ne kadar farklı ve özel olduklarını tekrarladıktan sonra öğrencilerle dolu olan salonda çekilmiş birkaç kare fotoğraf, plaket ve çiçek takdim etme seremonisi ile günü tüketsem... Ve bir faaliyetin başarı ile geçtiğini ispatlamak üzere sosyal medya hesabından paylaşılan fotoğraflar...
Siyasetçisinden sanatçısına, akademisyeninden sivil toplum mensubuna kadar herkesin yaptığı bu değil mi?
Telefondaki yönetici ile yaptığım konuşmaya müthiş bir alınganlıkla “kulak hırsızı olmuş”, sonradan tarih öğretmeni olduğunu öğrendiğim genç hanım “Siz yanlış yoldasınız.” dedi. “Öğrencileri tanımıyorsunuz, bizim ne kadar zor şartlarda öğretmenlik yaptığımızı bilmiyorsunuz. Dünya sizin bildiğiniz dünya değil artık. Sizin zamanınızdaki gibi değil hiçbir şey.”
Onun bıraktığı yerden mesai arkadaşı devam etti. İlahiyat Fakültesi mezunu, 15 yıldır idarecilik yapan bir bey. Beni bilgilendirdiler. “Yeni gençlerden, yeni sorunlardan” bahsettiler. Velilerin ne kadar şımarık olduğunu örneklendirdiler. Şaşırmam için oldukça çaba sarf ettiler. Şaşırmadığımı görünce “Dinlerken kolay tabii, içinde olsanız bir saat dayanamazsınız.” dediler.
Bir arkadaş ile buluşacaktık. Ben onlarla konuşurken gelen mesajı görmemişim: “Marmaray arızalı diyorlar, yarım saattir bekliyorum. Eylem ihbarı varmış. Eve dönmeye karar verdim. Beklettiğim için özür dilerim. Başka bir gün inşallah.”
Gelecek olan artık gelmeyeceğine göre beklememe gerek kalmadı. Mesleğinden müşteki öğretmenleri, günün nasibi bildim. Yanlarından ayrılırken tarih öğretmeni genç hanıma “Öğrencilerinizle sergi geziyor musunuz?” diye sordum.
“Ne sergisi! Hem de öğrencilerle...” dediler ikisi birden.
“Siz geziyor musunuz?”
“Anlatamadık! Öğretmen olmak insanda yaşama enerjisi bırakmıyor.”
Hiç dikkate almayacaklarını bildiğim halde yine de söyledim: “Beyazıt Yazma Eserler Kütüphanesi’nde mayıs ayının sonuna kadar devam eden bir sergi var. Türkiye’de ilk defa düzenlendi: Sancak Mushafları Sergisi. Meraklı bir iki öğrencinizi ödül olarak bu sergiye götürebilirsiniz. Tarihî dizileri seyretmeyi seven öğrencileriniz için ilginç bir deneyim olacaktır.”
Nasıl bir sergi diye merak etmelerini beyhude bekledim elbet. Nezaketen serginin adını not almalarını filan...
Öğretmek zordur ancak öğrenmeyi öğrenmemişler için öğretmek imkansızdır. Bu iki öğretmen, öğrenmeyi öğrenmek bahsine hiç girmeden diploma sahibi olmuştu.
Milli Eğitimin en önemli meselesi, mesleğini aşk ile yapan öğretmenlerle mesleğini sadece maaş için yapan, aldığı maaşı da beğenmeyen öğretmenleri birbirinden ayıracak kritere sahip olamaması.
Günlük hayatta, özellikle minibüste öğrenci ve öğretmenlerin konuşmalarına tanık oluyorum. Kötüyü ortaya getirmemek için tanıklığımı cümle cümle kayda geçirmiyor, genellikle bir kavram eşliğinde dosyalıyorum.
