Hey gidi Şükrü Baba!

00:006/01/2014, Pazartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
Gökhan Özcan

"CHP"yi sarsan ölüm!" başlığının altındaki bir haberde Şükrü Baba"nın acı haberini alacağım hiç aklıma gelmezdi. Hayat böyle akla hayale gelmedik sürprizlerle dolu. Vefat haberini veren haberlerin büyük bir kısmında, "Kemal Kılıçdaroğlu"nun danışmanı" diye nitelenmiş. Daha önce de "Tansu Çiller"in danışmanı" diyorlardı. Biz Şükrü Baba"nın bir "danışman"dan çok daha fazlası olduğunu biliyorduk. Biz, yani hayatının daha ziyade "edebî" kısmını paylaşmış eski tanışları, Yazarlar Birliği"nin eski loş

"CHP"yi sarsan ölüm!" başlığının altındaki bir haberde Şükrü Baba"nın acı haberini alacağım hiç aklıma gelmezdi. Hayat böyle akla hayale gelmedik sürprizlerle dolu. Vefat haberini veren haberlerin büyük bir kısmında, "Kemal Kılıçdaroğlu"nun danışmanı" diye nitelenmiş. Daha önce de "Tansu Çiller"in danışmanı" diyorlardı. Biz Şükrü Baba"nın bir "danışman"dan çok daha fazlası olduğunu biliyorduk. Biz, yani hayatının daha ziyade "edebî" kısmını paylaşmış eski tanışları, Yazarlar Birliği"nin eski loş bürosunda, Sakarya Çay Ocağı"nda tatlı tatlı atıştığı tıfıl sohbet arkadaşları için o hep "Şükrü Baba"ydı. Çok es geçilmiş, bu acı vesileyle de olsa farkedilmesini ümit ettiğim "Dünyayı Dolduran Kiraz"ı, "Ânestü Nâra"yı yazan müstesna kalemdi. "Münacât"ı ve "Naat"ı kulca bir samimiyetle ören şairdi. Ebulfeyz Elçibey"in gönüldaşı, yoldaşı, dava arkadaşıydı. Duygularını belli etmemeye çalışan bir duygu adamıydı. Yaptığınız esprinin kabuklarını soymanız gerekmezdi ikram etmek için. Alırdı, gülerdi, mukabele ederdi. Sabahın erken saatlerinde poğaçamızı alıp çay ocağına vardığımızda çok defa orada tek başına otururken bulurduk onu. Bazen açık, neşeli, laf sokma gayretinde... Bazen kederli, sıkıntılı, gemileri batmış sanki kim bilir nerede?

Hayatının bizce görülmeyen bir tarafı vardı, başka yerlerde, başka kimselerle... Siyasi danışmanlıklar, kampanyalar, stratejik meseleler vesaire... Oralarda bir kesişme noktamız olmadı hiç neredeyse... Sadece karşılaşırsak bir yerlerde, küçük küçük dokundururdu lafı yine... Bir karşılık bulup verirdik, gülerdi kendine özgü üst perdeden kahkahasıyla...

Yıllar önce programcı olarak çalıştığım Radyo Birlik"te, bir bayram günü onu da konuk almış, rahmetli Elçibey ile zor şartlarda canlı bir telefon bağlantısı gerçekleştirmiştik. Kısa radyoculuk hayatımın unutulmaz hatıralarından biridir bu.

Uzun zaman olmuş görüşmeyeli, bir yerlerde karşılaşmayalı... Yolların birbirine uğramaz olduğu zamanlar oluyor böyle... Günün birinde böyle bir anda sırlara karışacağını bilsem, arar, bir hatrını sorardım. Hayatının bana dokunan yüzünde mert, meselesi olan, davası olan, incelikleri olan iyi bir adamdı Şükrü Baba. Ölüm haberine alelacele yetiştirilen o soğuk biyografiden çok daha fazlaydı. Bazen benim tuttuğum yoldan daha başka bir yerden yürüyordu, bazen benim söylediğimden başka şeyler söylüyordu, ama memleketini kendine dert ediyor ve çok içerden seviyordu.

Yakın tarihin pek çok kritik kavşağında tanıklığı var. Mutlaka ki pek çok şey biliyordu. Tabiatıyla ardından pek çok şey yazılıp çizilecek. Onları okumak yerine, şu aşağıdaki mısralardaki mümin kalple yetineceğim ben:

"Dön diyorsun/Nasıl yüzyüze geliriz, yüzsüzler şahıyım ben/Hadd-i müntehadayım, bir kıyl ü kal içindeyim/Hiç bir yerde tarifim yok sanki muhal içindeyim/Büzüldükçe üzerime kurar çadırını korku/Söyle neyim/Yakup muyum/Yusuf muyum/Kuyu mu?" (Münacât)

"Bilginin ardında ne bilgiler var/Zaman çökertilir olduğu yere/Menzil eşiğine varır yolcular/Her şeyin "ol!" emri aldığı yere." (Naat)

O"ndan geldik, O"na döneceğiz; arada olanların hepsi tafsilat! Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.