Fırıldak ya da pusula

00:0010/04/2014, Perşembe
G: 12/09/2019, Perşembe
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Gökhan Özcan

Herkesin içinde uyuyan küçük bir zalim var; insanlığımız uyuklamaya başladığında o hemen sinsice gözlerini açıyor.Tarihin en büyük zalimleri bile, daha önce sadece küçük sevimli bir çocuktu. Küçük insanlık imtihanlarını kaybede kaybede büyüdüler, çirkinleştiler, zalimleştiler.Zulmün büyüğü gözler önündedir, ama küçüğü, gündeliği, bizden bize, bizden başkalarına, bizden doğruluğa doğru olanı o kadar kolay görülmez.Zulüm zulümdür oysa, azı azı kadar, çoğu çoğu kadar...Büyük zulmün tepelerine, nice

Herkesin içinde uyuyan küçük bir zalim var; insanlığımız uyuklamaya başladığında o hemen sinsice gözlerini açıyor.

Tarihin en büyük zalimleri bile, daha önce sadece küçük sevimli bir çocuktu. Küçük insanlık imtihanlarını kaybede kaybede büyüdüler, çirkinleştiler, zalimleştiler.

Zulmün büyüğü gözler önündedir, ama küçüğü, gündeliği, bizden bize, bizden başkalarına, bizden doğruluğa doğru olanı o kadar kolay görülmez.

Zulüm zulümdür oysa, azı azı kadar, çoğu çoğu kadar...

Büyük zulmün tepelerine, nice üstünde durulmamış küçük zulüm basamağına basa basa çıkılır.

Kötülüğe doğru attığımız her adım, bize insanlığımızdan çok değerli bir cephe kaybettirir.

Verdiğimiz her kararla kendimize yeniden yeniden yeniden bir istikamet verdiğimizi aklımızda tutmalıyız.

Bugün bulunduğumuz nokta, bugüne kadar verdiğimiz kararların bizim için çizdiği güzergahın varış noktasıdır. Doğrularımız kadar doğru, yanlışlarımız kadar yanlış bir yerdeyiz.

Pek çok insan, teorik doğrular ve pratik yanlışlar arasında bir arafta mahsur kalmış, bir labirentin sonu gelmez kıvrımlarında kaybolmuş hissediyor kendini.

Yön duygumuzu kaybetmiş gibi hissetmemizin en önemli sebebi, doğruyu ve yanlışı sürekli hadiseleri öncesi ve sonrasından kopararak güncel parantezlerle muhakeme etmeye alıştırılmış olmamızdır.

Doğrunun ve yanlışın zamanlar üstü bir tarifinin olması gerekir ki, yaşanan her değişimin ardından oraya buraya savrulmasınlar.

İnsan, doğruyu ve yanlışı günübirlikten, genelgeçerden, yanardönerden arıtarak görebilecek bir berraklık şuuru içinde olmalıdır daima.

Kim olduğumuzu bilmemiz önemlidir. Bu bizi akıntılara kapılarak sürüklenmekten korur.

Kim olduğunu bilmek o kadar kolay değil ama... Hele onlarca ses kulağınıza kim olduğunuzu fısıldıyor, söylüyor, haykırıyorken...

Sükunete ihtiyacımız var, bütün bu kargaşayı susturacak bir sükunete ihtiyacımız var.

Yaşadığımız tutsaklığı, başkalarının çevremize ördüğü aşılmaz duvarlarla açıklamaktan vazgeçmeliyiz en başta.

Bu çorabı biz örüyoruz başımıza! Kapıldığımız, kabullendiğimiz, küçümsediğimiz küçük küçük yanlışlarımızla...

Bize Hak rızasına uygun bir insan inşa edelim diye verilmiş zaman mesela... Kaybettiğimizde yerine koyamadığımız bir şey o! Demek ki, her kaybettiğimizde, kaybettiğimiz kadar eksik bırakacak bizi.

Kendini eksilten bir insanlık anlayışına, zamanı tüketen hayat alışkanlıklarına teslim olmak... Hiç kuşku yok ki, bunun için yaratılmış değiliz!

Peki ne için?

Biliyormuş gibi yapmayı kesip yeni baştan düşünmeye başlayalım mı bu sorunun cevabını.

Yoksa içimizdeki o küçük zalim kemire kemire içimizden tüketecek bizi.

...

Demir parmaklıklar ardında "özgür" 529 insan... Zaman sadece onların yüzlerinde bu kadar parlak, bu kadar aydınlık gülümsüyor.