Devlet okulunda öğrencilerine ayda dört kitap okutan, sanatsal becerilerini destekleyen, aileler ile irtibat içinde olan öyle öğretmenlerden haberdar oluyorum ki “Bir kaşık maya bir kova sütü mayalar.” diye teselli buluyorum. Toplum için bir kaşık maya hükmündeki o öğretmenlerin, öğrencilerinde bıraktıkları iz üzerinden de kaydını tutamıyorum. Çünkü bu öğretmenlerin adı medyada geçer geçmez kifayetsiz meslektaşlarının hasedine maruz kalma ihtimali var. Nitekim daha önce başıma geldi.
II-
Bazen cümle cümle ilerlemek gerekiyor. Kısa ve vurucu. Şöyle başlayayım o vakit.
1-Öğrenmeye devam etmeyenler bir şey öğretemez.
2-Soru sormaktan vazgeçenler öğrenme heyecanını kaybeder.
3-Heyacanını kaybedenler hayretini kaybeder.
4-Hayretini kaybedenler hem kendilerini hem de etraflarındakileri tüketirler.
Öğretmenler ve akademisyenler üzerinden bu dört önermeyi birlikte düşünelim.
Yanlış anlaşılmasın öğrenmeye devam eden, hayatın değişim hızını takip eden, öğrencilerine faydalı olmak için çırpınan öğretmenlerimiz var çok şükür. Ancak bu öğretmenlerin desteklenmesi, takdir edilmesi, örnek gösterilmesi lazım.
Öğretmenlerin öğrenmeye devam edebilmesi için öğrencileri ile düzenli olarak okuma etkinlikleri düzenlemeleri, zaman ve mekân idraki için şehir içi geziler yapmaları önemli. Ancak bunların bütün okul, bütün sınıfın dahil olduğu kitlesel faaliyetler olarak yapılmasından vazgeçilmesi gerekiyor.
Öğretmenlerin, akademisyenlerin, öğrencilerinin ilgi ve isteklerini yakından takip etmeleri, bu ilgileri akademik düzeye, zevk boyutuna taşımaları neden önemli? Okuma zevkinin gelişmemesi ile bağlantılı olarak, yapay zekanın yanlış kullanımının önümüzdeki yıllarda çok ciddi sıkıntılı sonuçları olacak. Kendini ifade edemeyen, ifade edecek kelimeleri sahip olmayan gençler, akademik hayattan sosyal hayata hayatın her safhasını negatif yönde etkileyecek.
III-
Bu hafta “Allah bu acıyı unutturmasın!” duasını dilimizden düşürmediğimiz bir hafta oldu. Önce Urfa, ardından Kahramanmaraş okul saldırısı. Saldırganların adını anmıyorum. Saldırganların adı anıldıkça “şöhret olmak için” pusuda bekleyen devşirilmiş zihinler harekete geçer.
Nitekim Kahramanmaraş’ta öğrencilerine siper olmaya çalışırken hayatını kaybeden matematik öğretmeni Ayten Kara ve dokuz öğrencinin ölümü 19 kişinin yaralanması ülke çapında infial yarattıkça boşlukta salınan hastalıklı ruhlar harekete geçti. Saldırıların ardından yapılan ihbarlar ile Marmaray seferleri aksamalı olarak yapılıyor.
Marmaray demişken... Hizmete ilk geçtiği yıllarda güvenlik kontrolleri en azından görünür bir şekilde iken son yıllarda koca koca bavullar hiç kimse tarafından kontrol edilmeden trenlere yükleniyor.
Hayatın her alanında hüküm süren bir denetimsizlik, korkuyu ve umutsuzluğu mayalıyor.
-Çocuklarımızla birlikte zaman ve mekân idrakini deneyimleyebilmek için birlikte kitap okumak, film seyretmek ve sergi gezmek önemli. Çocuklarımızın duygu dünyasından haberdar olmak için sanatın aynasına ihtiyacımız var.
İstanbul dışında yaşayan ve fazla sergi imkânı bulamayan aileler için sanal sergileri hararetle tavsiye ederim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.